nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Genel Hükümler

Madde 7: Șer’i hükmün uygulanması

 Madde-7: Devlet, İslami tabiiyeti taşıyan Müslüman ve gayrimüslim herkese İslami şeriatı aşağıdaki şekilde infaz eder:

 

Madde-7: Devlet, İslami tabiiyeti taşıyan Müslüman ve gayrimüslim herkese İslami şeriatı aşağıdaki şekilde infaz eder:

a-   Hiçbir istisna olmaksızın İslam hükümlerinin tamamını Müslümanlara infaz eder.

b-   Gayrimüslimleri inançlarında ve ibadetlerinde genel nizam çerçevesinde serbest bırakır.

c-   İslam’dan irtad edenler mürtet iseler onlara mürtet hükmü uygulanır. Fakat mürtetlerin çocukları olup gayrimüslim olarak doğmuş iseler müşrik veya ehl-i kitap olmaları bakımından üzerine oldukları duruma göre gayrimüslim muamelesi görürler.

d-   Gayrimüslimlere yiyecek ve giyecek hususunda şer’i hükümlerin izin verdiği çerçevede kendi dinlerine göre muamele edilir.

e-   Gayrimüslimler arasındaki evlilik ve boşanma işleri kendi dinlerine göre fasledilirken onlar ile Müslümanlar arasında İslam hükümlerine göre fasledilir.

f-     Devlet; muamelat, ukubat, beyyinat, yönetim nizamı, ekonomi ve benzerleri gibi diğer şer’i hükümleri ve İslami şeriatın hususlarını herkese infaz eder. Bunların Müslümanlara ve gayrimüslimlere infazı eşit şekilde olur. Aynı şekilde tebaanın fertlerine infaz ettiği gibi muahidlere, müsteminlere ve İslam’ın sultası altında olan herkese infaz eder. Sefirler, elçiler ve benzerleri bundan müstesna edilirler. Zira onların diplomatik dokunulmazlığı vardır.

İslam, bütün insanlara gelmiştir. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

 (وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاس)

“Biz, seni bütün insanlara gönderdik.”[Sebe 28] Kafir, usul ile yani İslami akide ile mükellef olduğu gibi füru yani şer’i hükümlerle de mükelleftir. Usul ile mükellef olmasına gelince; Kuran-il Kerim ayetlerinde sarih olan bir husustur. Füru ile mükellef olmasına gelince; çünkü Allah, kafiri açıkça bazı füru ile mükellef kılmıştır ki bunlardan biri ibadet etmeyi emreden ayetlerin onları da kapsamasıdır. Allahuteala’nın şu kavli gibi:

 (يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ)

“Ey insanlar! Rabbinize ibadet edin.”[el-Bakara 21] Ve şu kavli:

 (وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ)

“O beyt-i (Kabe’yi) haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.”[Âl-i İmrân 97] Ve benzeri ayetler. Ayrıca şayet onlar, füru ile mükellef olmamış olsalardı Allahuteala, bundan dolayı onları tehdit etmezdi ve fürunun terk edilmesi, yani terk edilmesi sebebiyle tehdit eden pek çok ayet vardır ki Allahuteala’nın şu kavli bunlardandır:

 (وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ (6) الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ )

O müşriklerin vay haline! Onlar ki zekat vermezler.” [Fussilet 6-7] Ve şu kavli:

)(وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آَخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا((

“Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha dua etmezler, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.”[Furkan 68] Ve şu kavli:

(مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ (42) قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ))

“Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? Denildiğinde onlar da derler ki: Biz salâhı kılanlardan değildik.”[Müddesir 42-43] Dolayısıyla bazı emirler ve nehiyler ile mükellef oldukları sübut bulmaktadır. Diğer emirler ve nehiyler de böyledir. Yine füru ile mükellefliğin geldiği ayetler, amm/genel olarak gelmiştir. Amm ise tahsis delili varit olmadıkça umumluğu üzerine kalır. Bu ayetleri Müslümanlara has kılacak delil gelmemiştir dolayısıyla amm olarak kalırlar. Nitekim Allahuteala’nın şu kavli bunlardandır:

 ((وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا))

“Allah, alış verişi helal ribayı haram kıldı.”[el-Bakara 275] Ve Şu kavli:

 ((فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآَتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ))

"Eğer sizin için (çocuk) emzirirlerse, onlara (emziren kadınlara) ücretlerini verin.”[et-Talak 6] Ve şu kavli:

 (فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ)

“Alınmış bir rehin kafidir.”(el-Bakara 283) Keza Ahmed ve et-Tirmizi’nin Cabir kanalıyla sahih isnat ile tahric ettiği Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın,

 «مَنْ أَحْيَا أَرْضًا مَيِّتَةً فَهِيَ لَهُ»

“Her kim ölü bir araziyi ihya ederse o onundur” kavli ve Ahmed’in Semere İbn-u Cendeb kanalıyla sahih isnat ile tahric ettiği Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın,

 «عَلَى الْيَدِ مَا أَخَذَتْ حَتَّى تُؤَدِّيَهُ»

“Aldığını geri verinceye kadar el üzerinde bir hak vardır” kavli ve benzeri hükümler vardır. İşte bunlar, onların füru ile mükellef olduğuna dair sarih bir delildir. Yine asılla mükellef olmak füru ile mükellef olmak ve külle mükellef olmak cüzle mükellef olmaktır. Mesela salâhla mükellef olmak rekat, kıraat ve kıyam ve benzerleri ile mükellef olmaktır. O halde kafir, asılla mükellef olduğuna göre füru ile de mükelleftir. Salâh ve savm gibi bazı füruların onlardan kabul olmamasına gelince; çünkü bunlarda Müslüman olmak şarttır. Dolayısıyla şart tahakkuk edinceye kadar sahih olmaz. Ancak bu demek değildir ki bunlar onlara vacip değildir. Edası için Müslüman olmanın şart olmamasına rağmen cihat gibi bazı füruların onlardan talep edilmemesine gelince; çünkü cihat, küfürlerinden dolayı kafirlerle savaşmaktır. Zimmi ise bir kafirdir. Dolayısıyla bu, küfürlerinden dolayı kafirlerle savaşmasına bir maniadır. Aksi takdirde kendisi ile savaşması caiz olurdu. Bunun içindir ki o, cihatla sorumlu değildir. Ancak kendisi dışındaki kafirlerle savaşmaya razı olursa bu kabul edilir ancak buna icbar edilmez. Ancak bu demek değildir ki Allah, onu bununla mükellef kılmamıştır. Bu, onların İslam hükümleri ile sorumlu olmaları açısındandı. Yöneticinin İslam hükümlerinin tamamını onlara tatbik etmesi açısından olana gelince; çünkü Allahuteala, ehl-i kitap hakkında şöyle buyurmuştur:

