nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ekonomi Sistemi

Madde 151: Beyt-ul Mâl’ın gelirleri

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 151: Devletin sınır kapılarında alınan gümrükler,  devlet mülkiyetinin veya kamu mülkiyetinin neticesi olan  mallar, mirasçısı olmayanlardan tevarüs eden mallar ve  mürtedlerin malları Beyt-ul Mâl’ın gelirlerindendir.

  Bu maddenin delili Ömer'den, harbî tüccarlar bizim  tüccarlarımızdan ne alıyorlarsa Müslümanların da onlardan  aynısını alabileceğinin varit olmasıdır. Zira İbn-u Ebî Şeybe,  el-Musannaf'ta şunu tahric etmiştir: "Ebî Meclez'den rivayet  edildiği üzere Ömer, Osman İbn-u Hanîf'i gönderdi ve o da  zimmet ehline ihtilaf ettikleri mallarında her yirmide birer  dirhem koydu. Bunu Ömer'e yazınca o da razı oldu ve ona  izin verdi. Ve Ömer'e dedi ki: Harp ehli tüccarlardan ne  kadar almamızı emredersin? Ömer, dedi ki: "Onların  ülkelerine geldiğinizde sizden ne kadar alıyorlar?" Dediler  ki: "Öşür." Ömer, dedi ki: "Siz de aynı şekilde onlardan alın."

  Nitekim Ebû Ubeyd, el-Emval isimli kitabında  Abdurrahman İbn-u Ma’kal’den şöyle dediğini tahric  etmiştir: "Ziyad İbn-u Hudayr’a sordum: "Kimlerden öşür  alırdınız?" Dedi ki: "Müslümandan da muahidden de öşür  almazdık." Dedim ki: "O halde kimlerden öşür alırdınız?"  Dedi ki: "Harbi tüccarlara geldiğimizde onlar bizden öşür  aldığı gibi biz de onlardan alırdık." İşte bu, devletin  tebaasından olmayan kimselerden alınan gümrük vergisinin  Beyt-ul Mâl'ın gelirlerinden sayılacağına dair bir delildir.  Vergiler açısından böyledir. Kamu mülkiyetinin neticesi olan  mallara gelince; halife, Müslümanların maslahatlarını  gözetmede onların naibi kılınmıştır. Kamu mallarından olan  bir şeyden tebaanın tüm fertleri faydalanabileceğine göre su  aldıkları nehir suları ve kuyu suları gibi ondan diledikleri  şekilde almada serbest bırakılırlar. Fakat güçlünün aldığı  zayıfın alamadığı demir madeni gibi onlardan bir kısmının  alması diğer bir kısmına mani oluyorsa böylesi bir durumda  bu madenin gözetimini ve çıkarılmasını halife üstlenerek  bedelini tebaanın tüm fertlerine ait kılar. İşte bu mallar, Beytul  Mâl'a konur ve onun gelirlerinden sayılır. Çünkü bunları  üstlenecek olan halifedir. Ancak bunlar, her şeyde halifenin  görüşüne ve içtihadına göre sarfedilen mallardan değildir.  Zira bunlar, tebaanın geneline aittir ve halifenin görüşü ile  içtihadı, kime harcama yapılacağında değil sadece  harcamanın eşit olup olmaması durumunda geçerlidir. Zira  bunlar, devletin mülkiyetinden değildir.

  Mirasçısı olmayan mallara gelince; bunlar Beyt-ul Mâl'a  konur. Eğer bunların mirasçısı ortaya çıkarsa ona verilir aksi  takdirde Beyt-ul Mâl'ın mülkü olur. Çünkü Beyt-ul Mâl,  mirasçısı olmayan kimselerin varisidir. Çünkü Müslümanlar,  mirasçısı olmayan kimselerin miraslarını resule getirir ve o  da onun bir nesebi veya bir akrabası olup olmadığını sorar  sonra da uygun gördüğü kimseye verilmesini emrederdi. Bu  da mirasçısı olmayan malların Beyt-ul Mâl'ın gelirlerinden olduğuna delalet etmektedir.

