nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ekonomi Sistemi

Madde 135: Tarım ve çiftçi için araziyi kiralamak.

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 135: İster öşrî arazi olsun, ister haracî arazi olsun,  araziyi ziraat için kiralamak mutlak olarak yasaklanır.  Yine muzâra’a (parayla veya mahsulün bir kısmıyla  kiralama) da yasaklanır. Musâkâ (ağaçların kiraya  verilmesi) ise mutlak olarak câizdir.

  Bu maddenin birçok delili vardır ve hepsi de arazinin  kiralanmasının yasaklanması hakkında bir nasstır. Râfi' İbnu  Hadîc'ten şöyle dediği rivayet edildi:

»كُنَّا نُخَابِرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم ، فَذَكَرَ أَنَّ بَعْضَ عُمُومَتِهِ أَتَاهُ فَقَالَ: نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ أَمْرٍ كَانَ لَنَا نَافِعاً، وَطَوَاعِيَةُ رَسُولِ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْفَعُ لَنَا وَأَنْفَعُ. قَالَ: قُلْنَا: وَمَا ذَاكَ؟ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم : مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيُزْرِعْهَا أَخَاهُ، وَلا يُكَارِيهَا بِثُلُثٍ وَلا بِرُبُعٍ وَلا بِطَعَامٍ مُسَمًّى«

"Biz Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem] döneminde muhabera yapıyorduk. Derken amcalarından  birkaçının yanına geldiğini ve şöyle dediğini zikretti: "Resul  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] bizim için faydalı olan bir işi  yasakladı. Olsun Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e itaat  bizim için daha daha faydalıdır." Râfi' dedi ki: Biz: "Nedir o?"  dedik. Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle  buyurduğunu söyledi: "Kimin bir arazisi varsa ya onu eksin  yada kardeşine versin, o eksin. Araziyi 1/3 (üçte bir) ve 1/4  (dörtte bir) veya belli bir yiyecek karşılığında kiraya  vermesin." [Ebu Davud, tahric etti] İbn-u Ömer'den şöyle dediği  rivayet edildi:

»مَا كُنَّا نَرَى بِالْمُزَارَعَةِ بَأْساً حَتَّى سَمِعْنَا رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ يَقُولُ: نَهَى رَسُولُ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْهَا«

"Râfi' İbn-u Hadîc'in  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in yasakladığını  söylediğini işitinceye kadar muzâra'ada bir sakınca görmüyorduk."  [İbn-u Kudame, el-Mugni'de tahric etti ve Muslim ile Şâfî, küçük bir ihtlif ile birlikte rivayet  ettiler] Cabir şöyle dedi:

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ الْمُخَابَرَةِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] muhaberayı  yasakladı." [Muslim, Cabir kanalıyla rivayet etti] Muhabera: Müzâra'adır.  El-Buhari, Cabir'den şöyle dediğini rivayet etti: Araziyi üçte  bir, dörtte bir ve yarı karşılığında ekiyorlardı. Bunun üzerine  Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurdu:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيَمْنَحْهَا، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir  arazisi varsa ya onu eksin yada bağışlasın. Eğer bunu  yapmazsa arazisini elinde tutsun." Ebu Davud, Zeyd İbn-u  Sabit'ten şöyle dediğini rivayet etti:

»نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ الْمُخَابَرَةِ، قُلْتُ: وَمَا الْمُخَابَرَةُ؟ قَالَ: أَنْ تَأْخُذَ الأَرْضَ بِنِصْفٍ أَوْ ثُلُثٍ أَوْ رُبْعٍ«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], muhaberayı  yasakladı. Dedim ki: "Muhabera nedir? Dedi ki: "Araziyi yarı  veya üçte bir veya dörtte bir karşılığında (kiraya)  tutmandır." Râfi', şu hadisi rivayet etti:

«أَنَّ النَّبِيَّ  صلى الله عليه وآله وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الْمَزَارِعِ»

"Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem],  tarlanın kiraya verilmesini yasakladı." [Muttefekun aleyh] Zuheyr  İbn-u Râfi'den şöyle dediği rivayet edildi:

»دَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم قَالَ: مَا تَصْنَعُونَ بِمَحَاقِلِكُمْ؟ قُلْتُ: نُؤَاجِرُهَا عَلَى الرُّبُعِ، أَوْ عَلَى الأَوْسُقِ مِنْ التَّمْرِ وَالشَّعِيرِ، قَالَ: لا تَفْعَلُوا، ازْرَعُوهَا أَوْ أَمْسِكُوهَا«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] beni çağırdı ve dedi ki:  "Tarlalarınızı ne yapıyorsunuz?" Dedim ki: "Dörtte bir veya  belirli ölçekte hurma ve arpa karşılığında kiraya veriyoruz."  Bunun üzerine dedi ki: "Böyle yapmayın! Araziyi ya ekin ya  da onu elinizde tutun." [el-Buhari ve Muslim tahric etti] Ebu Saîd el-  Hudrî'den şöyle dediği rivayet edildi:

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ الْمُحَاقَلَةِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], muhakalayı yasakladı." [en-Nesaî ve Muslim tahric etti] Muhakala:  Arazinin buğday karşılığında kiralanmasıdır. Sahih-il  Buhari'de Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle  buyurduğu geçmiştir:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيَمْنَحْهَا، فَإِنْ أَبَى فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir arazisi varsa ya onu eksin  yada bağışlasın. Eğer bunu yapmazsa arazisini elinde  tutsun." Sahih-i Muslim'de Cabir kanalıyla şöyle geçmiştir:

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُؤْخَذَ لِلأَرْضِ أَجْرٌ أَوْ حَظٌّ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], arazi  karşılığında bir ücret veya pay alınmasını yasakladı.Sünen-i Nesaî'de Useyd İbn-u Zuheyr'den şu hadis rivayet  edilmiştir:

»نَهَى رَسُولُ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ، قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللهِ، إِذًا نُكْرِيهَا بِشَيْءٍ مِنْ الْحَبِّ، قَالَ: لا، قَالَ: وَكُنَّا نُكْرِيهَا بِالتِّبْنِ، فَقَالَ: لا، وَكُنَّا نُكْرِيهَا عَلَى الرَّبِيعِ، قَالَ: لا، ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], arazinin kiralanmasını  yasakladı. Dedik ki: Ya Resulullah! Bir miktar hububat  karşılığında kiralasak. Buyurdu ki: "Hayır." Useyd dedi ki:  "Saman karşılığında kiralasak?" Buyurdu ki: "Hayır." Dedi ki:  "Küçük dere (kenarında biten şeyler) karşılığında kiralasak?"  Buyurdu ki: "Hayır. Onu ya ekin yada kardeşinize hibe edin.Er-Rabî: Küçük nehirdir, yani vadidir. Yani rabî tarafındaki,  yani suyun olduğu taraftaki parçanın ekilmesi karşılığında  kiralasak demektir. Rivayet edildiği üzere Abdullah İbn-u  Ömer, Rafi İbn-u Hadic ile karşılaşmış ve ona bu meseleyi  sorunca o, şöyle demiştir: Bedir'e tanıklık eden  amcalarımdan ikisini şöyle derlerken işittim:

