nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ekonomi Sistemi

Madde 136: Arazisi olan herkesin o araziyi işletme zorunluluğu.

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 136: Arazi mülkiyeti olan herkes o araziyi  işletmeye zorlanır. Beyt-ul Mâl’den, muhtaç olanlara  arazisini işletmesini mümkün kılacak kadar yardım verilir. Arazi, üç sene işletmeksizin ihmal edenden alınıp  başkasına verilir.

  Bu maddenin delili, Ebu Yusuf’un el-Harac'ta Salim İbn-u  Abdullah'tan tahric ettiği Ömer İbn-u Hattab'ın minberde  söylediği şu sözüdür:

]من أحيا أرضاً ميتة فهي له وليس له حق بعد ثلاث سنين[

"Her kim ölü bir araziyi ihya ederse o onundur.  Muhtecirin (taşla çevirenin) üç seneden sonra bir hakkı  yoktur." Ömer bunu, sahabenin gözü ve kulağı önünde  söylemiş, bununla amel etmiş ve onlar da Ömer'e karşı  çıkmamıştır. Dolayısıyla bu bir icmâdır.

 Ömer'in bu sözü, bir  kimse mevat araziyi ihya eder veya üzerine taş koyar, yani  elini üzerine koyarsa ona sahip olacağı hususunda açıktır.  Ancak peş peşe üç sene boyunca onu işletmezse bu arazi  ondan alınır. Gerek arazinin mülkiyeti gerekse üç sene ihmal  ettiğinde arazinin alınması bakımından bu hususta ihya  eden kimse ile taşla çeviren aynıdır.

 Şöyle denilmez: Nass  mülkiyeti, [أحيا فمن] "Her kim ihya ederse" ifadesindeki ihya  eden kimse ile sınırlandırırken arazinin alınmasını ise [ وليس  لمحتجر ] "Muhtecir için yoktur" ifadesindeki muhtecir ile  sınırlandırmıştır. Yani mülkiyet ihya eden kimseye aitken  ihmal edildiğinde arazinin alınması ihya eden kimse  olmaksızın muhtecire ait demektir. Böyle denilmez: Çünkü  bu, icaz-ı hazf [[İcaz-ı Hazf: Manaya zarar gelmemesi şartı ile lafzi veya akli karine  delaleti ile cümleyi tamamlayanlardan birinin hazfıdır]] babına girer. Dolayısıyla  muhtecir mülkiyete dahil edilirken ihya eden kimse de  arazinin alınmasına dahil edilir. Sanki Ömer [Radiyallahu  Anh] şöyle demiştir: "Kim ölü bir araziyi ihya ederse o arazi  onundur. Üç seneden sonra onun bir hakkı yoktur. Kim ölü  bir araziyi ihticar ederse o arazi onundur. Üç seneden sonra  muhtecirin bir hakkı yoktur." 

Ömer'in bu sözü, bir kimsenin ihya ederek veya taşla  çevirerek, yani elini üzerine koyarak sahip olduğu mevat  araziyi üç sene ihmal ettiğinde ondan alınacağını ifade  etmekle birlikte ihya etmenin, taşla çevirmenin ve mevat  arazinin dışında hatta ikta edilmiş mamur araziler hakkında  varit olan başka nasslar da vardır. Mesela Yahya İbn-u  Adem, Amr İbn-u Şuayb kanalıyla onun şöyle dediğini  tahric etmiştir:

»أَقْطَعَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم نَاساً مِنْ مُزْيَنَةِ أَوْ جُهَيْنَةِ أَرْضاً فَعَطَّلُوهَا، فَجَاءَ قَوْمٌ فَأَحْيَوْهَا، فَقَالَ عُمَرُ: لَوْ كَانَتْ قَطِيعَةً مِنِّي أَوْ مِنْ أَبِي بَكْرٍ لَرَدَدْتُهَا، وَلَكِنْ مِنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم«.