 (فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ)

“Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma.”[el-Mîade 48] Ve şöyle buyurmuştur:

 (وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ)

“Onların aralarında Allah'ın indikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma.” [el-Mâide 49] Ve şöyle buyurmuştur:

 (إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ)

“Şüphesiz biz sana kitabı insanlar arasında Allah’ın sana gösterdikleri ile hükmedesin diye hak ile indirdik.”[en-Nîsâ 105] İşte bu ayetler, genel olup Müslümanları da gayrimüslimleri de kapsar. Çünkü,

 (لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ)

“İnsanlar arasında hükmedesin diye” ayetindeki insanlar kelimesi geneldir. Allahuteala’nın şu kavline gelince;

((سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ))

“Hep yalana kulak verir, haram yerler, sana gelirlerse ister aralarında hükmet ister onlardan yüz çevir.”[el-Mâide 42] Bu ayetten maksat, başka bir kafir yada kafirlerle husumeti hususunda Müslümanlara muhakeme olmak için dışarıdan İslami Devlet’e gelen kimselerdir. Müslümanlar, onların arasında hükmetmek ile onlardan yüz çevirmek arasında muhayyerdirler. Zira ayet, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in sulh yaptığı ve muahedeler akdettiği Medineli Yahudilerden olan kimseler hakkında inmiştir. Bu kimseler, birer ayrı devlet olarak görülen kabileler olup İslam sultasına tabi olmamışlardı. Bilakis birer ayrı devlettiler. Bunun içindir ki kendisi ile onlar arasında muahedeler vardı. Ancak zimmi olmaları veya müstemin olarak gelmeleri gibi İslam sultasına tabi olmaları halinde onlar arasında İslam’dan başkası ile hükmedilmesi caiz değildir. Onlardan her kim İslam’ın hükmüne başvurmaktan imtina ederse yönetici onu buna ve İslam’ın hükmünü almaya icbar eder. Zira daimi zimmet akdi yapmak ancak şu iki şartla caizdir: Birincisi; her sene cizye vermeye bağlı kalmak. İkincisi; İslam hükümlerine bağlanmaktır. Bu da Allahuteala’nın şu kavlinden dolayı kendilerine hükmedilecek bir hakkın edası veya yasağın terk edilmesini kabul etmektir:

((حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ))

“Küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar.”[et-Tevbe 29] Yani İslam hükümlerine boyun eğerek demektir. Nitekim Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], onlara İslam hükümlerini tatbik ediyordu. El-Buhari, İbn-u Ömer kanalıyla şu hadisi tahric etmiştir:

 «أَنَّ الْيَهُودَ جَاءُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وآله وسلم بِرَجُلٍ مِنْهُمْ وَامْرَأَةٍ زَنَيَا فَأَمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا»

“Yahudiler, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e kendilerinden zina eden bir adam ile bir kadını getirdiler. O, ikisinin de recmedilmesini emretti.”Yine el-Buhari, Enes kanalıyla şu hadisi tahric etmiştir:

 «أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وآله وسلم قَتَلَ يَهُودِيًّا بِجَارِيَةٍ قَتَلَهَا عَلَى أَوْضَاحٍ لَهَا»

“Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], bilezikleri için bir cariyeyi öldürmesi yüzünden bir Yahudiyi öldürdü.” İşte bu Yahudiler, İslami Devlet’in tebaasındandılar. Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Nasrani olan Necran halkına bir mektup yazmış ve şöyle demiştir:

 «أَنَّ مَنْ بَايَعَ مِنْكُمْ بِالرِّبَا فَلاَ ذِمَّةَ لَهُ»

“Sizden her kim ribayla alış-veriş yaparsa onun için zimmet yoktur.”[İbn-u Ebi Şeybe, Şa’bi’den mürsel olarak tahric etmiştir] İşte bunların hepsi Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında hiçbir fark olmaksızın İslam hükümlerinin tamamının tebaanın hepsine tatbik edilmesinin vacip olduğuna dair bir delildir. Buna binaen bu, maddenin (a) fıkrası konulmuştur.

 (b) fıkrasına gelince; Allahuteala’nın,

((فاحكم بينهم بما أنزل الله))

“Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet!”[el-Mîade 48]kavlindeki İslam hükümlerinin tatbiki hakkında varit olan amm/genel emir; şeran inandıkları akidenin, onlar nezdinde akideden olan hükümlerin ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in üzerinde onları ikrar ettiği hükümlerin dışındaki şeylere tahsis edilmiştir. Akide ve onlar nezdinde akideden itibar edilen hükümler ile Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in üzerinde onları ikrar ettiği hükümlere gelince; İslam, bunları sarih nasslarla istisna etmiştir. Nitekim Allahuteala şöyle buyurmuştur:

((لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ))

“Dinde zorlama yoktur.”[el-Bakara 256] Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

 «إِنَّهُ مَنْ كَانَ عَلَى يَهُودِيَّتِهِ أَوْ نَصْرَانِيَّتِهِ فَإِنَّهُ لاَ يُفْتَنُ عَنْهَا، وَعَلَيْهِ الجِزْيَةُ»

“Yahudi veya Nasrani olan bir kimse dininden (dönsün diye) fitneye düşürülmez ve ona cizye gerekir.”[Ebû Ubeyd, el-Emval’da Urve kanalıyla tahric etti] Dolayısıyla bize göre akaid babından olmasa da onlara göre akaid babından olan her fiilde onlara karışmayı ve onları inançlarında serbest bırakırız. İçki içmeleri ve evlenmeleri gibi Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in üzerinde onları ikrar ettiği her fiilde genel nizam çerçevesinde onlara karışmayız. Yani genel çarşılar ve benzeri yerler gibi Müslümanların onlarla iç içe olduğu genel hayatta değil de özel hayatlarında içki içmeleri caizdir.