«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem], tarlanın kiraya verilmesini yasakladı." [Muslim,  tahric etti. Hadisi zikretti ve içerisinde İbn-u Ömer'in araziyi kiraya vermeyi terk ettiği  geçmiştir]

  İşte bu hadisler, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in  arazinin kiraya verilmesini yasakladığı hususunda sarihtir.  Her ne kadar yasaklama, sadece terkin talebine delalet etmiş  olsa da burada karine talebin kesinliğine delalet etmektedir.  Muzâra’anın haram olmasına gelince; Ebu Davud, Cabir'den  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i şöyle derkenişittiğini tahriç etmiştir:

«مَنْ لَمْ يَذَرْ الْمُخَابَرَةَ، فَلْيَأْذَنْ بِحَرْبٍ مِنْ اللهِ وَرَسُولِهِ»

"Her kim muhaberayı bırakmazsa Allah ve resulü ile  savaş halinde olduğunu bilsin." [İbn-u Hibban ve el-Hakim, bu hadisi  sahihlerken Münziri de bu hadise sükut etti] Arazinin mutlak olarak  kiralanmasına gelince; Resulullah, sahabelerin araziyi  kiralamalarını yasaklayınca dediler ki: "Bir miktar hububat  karşılığında kiralayabilir miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır." Ardından dediler ki: "Saman karşılığında kiralayabilir  miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır." Ardından dediler ki: "er-Rabî  karşılığında kiralayabilir miyiz?" Buyurdu ki: "Hayır."  Ardından da şu kavli ile bunu tekit etti: "Araziyi ya ekin  yada bir kardeşinize hibe edin." Bu hadiste yasaklama  üzerinde ısrar edildiği açıktır ki bu da tekit içindir. Hadiste  kesinliğin olduğu açık bir husustur. Zira Resul [Sallallahu  Aleyhi ve Sellem], araziyi kiralamalarını mutlak olarak  yasaklayınca bazı şekilleri bu mutlaklıktan istisna etmek  istediler ve kendilerine mübah kılması için resule ilk şekli  arz ettiler. Zira dediler ki: "O halde bir miktar hububat  karşılığında kiralayalım." Bunun üzerine resul, cevaben  onların bu taleplerini reddetti ve buyurdu ki: "Hayır."  Ardından kendilerine mübah kılması için birinci şeklin  dışında ikinci bir şekli arz ettiler ve dediler ki: "Saman  karşılığında kiralayalım." Bunun üzerine onlara cevaben  bunu da reddederek buyurdu ki: "Hayır." Ardından  kendilerine mübah kılması için ilk iki şeklin dışında üçüncü  bir şekli arz ettiler ve dediler ki: "O zaman rabî karşılığında  kiralayalım." Onlara cevaben üçüncü kez talep ettikleri şeyi  reddederek buyurdu ki: "Hayır." Ardından bununla da  yetinmeyerek arazide tasarruf keyfiyetini şu ikisinden birinehasretti:

«ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ»

"Araziyi ya ekin yada bir kardeşinize hibe edin." Farklı şekiller sunulmasına rağmen  reddin tekrarlanması bile tek başına yasaklamanın kesin  olduğuna delalet etmektedir. Ayrıca bu hasr bile tek başına  kesinliğe delalet etmektedir. Zira,

«ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ»

"Araziyi ya ekin yada bir kardeşinize hibe edin" kavli, hasr  içindir. Yine [ أَوْ ] harfi, "Yazarlar yada şairler oturdular"  ifadesinde olduğu gibi iki şeyi bir araya getirmek mümkünse  mubahlık için gelmiştir. Burada [ أَوْ ] harfi, mubahlık için olup  hasr için değildir. Fakat iki şeyi bir araya getirmek mümkün  değilse [ أَوْ ] harfi bu ikisinden birini seçmek içindir ve bu  durumda hasrı ifade eder. Resul [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem]'in,

«ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ»

kavlindeki [ أَوْ ] harfi ise hasr  içindir. Çünkü (Araziyi ya ekin yada hibe edin) ifadesindeki  iki şeyi bir araya getirmek imkansızdır. Yani ekmenin ve  hibe etmenin aynı anda olması imkansızdır. Bunun içindir ki  [ أَوْ ] harfi burada iki şey arasında, ya bunu yada şunu yapma  arasında seçim yapmak içindir. Yani sadece bu ikisinden  birine hasretmektir. Binaenaleyh gerek içerisinde tekrarın  gerek tekrarın keyfiyetinin gerekse hasrın olması  bakımından hadis, kesinliğe delalet etmektedir. Dolayısıyla  bu hadis, arazinin kiralanmasını mutlak olarak yasaklayan  hadislerde varit olan yasaklamanın kesin yasaklama  olduğuna dair bir karinedir. Ebî Davud'un, Rafi'den yaptığı -  ve el-Hakim'in sahihlediği- rivayetinde geçenler ise yasağın  tahrim için olduğunu teyit etmektedir ki o şöyle demiştir:

»أَنَّهُ زَرَعَ أَرْضًا فَمَرَّ بِهِ النَّبِيُّ  صلى الله عليه وآله وسلم وَهُوَ يَسْقِيهَا، فَسَأَلَهُ: لِمَنْ الزَّرْعُ وَلِمَنْ الأَرْضُ؟ فَقَالَ: زَرْعِي بِبَذْرِي وَعَمَلِي، لِي الشَّطْرُ وَلِبَنِي فُلاَنٍ الشَّطْرُ، فَقَالَ: أَرْبَيْتُمَا، فَرُدَّ الأَرْضَ عَلَى أَهْلِهَا وَخُذْ نَفَقَتَكَ«

"Rafi, bir arazi ekti ve  araziyi sularken Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], yanından  geçti ve ona, "Ekin ve arazi kime ait?" diye sordu. Rafi dedi ki:  "Kendi tohumum ve emeğimle yarısı bana yarısı filan oğullarına  olmak üzere ekin benimdir." Bunun üzerine buyurdu ki:  "Faizlendirdiniz! Araziyi sahibine iade et ve masrafını al.Dolayısıyla Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], bu  muameleyi faiz olarak nitelendirmiştir. Faiz ise katî nassla  haramdır. Yine Rafi'den içerisindeki ekinle birlikte araziyi  sahibine iade etmesini ve masrafını almasını, yani muameleyi fesh etmesini talep etmiştir. Dolayısıyla  yasaklamanın kesin yasaklama olduğuna delalet etmektedir.  Dolayısıyla da bu yasaklama haramdır.

 İşte bu üç hadis: Cabir'in muhabera, yani muzâra’a  hakkındaki tehdit hadisi, en-Nesaî'nin tekrar ve hasr  hakkındaki hadisi ve Rafi'nin arazinin kiralanmasının faiz  olarak nitelendirilmesi ve muamelenin feshedilmesi  hakkındaki hadisi, yasaklamanın kesin olduğuna dair katî  bir karinedir. Bu da arazinin kiralanmasının mutlak olarak  haramlılığına delalet eder.

