nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ictima i Nizam

Madde 114: Erkekler ve Kadınların yükümlülükleri

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 114: Erkeklere verilen haklar kadınlara da verilir. Erkeklere yüklenen yükümlülük kadınlara da yüklenir. Ancak İslam’ın kadın ve erkeklere şer-i deliller ile tahsis ettiği haklar müstesnadır. Dolayısıyla kadının ticaret, ziraat ve sanayi işlerine katılma, muamelat ve akitlerde bulunma, her tür mülke sahip olma hakkı vardır. Kendi başına veya başkası ile ortak olarak malını çoğaltabilir. Hayat işlerinin hepsine bizzat katılabilir.

Bu maddenin delili şudur ki şâri, kullara hitap ederken muhatabın erkek yada kadın olmasına bakmaksızın onlara, insan olmaları vasfıyla hitap etmiştir. Zira Allahuteala şöyle buyurmuştur:

 ))يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي  رَسُولُ  اللَّهِ  إِليْكمْ  جَمِيعًا((

“Ey insanlar! Muhakkak ki ben sizin hepinize gönderilmiş Allah’ın resulüyüm.”[el-Arâf 158]

 ))يَا أَيُّهَا  النَّاسُ  اتَّقوا  رَبَّكمْ((

“Ey insanlar! Rabbinizden ittika edin.” [el-Hacc 1]

 ))يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنوا اسْتجِيبُوالِلَّهِ  وَ لِلرَّسُولِ((

“Ey iman edenler! Allah'a ve resulüne icabet edin.” [el-Enfâl 24 ]

  ))كتِبَ  عَليْكمْ  الصِّيَامُ((

Oruç sizin üzerinize farz kılındı.” [el-Bakara 183 ]

 ))فمَنْ شهِدَ مِنكمْ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ((

“Sizden kim Ramazan ayına şahit olursa onda oruç tutsun.” [el-Bakara

185 ]

 ))وَأَقِيمُوا الصَّلاَة((

 “Salâhı kılın.” [el-Bakara 43 ]

  ))خذ مِنْ أَمْوَالِهِمْ((

 “Onların mallarından zekat al.” [et-Tövbe 103 ]

 ))إِنَّمَا الصَّدَقَات  لِلُفَقرَاءِ  وَ الْمَسَاكِينِ((

“Sadakalar/zekatlar ancak fakirlere ve miskinlere mahsustur.” [et-Tövbe 60]

 ))وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَ الْفِضَّة((

 “Altın ve gümüşü kenz edenlere (yığanlara).” [et-Tövbe 34 ]

 ))وَأَحَلَّ اللَّهُالْبَيْعَ  وَ حَرَّمَ الرِّبَا((

“Allah alış verişi helal, ribayı haram kıldı.” [el-Bakara 275] Ve benzeri nasslar. Şâri, bu ayetlerin hepsinde muhatabın erkek ya da kadın olmasına bakmaksızın insanlara genel bir hitapla hitap etmiştir. Şâri’nin hitabındaki bu genellik, genelliği üzerine kalır. Bundan dolayı şeriat, ne erkek olması vasfıyla erkeğe ne de kadın olması vasfıyla kadına değil bilakis insan olması vasfıyla insanoğluna gelmiştir. Dolayısıyla şeriatta var olan şer-i yükümlülükler ancak insan için gelmiş olup içerdiği haklar ve görevler yalnızca insan içindir, insana aittir. İşte bu maddede geçen “erkeklere verilen haklar kadınlara da verilir” ifadesinin delili budur. Çünkü şeriat insan için gelmiştir ve o ikisinden her birisi insandır. Şeriat kadın için veya erkek için gelmemiştir. Dolayısıyla Şâri’nin hitabı olan şer-i hükümler karşısında kadın da erkek de aynıdır. Şeriatta, şer-i bir nassla kadına ya da erkeğe has olduğuna dair bir hüküm varit olmadıkça Şâri’nin hitabındaki bu genellik, hem şeriatın tamamında hem de şeriattaki her hükümde genelliği üzere kalır. O halde bir hükmün yalnızca kadına veya erkeğe ait olduğu şer-i bir nassla belirlenir. Şeriat ise kadın yada erkek olmasına bakılmaksızın insan için genel olması üzerine kalır. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