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Müzeyne veya  Cüheyne'den olan bazı insanlara arazi ikta etti. Onlar da  onu atıl bırakınca bir kavim geldi ve onu ihya ettiler. Bunun  üzerine Ömer dedi ki: Eğer Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem] tarafından değil de benim veya Ebi Bekir tarafından  ikta edilmiş olsaydı onu (ilk sahiplerine) geri verirdim."

  Bununla kastedilen şudur ki bu olayın üzerinden üç  seneden fazla bir zaman geçmiştir. Yani Ebî Bekir veya Ömer  tarafından ikta edilmiş olsaydı bunun üzerinden üç sene  geçmemiş olacaktı. Şayet böyle olmuş olsaydı Ömer onu,  kendilerine ikta edilen kimselere geri verirdi. Ancak ikta,  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] tarafından yapılmış  ve bunun üzerinden üç seneden fazla bir zaman geçmiştir.  Dolayısıyla onun geri verilmesi imkansızdır. Bilakis Ömer  onun ihya eden kimselere ait olduğuna karar vermiştir.  Görüldüğü üzere bu olay, Ömer'in velayetinin üzerinden bir  yıl yada daha fazla bir zaman geçmesinden sonra olmuştur.  Ebi Bekir'in hilafeti iki yıl olduğunu göre onun atıl  bırakılmasının üzerinden üç yada daha fazla bir zaman  geçmiş olmaktadır. Bunun içindir ki Ömer, onu geri  vermemiştir. Görüldüğü üzere bu olay, mevat arazinin ihya  edilmesi veya taşla çevrilmesi hakkında olmayıp arazinin  ikta edilmesi hakkındadır.

  Aynı şekilde Ebu Ubeyd, el-Emval'de Bilal İbn-u el-Haris  el-Meznîden şu hadisi tahric etmiştir:

»أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم أَقْطَعَهُ العَقِيقَ أَجْمَعَ، قَالَ: فَلَمَّا كَانَ زَمَانُ عُمَرَ قَالَ لِبِلاَلٍ: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم لَمْ يُقْطِعْكَ لِتَحْجُرَهُ عَلَى النَّاسِ، إِنَّمَا أَقْطَعَكَ لِتَعْمَلَ، فَخُذْ مِنْهَا مَا قَدِرْتَ عَلَى عِمَارَتِهِ وَرُدَّ البَاقِي«

 "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], Bilal'e Akik (denilen yerin) tamamını ikta etti. Ömer,  kendi döneminde Bilal'e dedi ki: "Resulullah [Sallallahu  Aleyhi ve Sellem] sana onu, insanlardan engelleyesin diye  değil işletesin diye ikta etti. Ondan imar edebileceğin  kadarını al geri kalanını iade et." Bu hadisten görüldüğü  üzere Ömer'in anladığı ve kendisiyle amel ettiği üzere  işletmeye güç yetirilememesi nedeniyle arazinin ihmal  edilmesi, araziyi almanın sebebidir. Arazinin alınması için  gerekli olan ihmal müddeti, Ömer'in yukarıda geçen  sözünde olduğu gibi üç sene ile sınırlandırılmıştır.

  Şöyle denilmez: Bu, ikta edilmiş arazi hakkındadır.  Çünkü mevzu, bir soru ve meydana gelmiş bir olay değil ki  nass ona özel olsun. Bilakis nass, geneldir. Dolayısıyla mülk  edinilmiş her arazi için genel olur. Zira ihmal edildiğinde  arazinin alınmasının sebebi, ikta edilmiş olması değildir.  Bilakis ihmal edilmiş olmasıdır. Nitekim Ömer [Radiyallahu  Anh]'ın şu sözü bunu teyit etmektedir:

«من عطَّل أرضا ثلاث سنين لم يعمرها فجاء غيره فعمرها فهي له»

"Her kim bir araziyi imar  etmeden üç sene atıl bırakır ve bir başkası gelir onu imar  ederse o arazi onun olur." [Yahay İbn-u Adem, el-Harac'ta ve İbn-u Zencevîh el-  Emval'de Amr İbn-u Şuayb'ten tahric ettiler] Ömer’in hadisteki [ أرضاً ] "bir  araziyi" sözü, mutlak bir lafız olup ister ihya edilerek ve  taşla çevrilerek mülk edinilmiş mevat arazi olsun isterse ikta,  miras, satın alma veya hibe yoluyla mülk edinilmiş mamur  arazi olsun mülk edinilmiş her araziyi kapsar… Dolayısıyla  hüküm bunlara intibak eder ve üç sene ihmal edildiğinde  alınır.