  Bu hadislerin mantuku ve mefhumundan dolayı arazinin  kiralanmasının mutlak olarak haram olduğunda en ufak bir  şüphe yoktur. Ancak imamlar içerisinde arazinin  kiralanmasını caiz görenler de vardır. Bunun içindir ki bazı  imamların arazinin kiralanmasının cevazı hususunda istinat  ettiği delilleri sadece kritik etmek için değil çürütmek  amacıyla açıklayacağız.

Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazi,  bekası ile birlikte kendisinden mübah olan menfaatin elde  edilmesi mümkün olan ayni bir maldır. Dolayısıyla ev gibi  bedel ve benzeri bir şey karşılığında kiralanması caizdir.  Arazilerin hükmü bedellerin hükmü gibidir. Bu sözün çürük  olduğu son derece açıktır. Zira her ne kadar arazi, ev gibi  kendisinden menfaatin elde edilmesi mümkün olan ayni bir  mal olsa da arazinin kiralanmasının haramlılığı hakkında  sarih nas gelmiştir. Her ne kadar icaranın tarifi buna intibak  etse de nass gelerek bunu haram kılmıştır. Bunun içindir ki haramdır. İcaranın delili, bütün kiralamaları kapsayacak  şekilde genel olarak gelmiştir. Ancak araziyi kiralamanın  haramlılığının delili, arazinin kiralanmasının dışında onu  tahsis eder şekilde gelmiştir. Böylece arazinin kiralanmasını  bundan istisna ederek onu haram kılmıştır. Bunun içindir ki  arazinin kiralanması haramdır. Aynen Allahuteala'nın şu  kavlinde olduğu gibi:

{كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا}

"Yeryüzündeki şeylerden helal ve temiz olarak yiyin." [el-Bakara 168] Bu ayet genel olup her şeyi kapsar. Sonra  Allahuteala'nın şu:

}حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِير}ِ

Ölü, kan  ve domuz eti size haram kılınmıştır." [el-Mâide 3] kavli gelerek  bunların dışında onu tahsis etmiştir. Böylece bu şeyler  genellikten istisna edilmiştir. Böylece de arazinin  kiralanmasının caiz olduğuna dair delilleri çürütülmüş  olmaktadır.  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Bunun  delili, Hanzala İbn-u Kays'ın Rafi İbn-u Hadic'ten şöyle  dediğini rivayet ettiği şu hadistir:

»حَدَّثَنِي عَمَّايَ أَنَّهُمْ كَانُوا يُكْرُونَ الأَرْضَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم بِمَا يَنْبُتُ عَلَى الأَرْبِعَاءِ أَوْ شَيْءٍ يَسْتَثْنِيهِ صَاحِبُ الأَرْضِ، فَنَهَى النَّبِيُّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ ذَلِكَ، فَقُلْتُ لِرَافِعٍ: فَكَيْفَ هِيَ بِالدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ؟ فَقَالَ رَافِعٌ: لَيْسَ بِهَا بَأْسٌ بِالدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ«

"Amcalarım bana tahdis etti ki onlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem] zamanında araziyi, küçük nehirlerin kenarında  biten şeyler veya arazi sahibinin istisna ettiği bir şey  karşılığında kiraya veriyorlardı. Nebi [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem] bunu yasakladı. Rafi'ye dedim ki: "Dinar ve dirhem  karşlığında olursa nasıl olur?" Rafi dedi ki: "Dinar ve dirhem  karşılığında olmasında bir beis yoktur." [el-Buhari tahriç etti]

  El-Buhari'nin hadisinde açıktır ki

«لَيْسَ بِهَا بَأْسٌ بِالدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ»

"Dinar ve dirhem karşılığında olmasında bir beis yoktur"  cümlesi, Rafi'nin sözü olup aynı şekilde Muslim'in bizzat  Hanzala İbn-u Kays el-Ensari'den şöyle dediğini rivayet  etmesi de bunu teyit etmektedir:

»سَأَلْتُ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ بِالذَّهَبِ وَالْوَرِقِ، فَقَالَ: لا بَأْسَ بِهِ، إِنَّمَا كَانَ النَّاسُ يُؤَاجِرُونَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَلَى الْمَاذِيَانَاتِ وَأَقْبَالِ الْجَدَاوِلِ وَأَشْيَاءَ مِنْ الزَّرْعِ، فَيَهْلِكُ هَذَا وَيَسْلَمُ هَذَا، وَيَسْلَمُ هَذَا وَيَهْلِكُ هَذَا، فَلَمْ يَكُنْ لِلنَّاسِ كِرَاءٌ إِلا هَذَا، فَلِذَلِكَ زُجِرَ عَنْهُ، فَأَمَّا شَيْءٌ مَعْلُومٌ مَضْمُونٌ فَلا بَأْسَ بِهِ«

"Rafi İbn-u Hadic'e arazinin altın ve  gümüş karşılığında kiralanmasını sordum. Dedi ki: "Bunda  bir beis yoktur. İnsanlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]  zamanında araziyi su yatakları, kanal başları ve bir miktar  ekin karşılığında kiralıyorlardı. Bazen bunun mahsulü helak  olur, bunun ki selamette kalır; bazen diğerinin mahsulü  helak olur, öbürünün ki selamette kalır. İnsanlar için bundan  başka bir kira şekli yoktu. Bunun içindir ki bundan men  edilmiştir. Fakat malum ve teminatlı bir şey olursa bunda bir  beis yoktur." Dolayısıyla bunların hepsi, Rafi'nin sözü olup  Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sözü değildir.  Dolayısıyla bu, hadiste kendisinden rivayet edilen Rafi'ye ait  bir görüştür. Rafi'nin sözü ise şeri bir delil olmadığı gibi  onun görüşü de şeri bir delil değildir. Özellikle de onun  aksinde sarih bir nas gelmişken. Dolayısıyla Rafi, Resul  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, araziden çıkan şeylerin bir  kısmı karşılığında araziyi kiraya verilmesini  yasaklamasından arazinin altın ve gümüş karşılığında kiraya  verilmesinde bir beis olmadığını anlamıştır. Nitekim bunu,  yani bunun Rafi'ye ait bir anlayış olduğunu şu hadis teyit  etmektedir: el-Buhari'nin rivayetinde geçtiği üzere Hanzala  İbn-u Kays el-Ensarî, Rafi İbn-u Hadic'in şöyle dediğini  işitmiştir:

»كُنَّا أَكْثَرَ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مُزْدَرَعًا، كُنَّا نُكْرِي الأَرْضَ بِالنَّاحِيَةِ مِنْهَا مُسَمًّى لِسَيِّدِ الأَرْضِ، قَالَ: فَمِمَّا يُصَابُ ذَلِكَ وَتَسْلَمُ الأَرْضُ، وَمِمَّا يُصَابُ الأَرْضُ وَيَسْلَمُ ذَلِكَ، فَنُهِينَا، وَأَمَّا الذَّهَبُ وَالْوَرِقُ فَلَمْ يَكُنْ يَوْمَئِذٍ«

"Medine halkı  içerisinde en çok tarlası olan bizdik. Bir kısmı mal sahibi  adına isimlendirilmiş olmak üzere arazinin diğer tarafını  kiraya verirdik. Bazen bu kısmı helak olur, kiraya verilen  arazi selamete çıkar. Bazen kiraya verilen arazi selamet çıkar  diğer kısmı helak olurdu. Bu bize yasaklandı. Altın ve  gümüşe gelince; o zaman (bunlarla kiralama) yoktu." [el-Buhari  tahric etti] Dolayısıyla gerek Rafi'nin bu hadisteki: "Altın ve  gümüşe gelince; o zaman (bunlarla kiralama) yoktu" sözü  gerekse Muslim'in yukarıda geçen rivayetindeki "Fakat  malum ve teminatlı bir şey olursa bunda bir beis yoktur"  sözü olsun bunların hepsi Rafi'ye ait bir anlayıştır. Rafi'nin  anlayışı ise şeri bir delil sayılmaz ve bunun aksi olan bir delil  geldiğinden bu reddedilir.