 ))يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِليْكمْ جَمِيعًا((

“Ey insanlar! Muhakkak ki ben sizin hepinize gönderilmiş Allah’ın resulüyüm.” [el-Arâf 158] Diğer hükümler de kadın ve erkek olmasına bakılmaksızın insan için genel olması üzerine kalır. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

 ))يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنوا اسْتجِيبُوا لِلَّهِ وَ لِلرَّسُولِ((

“Ey iman edenler! Allah’a ve resulüne icabet edin.” [el-Enfâl 24 ]

 ))وَأَطِيعُوا اللَّهَ  وَ الرَّسُولَ  ((

“Allah’a itaat edin. Resulüne de itaat edin.” [Âl-i İmrân 132 ]

 ))فمَنْ  شهِدَ مِنكمْ  الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ((

“Sizden kim Ramazan ayına şahit olursa onda savm tutsun.” [el-Bakara 185 ]

 ))وَأَشْهِدُوا  ذوَىعَدْلٍ  مِنكمْ((

 “İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun.” [Talak 2] Ve benzeri hükümler. Bu hükümlerin hepsi, erkek yada kadın olmasına bakılmaksızın insan için genel olması üzerine kalır. Dolayısıyla aslolan Şâri’nin, şeriatı ne erkeğe ne de kadına değil bilakis her biri insan olması vasfıyla ikisi yani insan için getirmesidir. Daha sonra Şâri tarafından hem kadına hem de erkeğe has muayyen hükümler gelmiştir. Dolayısıyla kadının kendisine has hükümlerle ve erkeğin de kendisine has hükümlerle tahsis edilmesinde bu hükümlerin ve bunları getiren naasların sınırına bağlı kalınır. O ikisinden herhangi birisine tahsis edildiğine dair sarih bir nass varit olmadıkça hiçbir hüküm o ikisinden birine tahsis edilmez. Zira muayyen hükümlerin kadına veya erkeğe tahsis edilmesi genelden istisna olarak gelmiştir. Dolayısıyla hem şeriat hem de şeriatın hükümlerinden her bir hüküm genel olması üzerine kalır, bu genelden istisna edilen hüküm hususunda onu getiren nassın sınırına bağlı kalınır ve bu sınır aşılmaz. Mesela hayız günlerinde salâhın terk edilmesi, ramazanda savmın tutulmaması ve şahitlik için genel miktar şartı olmaksızın bekaret tespiti gibi sadece kadınların bakabileceği davalarda tek bir kadının şahitliğinin yeterli kılınması gibi erkeklerin dışında kadınlara has bir takım hükümler vardır. İşte bunlar, hakkında nassların varit olduğu kadınlara has hükümlerdir. Dolayısıyla bu hükümler erkeklerin dışında kadınlara tahsis edilir ve bunlar ile sadece kadınlara ilişkin nassın varit olduğu hükümlerin tahsisi kadınlara hasredilir. Bunların dışındaki hükümlerde kesinlikle hususileştirilmezler. Bilakis aynen erkeğin muhatap olduğu gibi Şâri’nin hitabı ile muhatap olarak kalırlar. Çünkü hitap, insan için olup ne erkek ne de kadın içindir. Mesela yönetim, yani sulta/otorite gibi erkeklere has bir takım hükümler de vardır. Zira yönetimi erkeklerden başkasının üstlenmesi doğru değildir. Zira yönetimin erkeklere has olduğu hakkında nass varit olmuştur. Dolayısıyla kadınlar dışında erkeklere tahsis edilir. Ancak sadece yönetimin ona tahsis edilmesi ile sınırlı kalınır. Yargı veya devlet dairelerindeki başkanlığa tahsis edilmez. Çünkü nass, sadece yönetim veya ulul emir hakkında gelmiştir. Dolayısıyla sadece erkek hakkında varit olan nassla sınırlı kalınır. Hakkında nassın varit olmadığı şeyler kesinlikle erkeğe tahsis edilmez. Bilakis aynen kadının muhatap olduğu gibi erkek de Şâri’nin hitabı ile muhatap olarak kalır. Çünkü hitap, insan için olup ne erkek ne de kadın içindir. Buna binaen İslam’da kadınlar için haklar, erkekler için haklar ya da kadınlar için yükümlülükler, erkekler için yükümlülükler diye bir şey yoktur. Bilakis İslam’da erkek yada kadın olması dikkate alınmaksızın dahası buna bakılmaksızın insan olması vasfı ile insan için haklar ve yükümlülükler vardır. Zira şeriat bütün hükümleriyle insan için genel olarak gelmiş, bu hükümlerden bazıları istisna kılınarak (tahsis edilerek) özel nasstan ötürü kadın olması vasfıyla bunlarla kadın muhatap kılınmış ve yine bunlardan bazı hükümler istisna kılınarak özel nasstan ötürü erkek olması vasfıyla bunlarla erkek muhatap kılınmıştır. Hem şeriatın hem de şeriatın hükümlerinden her bir hükmün genel olmasına binaen erkeğin iştigal ettiği gibi kadın da ticaret, tarım ve sanayi ile iştigal edebilir. Çünkü bunlar hakkındaki Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir. Kadın, akit ve muamelat gibi her türlü sözlü tasarruflarda bulunabilir. Çünkü Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir. Kadın mülkiyet sebeplerinden herhangi birine sebeple mal sahibi olabilir ve kendisinin veya başkasının uygun gördüğü herhangi bir şekilde malını çoğaltabilir. Çünkü Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir. Kadın eğitim işini üstlenebilir. Çünkü Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir. Kadın siyasetle iştigal edebilir, siyasi partilere katılabilir ve yöneticileri muhasebe edebilir. Çünkü Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir. Kadın, aynen erkeğin üstlendiği gibi şer-i hükümlere göre tüm sorumluluklar ve hayat sahasına atılmak için ihtiyaç duyduğu şeyler gibi genel yaşamın tüm işlerini üstlenebilir. Çünkü Şâri’nin hitabı insan için gelmiştir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 190: Antlaşmalar.