 Bu maddenin (c) fıkrasına gelince; İslam, geri dönmediğinde öldürülmesi de dahil mürtet için bir takım hükümler koymuştur. Bu da Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şu kavlinden dolayıdır:

 «مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْـتُلُوهُ»

"Her kim dinini değiştirirse onu öldürün.”[el-Buhari, İbn-u Abbas’tan rivayet etti] El-Buhari İbn-u Abbas’tan o da Enes’ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ömer [RadiyAllahu Anh]’a geldim ve dedi ki: “Yâ Enes! İslam’dan irtad eden ve müşriklere katılan Bikr İbn-u Vail kabilesinden altı kişilik guruba ne yapıldı?” Dedi ki: “Yâ Emîr-ul Müminun! Savaşta öldürüldü.” Bunun üzerine Ömer tekrar sordu. Dedim ki: “Öldürmekten başka yapılacak bir şey var mıydı?” Dedi ki: “Evet.” Dedi ki: “Onlara Müslüman olmalarını teklif ederdim. Kabul etmezlerse hapse atardım.” [el-Beyhaki tahric etti] Yani tövbe edene kadar demektir. Şayet tövbe etmezse öldürülür. Çünkü mürtede Müslüman olması teklif edilir ve bununla birlikte tövbe etmesi için üsluplar benimsenir. Eğer tövbe etmezse öldürülür ve sırf mürtetliği yüzünden öldürülmez. Çünkü Cabir’den şu hadis rivayet edilmiştir

«أَنَّ امْرَأَةً هِيَ أُمُّ مَرْوَانَ ارْتَدَّتْ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم بِأَنْ يُعْرَضَ عَلَيْهَا الإِسْلاَمُ، فَإِنْ تَابَتْ، وَإِلاَّ قُتِلَتْ»

“Mervan’ın annesi olan bir kadın mürtet olunca Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ona Müslüman olmasının teklif edilmesini, tövbe etmezse öldürülmesini emretti.” [ed-Darukutni ve el-Beyhaki tahric etti] Fakihlerin geneli bu hadisi kullanmışlardır. Nitekim İbn-u Kudame Muğni’de, Maverdi el-Havi’l Kebir’de ve Ahkam-u Sultaniye’de, Ebû İshak Şirazi Muhzib’te, Rafiî Şerh-ul Kebir’de, Bagavi et-Tehzib’te ve İbn-ul Cevzi et-Tahkik’te bu hadisle istidlalde bulunmuşlardır. Dolayısıyla hasen sayılır ve onunla amel edilir. Yani öldürülmeden önce mürtet tövbe ettirilir. Bu, mürtedin kendisi açısındandı. İslam üzerine doğmayan çocuklarına gelince; yani bir Müslüman mürtet olduğunda öldürülmez ve Nasrani veya Yahudi veya müşrik olması gibi döndüğü din üzerinde kalarak bu şekilde devam eder ve o bu hal üzere iken Nasrani veya Yahudi veya müşrik çocukları olursa çocukları mürtet sayılıp onlara mürtet muamelesi mi yapılır yoksa üzerine doğdukları dinin ehli gibi mi sayılırlar? Bunun cevabı şöyledir: Mürtedin irtad etmeden önce doğan çocukları kesinlikle Müslüman sayılır. Eğer irtidadında babalarına tabi olurlarsa onlara mürtetlere muamele edildiği gibi muamele edilir. Ancak irtad etmesinden sonra kafir veya mürtet bir eşten çocukları olursa onlar kafir sayılırlar mürtet sayılmazlar. Dolayısıyla onlara üzerine doğdukları din ehline muamele edildiği gibi muamele edilir. Dolayısıyla da küfründen sonra mürtedin kafir veya mürtet bir eşinden doğan herkes onun küfrü ile mahkum edilir. Çünkü o, kafir ebeveynden doğmuştur. Eğer ebeveyn Yahudi veya Nasrani, yani ehl-i kitaptan olurlarsa onlara ehl-i kitaba muamele edildiği gibi muamele edilir ve müşrik olurlarsa müşriklere muamele edildiği gibi muamele edilir. Çünkü İbn-u Mesud’dan şu hadis rivayet edilmiştir:

 «أَنَّ صلى الله عليه وآله وسلم وَسَلَّمَ لَمَّا أَرَادَ قَتْلَ أَبِيكَ (عقبة بن أبي معيط) قَالَ مَنْ لِلصِّبْيَةِ قَالَ النَّارُ»

 “Sallallahu Aleyhi ve Sellem, babanı -Ukbe İbn-u Ebî Muit’i- öldürmek istediğinde dedi ki: “Çocuklara ne var?” Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Ateş.”[Ebû Davud ile el-Hakim rivayet edip sahih dedi ve ez-Zehebi de muvafakat etti] ed-Darukutni’nin rivayetinde ise şöyle geçmiştir:

 «النَّارُ لَهُمْ وَلأَبِيهِمْ»

“Onlar ve babaları için ateş var.”Çünkü Sahih-il Buhari’de cihat kitabının Ehl-id Dâr babında şöyle sabit olmuştur: İbn-u Abbas’tan o da es-Sa’b İbn-u Cusame’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم بِالأَبْوَاءِ - أَوْ بِوَدَّانَ - وَسُئِلَ عَنْ أَهْلِ الدَّارِ، يُبَيَّتُونَ مِنْ الْمُشْرِكِينَ فَيُصَابُ مِنْ نِسَائِهِمْ وَذَرَارِيِّهِمْ، قَالَ صلى الله عليه وآله وسلم: هُمْ مِنْهُمْ»

“Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Ebva -veya Veddan’da bana uğramıştı. Kendisine gece baskını yapılan müşriklerin ev halkı soruldu. Çünkü bu baskınlarda onların kadınları ve çocukları da isabet alıyordu. Dedi ki: “Onlar da onlardandır.”Dolayısıyla kafir ebeveynden doğan herkes kafir sayılır ve hükmü kafirlerin hükmü gibidir. Buna göre İslam’dan irtad edip Dürzi, Bahai ve Kadyani gibi gayri İslami bir fırka haline gelenlere mürtetlere muamele edildiği gibi muamele edilmez. Çünkü irtad edenler onlar değildir ki onlara mürtetlere muamele edildiği gibi muamele edilsin. Bilakis irtad edenler onların atalarıdır ve onlar kafir ebeveynden doğmuşlardır. Dolayısıyla onlara küfürle hükmedilir ve kafirlere muamele edildiği gibi muamele edilir. Mademki bu kimseler, ehl-i kitap dinlerinden bir dine, yani Nasraniliğe veya Yahudiliğe dönmediler o halde onlara müşriklere muamele edildiği gibi muamele edilir. Mesela kestikleri yenmez ve kadınlarıyla evlenilmez. Çünkü gayrimüslimler ya ehl-il kitaptan sayılırlar yada ehl-i kitap dışından -yani müşriklerden- sayılırlar bunların bir üçüncüsü yoktur. Bunun içindir ki Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Hasan İbn-u Muhammed İbn-ul Hanefi’nin rivayet ettiği şu hadiste Hacer Mecusileri hakkında şöyle demiştir:

«فَمَنْ أَسْلَمَ قُبِلَ مِنْهُ، وَمَنْ لَمْ يُسْلِمْ ضُرِبَتْ عَلَيْهِ الجِزْيَةُ، غَيْرَ نَاكِحِي نِسَائِهِمْ وِلاَ آكِلِي ذَبَائِحِهِمْ»

“Kim Müslüman olursa ondan kabul edilir. Kim de Müslüman olmazsa ona cizye koyulur. Onların kadınlarıyla nikahlanılmaz ve kestikleri yenilmez.”[Hafız, ed-Diraye’de Abdurrezzak ile İbn-u Ebi Şeyba’nın tahric ettiğini ve isnadı ceyyid mürsel olduğunu söyledi] Lübnan’daki Şihap ailesinin durumunda olduğu gibi İslam’dan irtad eden ve Nasrani olanların zürriyetine gelince; bunların babaları Müslümandı Nasraniliğe döndüler ve zürriyetleri Nasranilik dini üzerine gelmiştir. Bu kimselere ve benzerlerine ehl-i kitaba muamele edildiği gibi muamele edilir.

 Maddenin (d ve e) fıkralarına gelince; bunların delili Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Yahudiler ile Nasranilerin içki içmelerini ikrar ettiği gibi evliliklerini ve boşanmalarını da ikrar etmiştir. Dolayısıyla Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ikrarı, amm delil için bir tahsis olmaktadır. Ancak Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in evlilik ve boşanmayı ikrar etmesi eşlerin kafir olması halindedir. Ancak koca Müslüman karısı da Nasrani veya Yahudi olursa onlar hakkında şer’i hükümler tatbik edilir. Karının Müslüman kocanın kafir olması ise imkansızdır. Çünkü bu, Allahuteala’nın şu kavlinden dolayı batıldır:

(فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ)

“Onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar.”[Mümtahina 10] Dolayısıyla Müslüman bir kadının gayrimüslim bir erkekle evlenmesi kesinlikle helal olmaz. Eğer evlenirse evliliği batıl olur.

 Maddenin (f) fıkrasına gelince; İslam hükümlerinin tamamının infaz edilmesi açısından olup bunun delili yukarıda geçen kafirin usulle ve füruyla mükellef ve İslam hükümlerinin hepsiyle sorumlu olmasıdır. Bu ise genel olup İslam’ın sultası altında yaşayan zimmiyi de zimmi olmayanı da kapsar. Dolayısıyla ister zimmi ister muahid isterse müstemin olsun dâr-ul İslam’a dahil olan kafirlerin hepsine akait ve akaitten sayılan her fiil ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in ikrar ettiği her fiilin dışında İslam’ın hükümlerinin tatbik edilmesi gerekir. Ancak sefirler ve bu kabilden olan kimseler bundan müstesna edilirler. Zira onlara ukubat hükümleri tatbik edilmez ve diplomatik dokunulmazlık denilen şey verilir. Çünkü Ahmed, İbn-u Abbas’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«جَاءَ ابْنُ النَّوَّاحَةِ وَابْنُ أُثَالٍ، رَسُولاَ مُسَيْلِمَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وآله وسلم، فَقَالَ لَهُمَا: أَتَشْهَدَانِ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ؟ قَالاَ: نَشْهَدُ أَنَّ مُسَيْلِمَةَ رَسُولُ اللَّهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم: آمَنْتُ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ، لَوْ كُنْتُ قَاتِلاً رَسُولاً لَقَتَلْتُكُمَا، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ: قَالَ: فَمَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الرُّسُلَ لاَ تُقْتَلُ»

“İbn-u Nevvâha ve İbn-u Usel, Müseyleme’nin iki elçisi olarak Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e geldiler. Onlara dedi ki: “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eder misiniz?” Dediler ki: “Müseyleme’nin Allah’ın resulü olduğuna şehadet ederiz.” Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] dedi ki: “Allah’a ve resullerine iman ettim. Eğer elçileri öldüren olsaydım kesinlikle sizi öldürürdüm.” Abdullah dedi ki: “Böylece elçilerin öldürülmemesi sünnet oldu.”[Ahmed tahirc etti ve el-Haysemi hasen dedi] Dolayısıyla bu hadis, kafirlerden gelen elçilerin öldürülmesinin haram ve diğer ukubatların da öldürme gibi olduğuna delalet etmektedir. Ancak bu, elçi, maslahatgüzar ve bu şekilde olan kimseler gibi kendilerine elçi sıfatının intibak ettiği kimseler için geçerlidir. Konsolos, ticari ateşe ve benzerleri gibi kendilerine elçi sıfatının intibak etmediği kimselere gelince; bu ikisi gibilerin dokunulmazlığı yoktur. Çünkü bunlara elçi sıfatı intibak etmez. Bu hususta devletlerarası örfe müracaat edilir. Çünkü bu, istılahî bir lafız olup vakıasını öğrenmek için örfe müracaat edilir ki bu, menatın tahkiki, yani bunun elçilerden olup olmadığının bilinmesi babındandır.