  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazinin  kiralanmasının yasaklanması hakkında varit olan deliller,  sadece o zamanki kiralama şekli hakkındadır. Bu ise araziyi  kiralayan kimsenin, arazinin vadi üzerinde olan kısmını  arazi sahibinin adına ekmesi ve bunun ücreti olarak da geri kalan kısmını kendi adına ekmesi veya araziyi belirli bir  yiyecek yada mahsulünün bir miktarı karşılığında  kiralaması gibi kişinin arazinin bir kısmını sahibi adına  ekmesi karşılığında kiralamasıdır. Arazinin kiralanmasının  yasaklanması hakkında varit olan hadislerde geçen kiralama  işte budur. Dolayısıyla araziye ilişkin haram kılınan  kiralama bizzat bu olup bunun dışındakiler ise caizdir.  Bundan dolayı arazinin altın ve gümüş karşılığında  kiralanması caizdir. Bunun cevabı şöyledir: Yasaklama  hakkındaki hadisler, kendisiyle muamelede bulundukları  şeylerle sınırlandırılmaz. Bilakis bu hadisler genel olarak  gelmiştir:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ فَلْيُزْرِعْهَا أَخَاهُ، وَلا يُكَارِيهَا بِثُلُثٍ وَلا بِرُبُعٍ وَلا بِطَعَامٍ مُسَمًّى»

"Kimin bir arazisi varsa ya onu eksin  yada kardeşi eksin. Araziyi 1/3 (üçte bir) ve 1/4 (dörtte bir)  veya belli bir yiyecek karşılığında kiraya vermesin." [Ebu Davud  tahric etti],

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ الْمُخَابَرَةِ»

"Resulullah  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] muhaberayı yasakladı." [Muslim,  Cabir kanalıyla rivayet etti],

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيَمْنَحْهَا، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir arazisi varsa ya onu eksin yada  bağışlasın. Eğer bunu yapmazsa arazisini elinde tutsun." [el-  Buhari, Cabir kanalıyla tahric etti],

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُؤْخَذَ لِلأَرْضِ أَجْرٌ أَوْ حَظٌّ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem],  arazi karşılığında bir ücret veya pay alınmasını yasakladı.[Muslim, Cabir kanalıyla tahric etti] İşte bu hadisler, yasaklama  hususunda geneldir. Hatta onlar, Resul [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem]'e müzâra'anın çeşitleri hakkında sorduklarında cevabını bunlarla sınırlandırmamıştır ki bunlara has olsun.Bilakis cevabına genel bir hüküm eklemiştir. Zira en-Nesâi,  Sünen'de Useyd İbn-u Zuheyr'den şu hadisi rivayet etmiştir:

»نَهَى رَسُولُ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ، قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللهِ، إِذًا نُكْرِيهَا بِشَيْءٍ مِنْ الْحَبِّ، قَالَ: لا، قَالَ: وَكُنَّا نُكْرِيهَا بِالتِّبْنِ، فَقَالَ: لا، وَكُنَّا نُكْرِيهَا عَلَى الرَّبِيعِ، قَالَ: لا، ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ«

"Resulullah  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], arazinin kiralanmasını yasakladı.  Dedik ki: Ya Resulullah! Bir miktar hububat karşılığında kiralasak.  Buyurdu ki: "Hayır." Useyd dedi ki: "Saman karşılığında  kiralasak?" Buyurdu ki: "Hayır." Dedi ki: "Küçük dere  (kenarında biten şeyler) karşılığında kiralasak?" Buyurdu ki:  "Hayır. Onu ya ekin yada kardeşinize hibe edin." Zuheyr  İbn-u Rafi'den şöyle dediği rivayet edildi:

»دَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم قَالَ: مَا تَصْنَعُونَ بِمَحَاقِلِكُمْ؟ قُلْتُ: نُؤَاجِرُهَا عَلَى الرُّبُعِ، أو عَلَى الأَوْسُقِ مِنْ التَّمْرِ وَالشَّعِيرِ، قَالَ: لا تَفْعَلُوا، ازْرَعُوهَا أَوْ أَمْسِكُوهَا«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] beni çağırdı ve dedi ki:  "Tarlalarınızı ne yapıyorsunuz?" Dedim ki: "Dörtte bir veya  belirli ölçekte hurma ve arpa karşılığında kiraya veriyoruz."  Bunun üzerine dedi ki: "Böyle yapmayın! Araziyi ya ekin ya  da onu elinizde tutun." [el-Buhari ve Muslim, tahric etti] Yukarıda geçen  hadislerden açığa çıkmaktadır ki Resul [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], onlara kendisiyle muamelede bulundukları şeyleri  yasaklamasının ardından meseleyi şu iki hadisin genel nassı  ile kapatmıştır: [Onu ya ekin yada kardeşinize hibe edin]  ve [Araziyi ya ekin ya da onu elinizde tutun] Bunun içindir  ki hadisler, kendisi ile muamelede bulundukları şeylerle  sınırlı değil genel olarak kalırlar. Dolayısıyla mutlak olarak  bir şeye tahsis edilmezler. Yani yasaklamanın varit olduğu  sırada arazinin kiralanması hususunda muamelede  bulunulan şeylerle tahsis edilmez. Bilakis yasaklama, arazi  ile ilgili her kiralama hakkında genel olarak kalır. Aynen  insanların kat be kat faizle muamele ettikleri sırada inen  faizle ilgili genel nasslarda olduğu gibi. Zira bu muamele,  faizle ilgili genel nassları tahsis etmez. Bilakis genel olarak  kalır ve sadece kendisi ile muamelede bulundukları şey  değil faizin hepsi haram kılınır. Hakeza arazinin altın,  gümüş ve bu ikisinin dışındaki her şeyle kiralanması  haramdır. Böylece hadisleri yasaklamanın varit olduğu  sırada insanların muamelede bulundukları kiralama  çeşitlerine tahsis edileceği istidlalinde bulunan kimselerin  istidlali çürütülmüş olur.