Madde 190: Askerî anlaşmalar ve onun cinsinden olan veya onunla bağlantılı olan -siyasî anlaşmalar ile üs ve liman kiralama sözleşmeleri gibi- tüm anlaşmalar kesin bir yasaklama ile yasaklanır. İyi komşuluk anlaşmaları, iktisadî, ticarî, malî ve kültürel anlaşmalar ile ateşkes anlaşmaları imzalamak ise caizdir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 112: Kadında asıl olan

Madde 112: Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 145: Haracî ve Öşrî arazinin hükümleri.

Madde 145: Haracî araziden gücü yettiğince harac alınır. Öşrî araziden ise bilfiil çıkan mahsulün zekatı alınır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 167: Devletin para biri ancak altın ve gümüştür.

Madde 167: Devletin parası, gerek sikkeli gerek sikkesiz olarak altın ve gümüştür. Devletin bu ikisinden başka nakit çıkartması caiz değildir. Devletin, hazinesinde denk miktarda altın ve gümüş karşılığı olması koşuluyla, altın ve gümüş yerine başka bir şey çıkarması caizdir. Dolayısıyla altın ve gümüşten tamamen denk mukabilleri varsa, devletin bakır, bronz, kağıt veya benzerini çıkartıp bunları… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 29: Halifeye inikad biati ve otorite

in Halife
Madde 29: Halifeye inikad biati ile biat veren ülkelerin veya beldelerin, kafir bir devlete değil, bilakis yalnızca Müslümanlara dayalı, kendilerine ait otoritelerinin bulunması şarttır. Yine o ülkedeki Müslümanların iç ve dış güvenliklerinin, küfür emanı değil, bilakis yalnızca İslami eman altında bulunması şarttır. Fakat aynı şartlar, sadece itaat biati veren ülkelerde aranmaz. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 42: Halife ve tefvîz muâvinleri.

Madde 42: Halife kendisine, yönetim sorumluğunu taşıyacak bir veya birden fazla tefvîz muâvini tayin eder. İşleri kendi görüşüne göre yürütmesi ve kendi içtihadına göre yaptırması için bu muavine tefvîz eder. Halife vefat ettiğinde tefvîz muâvinlerinin görevleri sona erer. Yalnızca geçici emirlik süresince görevlerine devam ederler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 88: Mezâlim kâdısının tayini

in Yargı
Madde 88: Mezâlim kâdısı, halife veya kâdı’l kudâ tarafından tayin edilir. Fakat onun muhasebesi, tedip edilmesi ve azledilmesi halife yada halife kendisine salahiyet vermişse kâdı’l kudâ tarafından olur. Ancak halife veya tefvîz muavini veya kâdı’l kudâ aleyhine bir mezâlim davasına bakarken azledilmesi sahih değildir. Böyle durumlarda onu azletme salahiyeti mezâlim mahkemesinindir. Devamını oku