 

 

المادة 7:  تنفذ الدولة الشرع الإسلامي على جميع الذين يحملون التابعية الإسلامية سواء أكانوا مسلمين أم غير مسلمين على الوجه التالي: أ- تنفذ على المسلمين جميع أحكام الإسلام دون أي استثناء. ب- يترك غير المسلمين وما يعتقدون وما يعبدون ضمن النظام العام. جـ- المرتدون عن الإسلام يطبق عليهم حكم المرتد إن كانوا هم المرتدين، أما إذا كانوا أولاد مرتدين وولدوا غير مسلمين فيعاملون معاملة غير المسلمين حسب وضعهم الذي هم عليه من كونهم مشركين أو أهل كتاب. د- يعامل غير المسلمين في أمور المطعومات والملبوسات حسب أديانهم ضمن ما تجيزه الأحكام الشرعية. هـ- تفصل أمور الزواج والطلاق بين غير المسلمين حسب أديانهم، وتفصل بينهم وبين المسلمين حسب أحكام الإسلام. و- تنفذ الدولة باقي الأحكام الشرعية وسائر أمور الشريعة الإسلامية من معاملات وعقوبات وبينات ونظم حكم واقتصاد وغير ذلك على الجميع، ويكون تنفيذها على المسلمين وعلى غير المسلمين على السواء، وتنفذ كذلك على المعاهدين والمستأمنين وكل من هو تحت سلطان الإسلام كما تنفذ على أفراد الرعية، إلا السفراء والرسل ومن شاكلهم فإن لهم الحصانة الدبلوماسية.

المادة 7:  تنفذ الدولة الشرع الإسلامي على جميع الذين يحملون التابعية الإسلامية سواء أكانوا مسلمين أم غير مسلمين على الوجه التالي:

  • أ -    تنفذ على المسلمين جميع أحكام الإسلام دون أي استثناء.
  • ب - يترك غير المسلمين وما يعتقدون وما يعبدون ضمن النظام العام.
  • جـ -  المرتدون عن الإسلام يطبق عليهم حكم المرتد إن كانوا هم المرتدين، أما إذا كانوا أولاد مرتدين وولدوا غير مسلمين فيعاملون معاملة غير المسلمين حسب وضعهم الذي هم عليه من كونهم مشركين أو أهل كتاب.
  • د -   يعامل غير المسلمين في أمور المطعومات والملبوسات حسب أديانهم ضمن ما تجيزه الأحكام الشرعية.
  • هـ -   تفصل أمور الزواج والطلاق بين غير المسلمين حسب أديانهم، وتفصل بينهم وبين المسلمين حسب أحكام الإسلام.
  • و -  تنفذ الدولة باقي الأحكام الشرعية وسائر أمور الشريعة الإسلامية من معاملات وعقوبات وبينات ونظم حكم واقتصاد وغير ذلك على الجميع، ويكون تنفيذها على المسلمين وعلى غير المسلمين على السواء، وتنفذ كذلك على المعاهدين والمستأمنين وكل من هو تحت سلطان الإسلام كما تنفذ على أفراد الرعية، إلا السفراء والرسل ومن شاكلهم فإن لهم الحصانة الدبلوماسية.

كل الناس مكلفون بالإسلام

إن الإسلام جاء لجميع الناس، قال تعالى: ((وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاس))ِ [سبأ 28] وكما أن الكافر مكلف بالأصول، أي بالعقيدة الإسلامية، فكذلك هو مكلف بالفروع أي بالأحكام الشرعية، أما كونه مكلفاً بالأصول فصريح في آيات القرآن الكريم، وأما كونه مكلفاً بالفروع فلأن الله قد كلفه صراحة ببعض الفروع، منها أن الآيات الآمرة بالعبادة متناولة لهم، كقوله تعالى:((يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ)) [البقرة 21] وقوله تعالى:((وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ))[آل عمران 97] ونحو ذلك، ومنها أنهم لو لم يكونوا مكلفين بالفروع ما أوعدهم الله تعالى عليها، والآيات الموعدة بتركها أي بسبب تركها كثيرة، منها قوله تعالى: ((وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ (6) الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ ))[فصلت]، وقوله تعالى: ((وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آَخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا(68) ))[الفرقان] وقوله تعالى)((مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ (42) قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ)) (43) [المدثر]، فثبت كونهم مكلفين ببعض الأوامر وبعض النواهي فكذلك سائر الأوامر والنواهي. وأيضاً فإن الآيات التي جاء التكليف بها بالفروع جاءت عامة، والعام يجري على عمومه ما لم يرد دليل التخصيص، ولم يأت دليل يخصها بالمسلمين فتظل عامة. من ذلك قوله تعالى: ((وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا))[البقرة 275]، وقوله تعالى: ((فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآَتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ))[الطلاق 6]، وقوله تعالى:((فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ))[البقرة 283]، وقوله عليه الصلاة والسلام: «مَنْ أَحْيَا أَرْضًا مَيِّتَةً فَهِيَ لَهُ» أخرجه أحمد والترمذي بسند صحيح من طريق جابر. وقوله عليه الصلاة والسلام: «عَلَى الْيَدِ مَا أَخَذَتْ حَتَّى تُؤَدِّيَهُ» أخرجه أحمد بإسناد صحيح من طريق سَمُرة بن جندب. إلى غير ذلك من الأحكام. وهذا دليل صريح على أنهم مكلفون بالفروع. وأيضاً فإن التكليف بالأصل تكليف بالفرع، والتكليف بالكل تكليف بالجزء، فالتكليف بالصلاة تكليف بالركعة والقراءة والقيام.. الخ. والكافر مكلف بالأصل فهو مكلف بالفرع. وأما عدم جواز بعض الفروع منهم كالصلاة والصوم فلأن شرطها الإسلام، فلا تصح حتى يتحقق الشرط، ولكن ذلك لا يعني أنها ليست واجبة عليهم، وأما عدم طلب بعض الفروع منهم كالجهاد، مع أن الإسلام ليس شرطاً في أدائه فلأن الجهاد قتال الكفار لكفرهم، والذمي كافر فيمتنع أن يقاتل الكفار لكفرهم، وإلا جاز أن يقاتل نفسه، ولذلك لم يكن مطالباً به. ولكنه إذا رضي أن يقاتل كافراً غيره يقبل منه ولكن لا يجبر عليه، إلا أن ذلك لا يعني أنه غير مكلف به من الله.