  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazinin  kiralanmasının caiz olduğuna dair delil şudur: Ebu Davud  ve en-Nesâi, şu hadisi tahric etmişlerdir:

»نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ الْمُحَاقَلَةِ وَالْمُزَابَنَةِ، وَقَالَ: إِنَّمَا يَزْرَعُ ثَلاثَةٌ: رَجُلٌ لَهُ أَرْضٌ فَهُوَ يَزْرَعُهَا، أَوْ رَجُلٌ مُنِحَ أَرْضًا فَهُوَ يَزْرَعُ مَا مُنِحَ، أَوْ رَجُلٌ اسْتَكْرَى أَرْضًا بِذَهَبٍ أَوْ فِضَّةٍ«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], muhakala  ve muzabeneyi yasakladı ve şöyle buyurdu: Ancak şu üç kişi  ekebilir: Kendisine ait olan araziyi eken kişi, kendisine hibe  edilen araziyi eken kişi, altın ve gümüş karşılığında bir arazi  kiralayan kişidir." [Lafız en-Nesâi'ye ait]

  Aynı şekilde el-Hafız, en-Nesâi'ye ait olduğu halde Fethul  Bâri'de hataen Ebî Davud'a atfettiği şu hadistir:  Ubeydullah İbn-u S'ad İbn-u İbrahim bize, amcasının  kendisine şöyle tahdis ettiğini haber verdi: Bize babam  Muhammed İbn-u Ukrime'den o da Muhammed İbn-u  Abdurrahman İbn-u Lebibe'den o da Saîd İbn-ul  Museyyeb'ten Sa'd İbn-u Ebî Vakkas'ın şöyle dediğini tahdis  etti:

»كَانَ أَصْحَابُ الْمَزَارِعِ يُكْرُونَ فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم مَزَارِعَهُمْ بِمَا يَكُونُ عَلَى السَّاقِي مِنْ الزَّرْعِ، فَجَاءُوا رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم فَاخْتَصَمُوا فِي بَعْضِ ذَلِكَ، فَنَهَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُكْرُوا بِذَلِكَ وَقَالَ: أَكْرُوا بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ«

"Arazi sahipleri, Resulullah [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem] zamanında arazilerini sulayan kimsenin ekinden  pay alması karşılığında kiraya veriyorlardı. Derken  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e geldiler ve bunun  bir kısmında anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], araziyi bu şekilde  kiralamalarını yasakladı ve şöyle buyurdu: "Altın ve gümüş  karşılığında kiralayın." En-Nesâi, şu eklemede bulundu:  "Bu hadisi Süleyman Rafi'den rivayet etti ve amcalarımdan  bir adam dedi."

  Ayrıca Ebu Davud'un şöyle dediği rivayetine istinat  ettiler: Bize Osman İbn-u Ebî Şeybe tahdis etti bize Yezid  İbn-u Harun tahdis etti bize İbrahim İbn-u Sa'd Muhammed  İbn-u İkrime İbn-u Abdurrahman İbn-u el-Haris İbn-u  Hişam'dan o da Muhammed İbn-u Abdurrahman İbn-u Ebi  Lebibe'den o da Saîd İbn-ul Museyyeb'ten Sa'din şöyle  dediğini haber verdi:

»كُنَّا نُكْرِي الأَرْضَ بِمَا عَلَى السَّوَاقِي مِنْ الزَّرْعِ وَمَا سَعِدَ بِالْمَاءِ مِنْهَا، فَنَهَانَا رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ ذَلِكَ وَأَمَرَنَا أَنْ نُكْرِيَهَا بِذَهَبٍ أَوْ فِضَّةٍ«

"Araziyi sulayan kişilerin su ile beslenen  yerlerin dışında ekinden pay almaları karşılığında kiraya  veriyorduk. Bunun üzerine Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], bize bunu yasakladı ve araziyi altın ve gümüş  karşılığında kiralamamızı emretti."  Ve dediler ki: İşte bu üç hadis, arazinin altın ve gümüş  karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğuna delalet  etmektedir.

  Bunun cevabı şöyledir: Bu hadisler arazinin altın ve  gümüş karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğuna dair  istidalde bulunmaya uygun değildir.

  Birinci hadise gelince; hadisin ravisi en-Nesâi, bu hadisin  merfu kısmının muhakala ve muzabenenin yasaklandığı  kısım olduğunu, geri kalan kısmının ise Saîd İbn-ul  Museyyeb'in sözünden dahil edildiğini açıkça beyan  etmiştir. Zira Sünen-i Nesâi'de hadisin sonunda şu ifade  varit olmuştur: "İsrail, Tarık'ı atlayarak ilk sözü mürsel kıldı  ve sonunu Saîd'in sözünden aldı."

  İkinci ve üçüncü hadise gelince; istidlale uygun değildir.  Çünkü herkesin bu iki hadis üzerinde durduğu nokta,  Muhammed İbn-u Abdurrahman İbn-u Lebibe'dir. İbn-u  Hibban'ın dışında onu hiçbir kimsenin sika görmediği  söylenmiştir. İbn-u Hacer, et-Takrîb'te onun hakkında bir  benzerini söylemiştir: "Çokça mürsel rivayette bulunan zayıf  bir kimsedir." Ez-Zehebi ise Mizân-ul İ'tidâl'da şöyle  demiştir: "Yahya, hadisinde bir şey olmadığını, ed-  Darukutni, zayıf olduğunu ve bir başkası güçlü olmadığını  söylemiştir." Et-Tezyîl Ale't Tehzîb'te ise şöyle geçmiştir:  "İbn-u Ebî Hatim şöyle dedi: Bize Hamad Beşer'in, yani İbnu  Ömer'in şöyle dediğini tahdis etti: Malik'e, Saîd İbn-ul  Museyyeb'den rivayet eden Muhammed İbn-u  Abdurrahman hakkında sordum o da sika olmadığını  söyledi." Albani gibi ona iyi diyenlere gelince; onun  hakkındaki bu sözleri dakik değildir. Çünkü onlar, bu  sözlerini şahitlere dayandırmışlardır.

  Metinde sahihe muhalefet eden bir şey olduğunda böyle  bir şey mümkün değildir. Zira iki hadisin sonunda  Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, onlara altın ve  gümüş karşılığında kiraya vermelerini emrettiği varit  olduğu gibi el-Buhari'de de Rafi'den şu şekilde varit  olmuştur:

«وَأَمَّا الذَّهَبُ وَالْوَرِقُ -أي الفضة- فَلَمْ يَكُنْ يَوْمَئِذٍ»

"Altın ve elvarika  –yani gümüşe- gelince; o zaman (bunlarla kiralama)  yoktu." Yani arazi kiralanırken bu ikisi ile muamele  edilmiyordu demektir. Oysa o zaman altın ve gümüş  mevcuttu ve arazinin kiralanması dışında bu ikisi ile  muamele ediliyordu. Şayet Resul [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], onlara araziyi bu ikisi karşılığında kiralamalarını  emretmiş olsaydı muamele gerçekleşir ve bu da rivayet  edilirdi. Ancak bu rivayet edilmemiştir. Üstelik arazinin  kiralanmasında bu ikisi ile muamele edilmediği rivayet  edilmiştir.