  İşte tüm bunlar, ister ihya etmek ister taşla çevirmek ister  ikta etmek ister satın almak yoluyla olsun bir kimse sahip  olduğu araziyi peş peşe üç sene işletmediğinde ondan  alınacağına delalet etmektedir. Yine Ömer'in Amr İbn-u  Şuayb olayındaki, [من عطل أرضاً ] "Her kim bir araziyi atıl  bırakırsa" sözündeki ve Bilal olayındaki fiili de buna delalet  etmektedir. Araziyi sahibinden karşılıksız olarak zorla  almasından ve alan kişi de bizzat halife olmasından dolayı  bu, karşı çıkılacak işlerden olmasına rağmen sahabeden hiç  birinin ona karşı çıktığı işitilmemiştir. Dolayısıyla bu,  sahabenin bir icmâsıdır. Çünkü sükutî icmâ, sahabelerden  birinin onların gözü önünde karşı çıkılacak fiillerden bir fiili  işlemesi ve ona hiçbir kimsenin karşı çıkmamasıdır.  Dolayısıyla bu, bir kimse mevat veya mamur araziye sahip  olur ve onu peş peşe üç sene ihmal ederse devletin bu  araziyi karşılıksız olarak ondan zorla alabileceğine dair şeri  bir delildir.

  Bundan da ortaya çıkmaktadır ki bu hüküm, ister ihya  ister ikta ister miras ister satın alma isterse benzeri yollarla  mülk edinilmiş olsun her araziyi kapsar. Dolayısıyla devlet,  üç sene atıl bırakılan her araziyi karşılıksız olarak sahibinden  zorla alabilir.

 Üç senenin peş peşe olmasına gelince; bu nasstan  anlaşılmaktadır. Zira nass, arazinin alınması ve atıl  bırakılmasında üçe odaklanmıştır. Zira Ömer, demiştir ki:

«مَنْ عَطَّلَ أَرْضاً ثَلاثَ سِنِيْنَ»

"Her kim bir araziyi üç sene atıl  bırakırsa." Dolayısıyla atıl bırakılma, üçe odaklanmıştır.  Bundan da üç senenin peş peşe olduğu anlaşılır. Nitekim bu,  Ömer'in şu sözü ile açık bir şekilde vurgulanmıştır:

«وَلَيْسَ لِمُحْتَجِرٍ حَقٌ بَعْدَ ثَلاثٍ»

"Muhtecir için üç seneden sonra bir hak  yoktur." Dolayısıyla hakkın nefyini, [ثَلاثٍ بَعْدَ] "üç seneden  sonra" ifadesine odaklamıştır. Zira "üç seneden sonra"  ifadesi, kesik kesik değil de ancak silsile şeklinde peş peşe  olması halinde kullanılır.