تطبيق جميع الأحكام على الجميع

هذا من حيث كونهم مطالبين بأحكام الإسلام، أما من حيث تطبيق الحاكم جميع أحكام الإسلام عليهم، فلأن الله تعالى يقول في حق أهل الكتاب:((فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ))[المائدة 48]، ويقول أيضاً في حقهم: ((وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ)) [المائدة 49] وقال:((إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ)) [النساء 105]، وهذا عام يشمل المسلمين وغير المسلمين، لأن كلمة الناس عامة: ((لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ)). وأما قوله تعالى: ((سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئاً وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ)) [المائدة 42] فإن المراد منها من جاء إلى الدولة الإسلامية من خارجها ليحتكم إلى المسلمين في خصومة مع كافر آخر أو كفار آخرين، فالمسلمون مخيرون بين أن يحكموا بينهم وبين أن يعرضوا عنهم. فإن الآية نزلت فيمن وادعهم الرسول صلى الله عليه وآله وسلم من يهود المدينة، وعقد معهم معاهدات، وكانوا قبائل يعتبرون دولاً أخرى، فلم يكونوا خاضعين لسلطان الإسلام، بل كانوا دولا أخرى. ولذلك كانت بينه وبينهم معاهدات. أما إن كانوا خاضعين لسلطان الإسلام، بأن كانوا ذميين، أو جاؤوا مستأمنين، فلا يجوز أن يحكم بينهم إلا بالإسلام، ومن امتنع منهم عن الرجوع إلى حكم الإسلام أجبره الحاكم على ذلك وأخذه به.إذ إنه لا يجوز عقد الذمة المؤبدة إلا بشرطين أحدهما: أن يلتزموا إعطاء الجزية في كل حول، والثاني التزام أحكام الإسلام، وهو قبول ما يحكم به عليهم من أداء حق أو ترك محرم، لقول الله تعالى: ((حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ)) [التوبة]أي خاضعون لأحكام الإسلام. وقد كان الرسول صلى الله عليه وآله وسلم يطبق عليهم أحكام الإسلام. روى البخاري من طريق ابن عمر: «أَنَّ الْيَهُودَ جَاءُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وآله وسلم بِرَجُلٍ مِنْهُمْ وَامْرَأَةٍ زَنَيَا فَأَمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا» وروى البخاري من طريق أنس «أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وآله وسلم قَتَلَ يَهُودِيًّا بِجَارِيَةٍ قَتَلَهَا عَلَى أَوْضَاحٍ لَهَا». وهؤلاء اليهود كانوا من رعايا الدولة الإسلامية. وكتب رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم إلى أهل نجران وهم نصارى «أَنَّ مَنْ بَايَعَ مِنْكُمْ بِالرِّبَا فَلاَ ذِمَّةَ لَهُ» أخرجه ابن أبي شيبة عن الشعبي مرسلاً، وهذا كله دليل على وجوب تطبيق جميع أحكام الإسلام على جميع الرعية، لا فـرق بين المسـلمين وغير المسلمين. وبناء على ذلك وضعت الفقرة (أ) من هذه المادة.

وأما الفقرة (ب)فإن الأمر العام في تطبيق أحكام الإسلام الوارد في قوله تعالى:((فاحكم بينهم بما أنزل الله))[المائدة 48]قد خصص شرعاً بغير العقيدة التي يعتقدونها، وبغير الأحكام التي هي عندهم من العقيدة، وفي غير الأحكام التي أقرهم الرسول صلى الله عليه وآله وسلم عليها. أما العقيدة والأحكام التي تعتبر عندهم منها والأحكام التي أقرهم الرسول صلى الله عليه وآله وسلم عليها فقد استثناها الإسلام بنصوص صريحة. قال الله تعالى: ((لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ)) [البقرة 256] وقال رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: «إِنَّهُ مَنْ كَانَ عَلَى يَهُودِيَّتِهِ أَوْ نَصْرَانِيَّتِهِ فَإِنَّهُ لاَ يُفْتَنُ عَنْهَا، وَعَلَيْهِ الجِزْيَةُ» أخرجه أبو عبيد في الأموال من طريق عروة. فأي فعل كان من باب العقائد عندهم، ولو كان عندنا ليس من باب العقائد، فإننا لا نتعرض لهم فيه ونتركهم وما يعتقدون، وأي فعل أقرهم الرسول صلى الله عليه وآله وسلم عليه كشربهم الخمر وكزواجهم فإننا لا نتعرض لهم فيه ضمن النظام العام. أي يجوز لهم شرب الخمر في حياتهم الخاصة، وليس في الحياة العامة التي يشاركهم فيها المسلمون كالأسواق العامة ... ونحوها.

وأما الفقرة (جـ)من هذه المادة فإن الإسلام قد وضع أحكاماً للمرتد، منها أنه يقتل إذا لم يرجع، لقول رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم: «مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْـتُلُوهُ» رواه البخاري عن ابن عباس، وعن أنس قال: "فقدمت على عمر رضي الله عنه فقال: يا أنس، ما فعل الستة الرهط من بكر بن وائل الذين ارتدوا عن الإسلام فلحقوا بالمشركين؟ قال: يا أمير المؤمنين، قتلوا بالمعركة، فاسترجع عمر، قلت: وهل كان سبيلهم إلا القتل؟ قال: نعم، قال: كنت أعرض عليهم الإسلام، فإن أبوا أودعتهم السجن" أخرجه البيهقي. أي حتى يتوب، وإن لم يتب يقتل؛ لأنه يعرض الإسلام على المرتد وتتخذ معه أساليب للتوبة، فإن لم يتب يقتل، ولا يقتل بمجرد الارتداد. لما روي عن جابر: «أَنَّ امْرَأَةً هِيَ أُمُّ مَرْوَانَ ارْتَدَّتْ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم بِأَنْ يُعْرَضَ عَلَيْهَا الإِسْلاَمُ، فَإِنْ تَابَتْ، وَإِلاَّ قُتِلَتْ» أخرجه الدارقطني والبيهقي. وهذا الحديث يستعمله عامة الفقهاء واستدل به ابن قدامة في المغني والماوردي في الحاوي الكبير وفي الأحكام السلطانية، وأبو إسحق الشيرازي في المهذب، والرافعي في الشرح الكبير، والبغوي في التهذيب، وابن الجوزي في التحقيق، فيعتبر من الحسن، ويعمَل به، أي يستتاب المرتد قبل قتله.