  Bundan dolayı şahitlere dayanarak ona iyi denilmesi, bu  iki hadisin sonundaki "Buyurdu ki: Altın ve gümüşle kiraya  veriniz" ve "Araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya  vermemizi emretti" ifadeleri bakımından sahih değildir.  Böylece iki hadisin bu kısmı zayıf olarak kalır ve bunlar  hüccet olmaz.  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazinin  kiraya verilmesinin caiz olduğuna dair delil, insanların  muameleleri ve icmâ-us sahabedir. Muameleye gelince; İbnu  Ömer'den rivayet edildiğine göre o, Resulullah, Ebi Bekir,  Ömer, Osman ve Muaviye'nin emirliğinin ilk günlerinde  tarlayı kiraya veriyordu. Yine İbn-ul Arabî el-Malikî,  arazinin kiralanmasının caiz olduğuna dair sahabenin icmâsı  olduğunu rivayet etmiştir.

 Bu da arazinin kiralanmasının  caiz olduğuna delalet etmektedir. Bunun cevabı şöyledir: İnsanların bir şeyle muamele etmesi, onun caiz olduğuna  dair şeri bir delil değildir. Bilakis delil, kitap veya sünnetten  olan şeri nasstır. Bunun da ötesinde İbn-u Ömer'den onun  araziyi kiraya verdiğini rivayet etmeleri, delil olmaya uygun  değildir. Çünkü İbn-u Ömer, hadisi duyduktan sonra bunu  terk etmiştir. Bu ise ondan yapılan iki rivayetle sabittir ki o,  yasaklanmasından dolayı arazinin kiralanmasını terk  etmiştir. Zira Rafi'nin amcasından yaptığı rivayette şöyle  geçmiştir:

«أَنَّ ابْنَ عُمَرَ تَرَكَ كِرَاءَ الأَرْضِ»

"İbn-u Ömer, arazinin  kiralanmasını terk etti." İbn-u Ömer, kendi rivayetinde ise  şöyle demiştir:

«ما كنا نرى بالمزارعة بأساً حتى سمعنا رافع بن خديج يقول الحديث»

"Rafi İbn-u Hadic'in hadisi söylediğini duyuncaya  kadar müzâra'ada bir beis görmüyorduk." Bunun mefhumu  o, müzâra'ada bir beis olduğunu görür oldu demektir.  Müzâra'a ise arazinin kiralanmasıdır.  Binaenaleyh hem insanların muamelesinin hem de İbn-u Ömer'in fiilinin delil getirilmesi reddedilir. Sahabenin  arazinin kiraya verilmesinin caiz olduğu üzerinde icmâ  ettiğini iddia ettikleri icmâ-us sahabeye gelince; bu, sadece Resulullah'ın Hayber arazisini Yahudilere kiraya vermesine  binaen müsaka üzerine yapılmış bir icmâ olup arazinin  kiraya verilmesi üzerine yapılmış bir icmâ değildir. Çünkü  bu icmânın ravilerinden biri olan İbn-ul Arabî bu icmâyı,  Ömer'in Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in Hayber  halkına muamele ettiği ve sahabenin de bu kiralamanın caiz  olduğu üzerinde icmâ ettiği hadisini şerh ederken  zikretmiştir. Naklettikleri icmâ işte budur. Bu ise müsaka  üzerine bir icmâ olup arazinin kiraya verilmesi üzerine bir  icmâ değildir. Dolayısıyla bununla istidlalde bulunulmaz.

  Binaenaleyh arazinin kiralanmasının caiz olduğuna dair delil  olmaya uygun değildir.

  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazinin  altın ve gümüş karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğunun delili, sahabenin bunun üzerinde icmâ etmesidir. Nitekim bunu nakleden el-Feth'in yazarı şöyle demiştir: "İbn-ul Münzir, sahabenin arazinin altın ve gümüş  karşılığında kiraya verilmesinin caiz olduğu üzerinde icmâ  ettiklerini belirtmiştir." Dolayısıyla bu icmâ, kiralamanın  altın ve gümüş karşılığında caiz olduğuna dair bir delildir.  Bunun cevabı şöyledir: Arazinin kiralanmasının  yasaklanması hakkında varit olan hadisler, yasağın mutlak  olduğunu belirtmektedir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem], şöyle buyurdu:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا، أَوْ لِيُحْرِثْهَا أَخَاهُ، وَإِلاَّ فَلْيَدَعْهَا»

"Her kimin bir arazisi varsa ya onu eksin yada kardeşine ektirsin. Yoksa onu bıraksın." [Muslim, Cabir  kanalıyla tahric etti] Ve şöyle buyurdu:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا، أَوْ لِيَمْنَحْهَا أَخَاهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir arazisi varsa ya  onu eksin yada bağışlasın. Eğer buna karşı çıkarsa arazisini  elinde tutsun." [Muslim, Ebî Hurayra kanalıyla tahric etti] Dolayısıyla:

«  وَإِلاَّ  َفلْيَدَعْهَا»

"Yoksa onu bıraksın" kavli ile

»فإِنْأَبَىفْليُمْسِكْأَرْضَهُ«

"Eğer buna karşı çıkarsa arazisini elinde tutsun" kavli,  arazinin altın ve gümüş karşılığında kiraya verilmesinin caiz  olmadığına dair bir delildir. Aynı şekilde hadisler, yukarıda  açıkladığımız üzere bu husustaki hükmü, sadece iki şey ile  sınırlandırmıştır. Zira Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in,

«ازْرَعْهَا أَوْ امْنَحْهَا أَخَاكَ»

"Araziyi ya ekin yada bir kardeşinize  hibe edin" kavli, bir üçüncüsü olmayan iki şey arasında  tercih içindir. Söz konusu icmâ ise üçüncü bir hususu (altın  ve gümüşü) caiz kılmaktadır ki burada bir çelişki vardır.  Dolayısıyla tercihe başvurulur. Mezkur hadisler senet  bakımından icmânın rivayetinden daha güçlüdür. Ayrıca  icmâ, ancak caiz veya yasak olduğu üzerinde icmânın  edildiği var olan bir şey üzerinde olur. Daha ortada olmayan  bir şey üzerinde ise icmâ gerçekleşmez. Zira arazinin altın ve  gümüş karşılığında kiralanması, insanların kendisi ile  muamelede bulundukları şeylerden değildi. Zira Rafi'den el-  Buhari'de şöyle geçmiştir:

«فَأَمَّا الذَّهَبُ وَالْفِضَّةُ فَلَمْ يَكُنْ يَوْمَئِذٍ»

"Altın ve  gümüşe gelince; o zaman (bunlarla kiralama) yoktu." Yine  Hanzala İbn-u Kays'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

»سَأَلْتُ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ بِالذَّهَبِ وَالْوَرِقِ فَقَالَ: لا بَأْسَ بِهِ، إِنَّمَا كَانَ النَّاسُ يُؤَاجِرُونَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَلَى الْمَاذِيَانَاتِ وَأَقْبَالِ الْجَدَاوِلِ وَأَشْيَاءَ مِنْ الزَّرْعِ، فَيَهْلِكُ هَذَا وَيَسْلَمُ هَذَا، وَيَسْلَمُ هَذَا وَيَهْلِكُ هَذَا، فَلَمْ يَكُنْ لِلنَّاسِ كِرَاءٌ إِلاَّ هَذَا؛ فَلِذَلِكَ زُجِرَ عَنْهُ، فَأَمَّا شَيْءٌ مَعْلُومٌ مَضْمُونٌ فَلا بَأْسَ بِهِ«