 Mürtedlerin mallarına gelince; Müslümanlara ait bir fey  olup Müslümanların Beyt-ul Mâl'ındaki fey ve harac  divanına konulur, bu ikisinin masraflarına harcanır ve onun  malı tevarüs etmez. Çünkü cimadan önce karı kocadan birisi  mürted olursa akit derhal fesholur ve böylece tevarüs de  olmaz. Aynı şekilde irtidat hali cimadan sonra gerçekleşirse  aralarındaki nikah fesholur ve herhangi birisi ölürse diğerine  mirasçı olamaz. Çünkü onlardan biri kafirdir ve diğeri  Müslümandır. Yine mürtedin mirasçısı olduğu Müslüman  bir kimse öldüğünde mürted ona varis olamaz. Çünkü  mürted kafirdir ve varis olduğu kimse Müslümandır. Kafir  ise Müslüman bir kimseye varis olamaz. Bu durumda  mürtede düşen pay, şayet varsa diğer varislerine ait olur.  Şayet yoksa mirasın tamamı, Müslümanlara ait bir fey olur  ve Beyt-ul Mâl'a konulur. Eğer mürted ölür ve onun da  evlatlarından veya babalarından veya analarından veya  kardeşlerinden Müslüman bir varisçisi varsa ona varis  olamaz. Çünkü Müslüman bir kimse, kafir bir kimseye varis  olamaz ve mallarının tamamı Müslümanlara ait bir fey olur  ve Beyt-ul Mâl'a konulur. Nitekim Usame İbn-u Zeyd'den  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu  rivayet edilmiştir:

«لا يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ، وَلا يَرِثُ الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ»

"Müslüman kafire, kafir de Müslümana varis olamaz.[Muttefekun aleyh] Yine Abdullah İbn-u Amr'dan Resulullah  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu rivayet  edilmiştir:

«لا يَتَوَارَثُ أَهْلُ مِلَّتَيْنِ»

"İki dinin halkı birbirine varis  olamaz." [Ahmed ve Ebu Davud, tahric etti] Aynı şekilde mürtedin  kendisi ile birlikte tüm mirasçıları mürted olursa hem onun  hem de mirasçılarının malı korumasız hale gelir, Müslümanlara ait bir fey haline dönüşür ve birbirlerine varis  olamazlar. 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 102: Beyt-ul Mâl (Hâzine)

Madde 102: Beyt-ul Mâl, ilgili şer-i hükümlere göre biriktirme, koruma ve infak etme (harcama) yönlerinden gelirler ve giderler ile ilgilenen dairedir. Beyt-ul Mâl Dairesinin başkanına “Beyt-ul Mâl Hâzini” denir. Vilayetlerde bu daireye tabi idareler vardır. Her idarenin başkanına ise “Beyt-ul Mâl Sahibi” (Beyt-ul Mâl Amiri) denir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 120: Evlilik hayatı

Madde 120: Evlilik hayatı huzur hayatıdır. Zevc (bey) ile zevcenin (hanımın) yaşamı, dostluk yaşamıdır. Zevcin zevce üzerindeki kıvameti, riayet (gözetim) kıvametidir, yönetim kıvameti değildir. Zevce itaat, zevce üzerine farzdır. Yaşadığı çevreye göre maruf bir şekilde zevcesinin nafakası zevce farzdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 168: Döviz kurları ve ticaret.

Madde 168: Devletin kendi parası arasındaki değişim caiz olduğu gibi, kendi para birimi ile diğer devletlerin para birimleri arasındaki değişim de aynı şekilde caizdir. Paralar farklı cinslerden olduğu zaman, -geciktirilmeksizin el değiştirilmesi şartıyla- aralarındaki değişimde birinin fazla olması caizdir. Veresiye olması ise caiz değildir. İki cins farklı oldukça, değişim fiyatının… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 30: Halifede asıl olan inikad şartlarıdı

in Halife
Madde 30: Hilafet için biat verilecek kişide, inikad şartlarından fazlasının tamamlanması şart değildir. Dolayısıyla efdaliyet şartlarının mutlaka tamamlanması gerekmez. Çünkü asıl olan inikad şartlarıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 155: Ücretin takdiri.

Madde 155: Ücretin, işten sağlanacak maslahata ve işçinin sağlayacağı maslahata göre takdir edilmesi caizdir. Ücretlinin bilgisine veya ilmî diplomasına göre ücret takdir edilmez. Çalışanlar için dereceler yoktur. Bilakis kendilerine -gerek iş gerek işçi ile ilgili olsun- hak ettikleri ücretin tamamı verilir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 65: Halife; ordunun başkomutanıdır.

Madde 65: Halife; ordunun başkomutanıdır. Ordunun kurmay başkanını tayin eden odur. Her bir orduya emir ve her bir kolorduya komutan tayin eden odur. Diğer ordu rütbelerini ise ordu komutanları ve livâ emirleri tayin ederler. Kurmaylığa tayin ise harp bilgi derecesine göredir ve tayin eden, kurmay başkanıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 178: Zorunlu eğitimin.

Madde 178: Hayat sahasında insana lazım olan hususları, erkek olsun kadın olsun her bir ferde, ilk ve orta öğretim merhalelerinde yeterince öğretmek devletin üzerine farzdır. Devlet, bu imkanları herkese ücretsiz olarak hazırlamalı, gücünün yettiği kadar da herkese ücretsiz yüksek öğrenim imkanı sağlamalıdır. Devamını oku