هذا بالنسبة للمرتد نفسه، أما بالنسبة لأولاده الذين ولدوا على غير الإسلام، أي إذا ارتد المسلم ولم يقتل وظل على الدين الذي ارتد إليه، كأن صار نصرانياً أو يهودياً أو مشركاً وظل كذلك، وولد له أولاد وهو على هذه الحال، فولدوا نصارى أو يهوداً أو مشركين، فهل يعتبر أولاده مرتدين فيعاملون معاملة المرتدين أم يعتبرون كاعتبار أهل الدين الذي ولدوا عليه؟. والجواب على ذلك بأن أولاد المرتد الذين ولدوا قبل ارتداده فإنهم يعتبرون مسلمين قطعاً، فإذا تبعوا أباهم بارتداده عوملوا معاملة المرتدين. وأما إن ولدوا بعد ارتداده من زوجة كافرة أو زوجة مرتدة فإنهم يعتبرون كفاراً ولا يعتبرون مرتدين، فيعاملون معاملة أهل الدين الذي ولدوا عليه. فكل من ولد للمرتد بعد كفره من زوجة كافرة أو مرتدة فهو محكوم بكفره لأنه ولد من أبوين كافرين. فإن كان الأبوان صارا يهوداً أو نصارى أي من أهل الكتاب عومل معاملة أهل الكتاب، وإن صارا مشركين عومل معاملة المشركين. وذلك لما روي عن ابن مسعود: «أَنَّ صلى الله عليه وآله وسلم وَسَلَّمَ لَمَّا أَرَادَ قَتْلَ أَبِيكَ (عقبة بن أبي معيط) قَالَ مَنْ لِلصِّبْيَةِ قَالَ النَّارُ» رواه أبو داود والحاكم وصححه ووافقه الذهبي، وفي رواية الدارقطني: «النَّارُ لَهُمْ وَلأَبِيهِمْ»، ولما ثبت في صحيح البخاري في باب أهل الدار من كتاب الجهاد: عن ابن عباس عن الصعب بن جثامة قال: «مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم بِالأَبْوَاءِ - أَوْ بِوَدَّانَ - وَسُئِلَ عَنْ أَهْلِ الدَّارِ، يُبَيَّتُونَ مِنْ الْمُشْرِكِينَ فَيُصَابُ مِنْ نِسَائِهِمْ وَذَرَارِيِّهِمْ، قَالَ صلى الله عليه وآله وسلم: هُمْ مِنْهُمْ». فكل من ولد لأبوين كافرين يعتبر كافراً، وحكمه حكم الكفار. وعلى ذلك فإن الذين ارتدوا عن الإسلام وصاروا فرقاً غير إسلامية، كالدروز، والبهائية، والقاديانية، لا يعاملون معاملة المرتدين، لأنهم ليسوا هم الذين ارتدوا حتى يعامَلوا معاملة المرتدين، بل أجدادهم هم الذين ارتدوا، وهؤلاء تولدوا من أبوين كافرين، فيحكم عليهم بالكفر، ويعاملون معاملة الكفار، وبما أن هؤلاء لم يرتدوا إلى دين من أديان أهل الكتاب، أي لم يرتدوا إلى النصرانية أو اليهودية، فإنهم يعاملون معاملة المشركين، فلا تؤكل ذبائحهم، ولا تنكح نساؤهم، لأن غير المسلمين إما أن يعتبروا من أهل الكتاب أو من غير أهل الكتاب - أي من المشركين - ولا ثالث لهما، ولذلك قال الرسول صلى الله عليه وآله وسلم عن مجوس هجر من رواية الحسن بن محمد بن الحنفية: «فَمَنْ أَسْلَمَ قُبِلَ مِنْهُ، وَمَنْ لَمْ يُسْلِمْ ضُرِبَتْ عَلَيْهِ الجِزْيَةُ، غَيْرَ نَاكِحِي نِسَائِهِمْ وِلاَ آكِلِي ذَبَائِحِهِمْ» قال الحافظ في الدراية أخرجه عبد الرزاق وابن أبي شيبة، وهو مرسل جيد الإسناد. وأما ذرية الذين ارتدوا عن الإسلام وصاروا نصارى كما هي الحـال في لبنان مثل عائلة شـهـاب، فإن آباءها مسلمون ارتدوا إلى النصرانية، وجاءت ذريتهم على دين النصارى، فهؤلاء وأمثالهم يعاملون معاملة أهل الكتاب.

وأما الفقرتان (د، هـ)فإن دليلهما أن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم قد أقر اليهود والنصارى على شرب الخمر، وأقرهم على زواجهم وطلاقهم، فيكون إقراره صلى الله عليه وآله وسلم تخصيصاً للدليل العام، إلا أن إقرار الرسول صلى الله عليه وآله وسلم بالزواج والطلاق حين يكون الزوجان كافرين. أما إن كان الزوج مسلماً والزوجة نصرانية أو يهودية فإنه يطبق في حقهما أحكام الشرع. ولا يتأتى أن تكون الزوجة مسلمة والزوج كافراً؛ لأن ذلك باطل لقول الله تعالى: ((فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ))[الممتحنة 10] فلا يحل تزوج المسلمة بغير المسلم مطلقاً، وإن تزوجت فزواجها باطل.