"Rafi İbn-u Hadic'e arazinin altın ve gümüş karşılığında  kiralanmasını sordum. Dedi ki: "Bunda bir beis yoktur.  İnsanlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] zamanında  araziyi su yatakları, kanal başları ve bir miktar ekin  karşılığında kiralıyorlardı. Bazen bunun mahsulü helak olur,  bunun ki selamette kalır; bazen diğerinin mahsulü helak  olur, öbürünün ki selamette kalır. İnsanlar için bundan başka  bir kira şekli yoktu. Bunun içindir ki bundan men edilmiştir.  Fakat malum ve teminatlı bir şey olursa bunda bir beis  yoktur." el-Mâziyânât, nehrin kenarında ve su yataklarında  biten şeylerdir. Ekbâl'il Cedavil, küçük nehirlerin başlarıdır.  Dolayısıyla bu iki hadis, arazinin kiralanmasında altın ve  gümüşle muamelenin olmadığına delalet etmektedir. Bu da  var olan bir şey üzerinde icmânın olduğunu ortadan  kaldırmaktadır. İcmâ-us sahabe, ancak bir delili ortaya  çıkarmakta olup bir araya gelerek hakkında tartıştıkları ve  üzerinde ittifak ettikleri onlara ait bir görüş değildir. Yani bir  fiilin hükmünün şöyle şöyle olduğu üzerinde icmâ etmeleri,  onların bu hükmü Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in  ağzından işitmeleri veya onu yaptığını veya ona sükut  ettiğini görmeleri demektir. Böylece delili rivayet etmeksizin  hükmü haber vermişlerdir. Bu ise ancak var olan bir şey  üzerinde olur. Çünkü şeriat, teorik varsayımlar üzerine değil ancak var olan fiillere ve gerçekleşmiş olaylar üzerine  indirgenmek amacıyla şeriat kılınmıştır. Bundan dolayı  icmâ-us sahabenin var olan bir şey üzerinde olması kaçınılmazdır. Arazinin altın ve gümüş karşılığında  kiralanması muamelesinin varlığı sahih hadislerin nassına  binaen ortadan kalktığına göre sahabenin bunun üzerindeki  icmâsının varlığı da ortadan kalkmış olur. Aynı şekilde  Ömer [Radiyallahu Anh], minberde iken Müslümanların  huzurunda şöyle demiştir:

«مَنْ أَحْيَا أَرْضاً مَيْتَةً فَهِيَ لَهُ وَلَيْسَ لِمُحْتَجِرٍ حَقٌّ بَعْدَ ثَلاثِ سِنِينَ»

"Her kim ِlü bir araziyi ihya ederse o  onundur. Muhtecirin (taşla çevirenin) üç seneden sonra bir  hakkı yoktur." [Ebu Yusuf el-Harac'ta Salim İbn-u Abdullah'dan zikretmiştir]  Böylece muhtecir için üç seneden sonra her hangi bir hakkın  olması [ حق ] "bir hak" sözünden dolayı nefyedilmiştir. Çünkü  nefi bağlamında gelen nekra genel olup her hakkın nefyini  kapsar. Şayet muhtecirin araziyi altın ve gümüş karşılığında  kiralaması caiz olsaydı üç senenin ardından ondan  alınmazdı. Oysa Ömer bunu, sahabenin gözü ve kulağı  önünde söylemiş, bununla amel etmiş ve onlar da Ömer'e  karşı çıkmamıştır. Dolayısıyla bu bir icmâdır.

 Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Bunun  delili, İbn-u Abbas'tan şöyle dediğinin rivayet edilmesidir:

«إِنَّ اللهَ لَمْ يَنْهَ عَنِ المُزَارَعَةِ، وَلَكِنَّهُ قَالَ: أَنْ يَمْنَحَ أَحَدَكُمْ أَخَاهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَأْخُذَ شَيْئاً مَعْلُوماً»

"Allah, müzâra'ayı yasaklamamıştır. Ancak o, şöyle  buyurmuştur: Bir kimsenin kardeşine hibe etmesi onun için  belli bir şey almasından daha hayırlıdır." [Muttefekun Aleyh] İbn-u  Mace, İbn-u Abbas'tan şu haberi zikretmiştir: "O, yani İbn-u  Abbas, araziyi kiraya veren insanlar çoğalınca şöyle  demiştir: Fesubhanallah! Oysa Resulullah [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem], şöyle buyurdu:

«أَلا مَنَحَهَا أَحَدُكُمْ أَخَاهُ، وَلَمْ يَنْهَ عَنْ كِرَائِهَا»

"Dikkat edin! Sizden biriniz onu kardeşine hibe etsin ve  kiraya vermesini yasaklamasın." İbn-u Abbas [Radiyallahu  Anhuma]'dan yapılan başka bir rivayette ise Resulullah  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], müzâra'ayı haram kılmamış  ancak şu kavli ile birbirlerine merhamet etmelerini  emretmiştir:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا، أَوْ لِيَمْنَحْهَا أَخَاهُ، فَإِنْ أَبَى فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir arazisi varsa ya onu eksin yada  bağışlasın. Eğer buna karşı çıkarsa arazisini elinde tutsun.[Tirmizî, İbn-u Abbas kanalıyla tahric etti ve sahihledi] Aynı şekilde Sabit'ten  şöyle rivayet edilmiştir:

«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم نَهَى عَنْ الْمُزَارَعَةِ، وَأَمَرَ بِالْمُؤَاجَرَةِ، وَقَالَ: لا بَأْسَ بِهَا»

"Resulullah [Sallallahu  Aleyhi ve Sellem], müzâra'ayı yasakladı ve kiralamayı  emretti ve buyurdu ki: Bunda bir beis yoktur." [Muslim, Sabit İbn-u  ed-Dahâk kanalıyla tahric etti] İşte bu hadisler, kiralamanın caiz  olduğuna delalet etmektedir.

  Bunun cevabı şöyledir: İbn-u Abbas'ın hadisi tüm  rivayetleri ile resulün sözünden anladığını haber  vermesinden ibaret olup resulden yapılmış bir rivayet  değildir. Dolayısıyla bu rivayetler, resulün arazinin kiraya  verilmesini yasaklamasından onun, bunun tahrim için  olmadığı şeklinde anladığına dair bir beyandır. Zira o  demiştir ki: Yasaklamamıştır… Ancak o, şöyle  buyurmuştur… Ve şöyle demiştir: Oysa şöyle buyurdu…  yasaklamamıştır. Üçüncü rivayet bunlardan daha açıktır.  Zira onun bunu, resulün sözünden anladığını beyan  etmektedir. Çünkü hadisi zikrederek anlayışını beyan  etmiştir. Zira resulün müzâra'ayı haram kılmadığını ancak birbirlerine merhamet etmelerini emrettiğini söylemiştir…  Madem ki bunlar, İbn-u Abbas'a ait bir anlayış olup hadis  değildir o halde hüccet sayılmazlar ve bunlarla istidlalde  bulunulmaz. Resulün

«وَأَمَرَ بِالْمُؤَاجَرَةِ»