  Çiftçilere Beyt-ul Mâl'den arazilerini ekmelerine imkan  verecek şekilde yardım yapılmasına gelince; bunun delili,  Ömer'in Irak'ta yaptıklarıdır. Zira Irak fethedildiğinde  ganimetlerden olduğu halde savaşçılara taksim etmeyerek  araziyi henüz Müslüman olmamalarına rağmen sahiplerinin  elinde bırakmış ve araziye sahip oldukları sürece Beyt-ul  Mâl'den bir şey almayı hak eden kimselerden olmamaları vasfıyla fakirler kapsamına girmemelerine rağmen çiftçilere,  arazilerini ekmelerini sağlayacak şekilde Beyt-ul Mâl'den  mal vermiştir. Dolayısıyla bu iki husus, ganimetler ve Beytul  Mâl ile ilgili hükümlerle çelişmesinden dolayı karşı  çıkılacak hususlardandır. Birinci hususa gelince; ganimet  olarak alınan arazinin sahiplerinin elinde bırakılması ve  savaşçılara taksim edilmemesidir. Sahabe içerisinde Ömer'e  karşı çıkanların olması ve Ömer ile onlar arasında bu  hususta tartışmanın yaşanmasıdır. İkinci hususa gelince;  Irak'taki çiftçilere arazilerini ekmeleri için Beyt-ul Mâl'den  onlara mal verilmesi ve bu hususta Ömer'e hiçbir kimsenin  karşı çıkmamasıdır. Dolayısıyla bu, çiftçilere Beyt-ul Mâl'den  arazilerini ekmelerine imkan verecek şekilde mal verilmesi  üzerinde sükutî bir icmâ olmuştur. İşte tüm bunlar, bu  maddenin delilleridir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 168: Döviz kurları ve ticaret.

Madde 168: Devletin kendi parası arasındaki değişim caiz olduğu gibi, kendi para birimi ile diğer devletlerin para birimleri arasındaki değişim de aynı şekilde caizdir. Paralar farklı cinslerden olduğu zaman, -geciktirilmeksizin el değiştirilmesi şartıyla- aralarındaki değişimde birinin fazla olması caizdir. Veresiye olması ise caiz değildir. İki cins farklı oldukça, değişim fiyatının… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 51: Tenfîz muavininin görevleri.

Madde 51: Tenfîz muavininin, tefvîz muavini gibi halife ile doğrudan bağlantısı olmalıdır. Tenfîz muavini, muavin sayılır fakat onun muavinliği yönetimde değil tenfîzdedir. Devamını oku
anayasa

Madde 11: Devlet’in asli işi

Madde 11: İslami Devlet’in asli işi; İslami daveti taşımaktır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 96: Devlet ve Insanların [maslahatlarının] idaresi

Madde 96: Devlet işlerinin ve insanların işlerinin [maslahatlarının] idaresinden; Maslahatlar Bölümü, Daireler Bölümü ve İdareler Bölümü mesuldür. Bu üç bölüm, devlet işlerini kalkındırmak ve insanların maslahatlarını gerçekleştirmek için çalışırlar. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 38: Halife, tebaa üzerinde salahiyeti.

in Halife
Madde 38: Halife, tebaanın işlerini kendi görüşü ve içtihadına göre yürütmede mutlak salahiyet sahibidir. Devlet işlerinin seyrinde ve tebaanın işlerini yürütmede ihtiyaç duyduğu tüm mubahları benimseyebilir. Herhangi bir şer-i hükme maslahat bahanesiyle muhalefet etmesi caiz değildir. Mesela, gıda maddelerinin azlığı bahanesiyle bir ailenin birden fazla çocuk edinmesine mani olamaz. Mesela,… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 131: Menkul ve gayrimenkul malda ferdi mülkiyet

Madde 131: Menkul ve gayrimenkul malda ferdi mülkiyet beş şeri sebebe bağlıdır: Çalışma İrs Yaşamak için mala ihtiyaç Devletin malından tebaaya vermesi Fertlerin mal mukabilinde olmadan veya gayret sarf etmeden aldıkları mallar. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 42: Halife ve tefvîz muâvinleri.

Madde 42: Halife kendisine, yönetim sorumluğunu taşıyacak bir veya birden fazla tefvîz muâvini tayin eder. İşleri kendi görüşüne göre yürütmesi ve kendi içtihadına göre yaptırması için bu muavine tefvîz eder. Halife vefat ettiğinde tefvîz muâvinlerinin görevleri sona erer. Yalnızca geçici emirlik süresince görevlerine devam ederler. Devamını oku