وأما الفقرة (و)فإنه بالنسبة لتنفيذ جميع أحكام الإسلام دليله ما سبق من أن الكافر مكلف بالأصول، ومكلف بالفروع، ومطالب بجميع أحكام الإسلام. وهذا عام يشمل الذمي وغير الذمي ممن يعيش تحت سلطان الإسلام. فجميع الكفار الذين يدخلون دار الإسلام، سواء أكانوا ذميين أم معاهدين أم مستأمنين، يجب أن تطبق عليهم أحكام الإسلام، ما عدا العقائد، وما عدا كل فعل يعتبر من العقائد، وكل فعل أقرهم الرسول صلى الله عليه وآله وسلم عليه. إلا أنه يستثنى من ذلك السفراء، ومن هم من قبيلهم، فإنه لا تطبق عليهم أحكام العقوبات، ويعطون ما يسمى بالحصانة الديبلوماسية، وذلك لما روى أحمد عن ابن مسعود قال: «جَاءَ ابْنُ النَّوَّاحَةِ وَابْنُ أُثَالٍ، رَسُولاَ مُسَيْلِمَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وآله وسلم، فَقَالَ لَهُمَا: أَتَشْهَدَانِ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ؟ قَالاَ: نَشْهَدُ أَنَّ مُسَيْلِمَةَ رَسُولُ اللَّهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم: آمَنْتُ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ، لَوْ كُنْتُ قَاتِلاً رَسُولاً لَقَتَلْتُكُمَا، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ: قَالَ: فَمَضَتِ السُّنَّةُ أَنَّ الرُّسُلَ لاَ تُقْتَلُ» أخرجه أحمد وحسنه الهيثمي. فهذا الحديث يدل على تحريم قتل الرسل الذين يأتون من الكفار، ومثل القتل سائر العقوبات. إلا أن هذا لمن تنطبق عليه صفة الرسول، كالسفير والقائم بالأعمال ومن على شاكلتهما. أما من لا تنطبق عليه صفة الرسول كالقنصل وكالمعتمد التجاري ونحوهما فإنه لا حصانة لمثلهما، لأنه لا تنطبق عليه صفة الرسول. ويرجع في ذلك إلى العرف الدولي لأنه لفظ اصطلاحي يرجع في معرفة واقعه إلى العرف وهو من باب تحقيق المناط، أي معرفة هل هذا يعتبر من الرسل أم لا.

 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 55: Vali ve Halife arasında koordinasyon

in Valiler
Madde 55: Valinin, emirliği gereğince ifa ettiği işlerini halifeye bildirmesi lazım değildir. Bu, tercihine bırakılmıştır. Yeni ve olağan olmayan bir mesele çıkarsa, bu meseleyi halifenin değerlendirmesine bırakır. Ardından halifenin emrettiğine göre davranır. Beklemenin meselenin bozulmasına neden olmasından çekinirse, infazı yerine getirir. Bu takdirde meseleyi ve infaz etmesinden evvel… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 83: Kadâ, davada tek derecedir.

in Yargı
Madde 83: İstinaf mahkemeleri yoktur ve temyiz mahkemeleri de yoktur. Dolayısıyla kesinlik bakımından kadâ, davada tek derecedir. Böylece kâdı bir hüküm verdiğinde o hükmü uygulanır ve bağlayıcı olur. Verdiği hükmün, İslam dışı olması veya kitapta, sünnette yada sahabenin icmaındaki katî bir nassa aykırı hüküm olması veya vakıanın hakikatine ters hüküm verdiğinin açığa çıkması haricinde hüküm… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 154: Çalışanlar ve ücretler

Madde 154: Fertlerin yanında ve şirketlerde çalışanlar, hakların ve yükümlülüklerin tümünde devlette çalışanlar gibidir. Ücretle çalışmakta olan herkes, -iş veya işçi türü değişse de- çalışandır. Ücretli ile işveren ücret miktarında anlaşmazlığa düşerlerse, ecr-i misle (piyasa ücretine) göre hüküm verilir. Bunların dışındaki hususlarda anlaşmazlığa düştüklerinde ise aralarında şeri hükümlere göre… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 165: Beldelerimizde yabancı malların yatırımı ve işletilmesi

Madde 165: Beldelerimizde yabancı malların işletilmesi ve yatırım yapılması men edilir. Yine herhangi bir yabancıya ayrıcalık tanınması da men edilir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 49: Tenfîz muavininin işi.

Madde 49: Halife tenfîz için bir muavin tayin eder. Tenfîz muavininin işi; yönetimden değil idarî işlerdendir. Dairesi de dahilî ve haricî cihetler için halifeden sadır olan hususları infaz eden ve bu cihetlerden gelenleri halifeye ulaştıran bir cihazdır. Aşağıdaki işlerde halifeden aldığını diğerlerine, diğerlerinden aldığını da halifeye ulaştıran, halife ile diğerleri arasında bir vasıtadır: a.… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 117: Özel hayat ve kamusal hayatın hükümleri

Madde 117: Kadın, hem genel hayatta hem de özel hayatta yaşar. Genel hayatta, iki elinden ve yüzünden başka yerinin görünmemesi, teberrüc olmaması ve açık saçık olmaması şartıyla kadınlarla, mahrem erkeklerle ve yabancı erkeklerle yaşaması caizdir. Özel hayatta ise kadınlar ve mahremlerinden başkasıyla yaşaması caiz değildir. Yabancı erkekler ile yaşaması caiz değildir. Her iki hayatta da tüm… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 179: Devlet, araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkan sağlar

Madde 179: Devlet; fıkıh, fıkıh usulü, hadis, tefsir ile fikir, tıp, mühendislik ve kimyadan, icatlardan, keşiflerden ve benzerlerinden çeşitli bilgilerde araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkan sağlamak üzere üniversite ve okullardakinin dışında da kütüphaneler, laboratuarlar ve diğer bilimsel araçları hazırlar ki ümmet içerisinde çokça müçtehitler, ibda edenler ve ihtira edenler… Devamını oku
HABER

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Tuzak...

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Bir Tuzaktır, Bu Onun Örgüt Olmasını Asla Değiştirmez H. 01 Ramazan 1435, M. 29 Haziran 2014 tarihinde IŞİD örgütünün resmi sözcüsü Ebu Muhammed Adnani,…

IŞİD Tarafından Hilafetin İlan Edilmesi

IŞİD tarafından ilan edilen Hilafet hakkında açıklama isteyen tüm kardeşlere... es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh"Ey değerli kardeşlerim!