"ve kiralamayı emretti"  şeklindeki Sabit'in hadisine gelince; bu başka bir hadisle  çelişmektedir ki o şudur:

«نَهَى رَسُولُ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], arazinin kiralanmasını yasakladı." [Muslim, Rafi kanalıyla tahric etti] Ve şu  hadisle:

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُؤْخَذَ لِلأَرْضِ أَجْرٌ أَوْ حَظٌّ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], arazi  karşılığında bir ücret veya pay alınmasını yasakladı." [Muslim,  Cabir kanalıyla tahric etti] Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in,

«وَأَمَرَ بِالْمُؤَاجَرَةِ»

"ve kiralamayı emretti" kavli genel olup her  kiralamayı kapsar. Keza Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in,

«عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ»

"arazinin kiralanmasını" kavli ile

«أَنْ يُؤْخَذَ أَجْرٌ»

"ücret alınmasını" kavlinin her ikisi de geneldir. Yani hem  kiralamanın emredilmesi hem de kiralamanın yasaklanması  genel olup bu ikisinin arasını cem etmek imkansızdır. Çünkü her ikisi de geneldir. Zira biri amm diğeri has veya biri bir  yönden amm diğer bir yönden has ve diğeri başka bir  yönden amm ve başka bir hadisin dışındaki yönden has  değildir ki… ikisinin arasını cem etmek mümkün olsun.  Bilakis hem emir hem de yasak geneldir. Bunun içindir ki  tercihe başvurulur. Dolayısıyla yasaklama ile ilgili hadis  tercih edilir ve emirle ilgili hadis reddedilir. Çünkü iki nas  çatıştığında Aleyhi's Salatu ve's Selam'ın şu kavlinden dolayı  yasak emre tercih edilir:

«دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لا يَرِيبُكَ»

"Şüpheli  olanları bırak şüpheli olmayanlara bak." [Tirmizi, tahric etti ve hasen  sahih dedi] Böylece bu hadislerle istidlalde bulunmaları düşmüş olur.

 Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki: Arazinin  kiralanmasının caiz olduğunun delili Ebu Davud'un rivayet  ettiği şu hadistir: Bize Musedded bize Bişru el-Ma'nâ  Abdurrahman İbn-u İshak'tan o Ebî Ubeyde İbn-u  Muhammed İbn-u Ammâr'dan o Velid İbn-u Ebî el-  Velid'den o da Urve İbn-uz Zubeyr'in şöyle dediğini tahdis  etti: Zeyd İbn-u Sabit dedi ki: Allah, Rafi İbn-u Hadic'e  mağfiret etsin. Vallahi ben hadisi ondan daha iyi biliyorum.  Aslında onun yanına iki adam geldi ve Ensardan Musedded  dedi ki: Kavga etmelerinin ardından anlaştılar. Bunun  üzerine Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle  buyurdu:

«إِنْ كَانَ هَذَا شَأْنَكُمْ فَلا تُكْرُوا الْمَزَارِعَ»

"Durumunuz buysa  tarlaları kiraya vermeyin."

  Yani "Zeyd İbn-u Sabit", bunu (yani arazinin  kiralanmasını) Rafi'den daha iyi bildiğini ve aslında Nebi  [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in iki kişinin kavga ettiğini  işitince,

«إِنْ كَانَ هَذَا شَأْنَكُمْ فَلا تُكْرُوا الْمَزَارِعَ»

"Durumunuz buysa  tarlaları kiraya vermeyin" şeklinde buyurduğunu demek  istemiştir. Yine el-Buhari, Amr İbn-u Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Tavus'a dedim ki: "Keşke muhaberayı terk  etseydin. Zira onlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in  onu yasakladığını iddia ediyorlar." Tavus dedi ki: "Onların  en iyi bileni -yani İbn-u Abbas- bana, Nebi [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem]'in onu yasaklamayıp ancak şöyle buyurduğunu  haber verdi:

«أَنْ يَمْنَحَ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَأْخُذَ عَلَيْهَا خَرَاجاً مَعْلُوماً»

"Bir kimsenin kardeşine hibe etmesi onun için belli bir harac  almasından daha hayırlıdır." Lügatta harac, arazinin kirası,  yani ücret almaktır. Dolayısıyla bu iki hadis, kiralamanın  caiz olduğuna delalet etmektedir.

  Bunun cevabı şöyledir: Zeyd'in hadisi araziyi kiralamanın  caiz olduğuna delalet etmez. Aksine hadisin mantuku, onun  yasak olduğuna delalet eder. Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in,

«إِنْ كَانَ هَذَا شَأْنَكُمْ»

"Durumunuz buysa" kavlindeki şartın  mefhumuna gelince; arazinin kiralanmasını mutlak olarak  yasaklayan hadislere binaen geçersiz olduğu gibi yaygın  olan bir şeyin öne çıktığı gibi ortaya çıkmasından dolayı da  geçersizdir. Zira bu şekildeki kiralama muamelelerine  genellikle anlaşmazlık ve kavga hakimdi. Çünkü bazı  araziler diğerlerinden daha verimli oluyordu. Bu,  Allahuteala'nın şu kavlindeki şartın mefhumunun geçersiz  olması gibidir:

{وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا}

"İffetli  olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın." [en-Nûr 33]  Zira bu, yaygın olan bir şeyin öne çıktığı gibi ortaya  çıkmıştır. Zira genellikle cariyelerini fuhşa zorluyorlardı.  Dolayısıyla bu mefhum, yani şart mefhumu, yaygın olan bir  şeyin öne çıkması gibi ortaya çıkmasından dolayı geçersiz  olduğu gibi zinayı özelde değil genelde haram kılan nasslara  binaen de geçersizdir.

  Amr İbn-u Dinar'dan rivayet edilen ikinci hadise gelince;  "Hibe etmek ve ücret almak caizdir fakat hibe etmek daha  hayırlı ve daha evladır" demek değildir. Hadisin anlamı bu  şekilde olmayıp bilakis ücret almayı haram kılmaktadır.  Çünkü

(يمنح أخاه خير له من أن يأخذ خراجاً معلوماً...)

"Bir kimsenin  kardeşine hibe etmesi onun için belli bir harac almasından  daha hayırlıdır" cümlesi, talep ifade eden haber cümlesidir.  Yani sanki o, şöyle demiştir:

«امنح أخاك ولا تأخذ خراجاً»

"Kardeşine hibe et harac alma." Dolayısıyla bu cümlede hibe  etmeye, yani karşılıksız vermeye ve harac, yani ücret almayı  yasaklamaya dair bir talep vardır. "Terkin talebi" şeklindeki  bu yasaklamanın nasıl bir yasaklama olduğunu bilmek ise  bir karineyi gerektirir. Diğer hadislerdeki karineler ise terkin  talebinin kesin olduğunu ifade etmektedir. Çünkü bu  karineler, ücret almayı mutlak olarak yasaklamaktadır. Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu kavli:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيُزْرِعْهَا أَخَاهُ، وَلا يُكَارِيهَا بِثُلُثٍ وَلا بِرُبُعٍ وَلا بِطَعَامٍ مُسَمًّى»

"Kimin bir arazisi varsa ya onu eksin yada kardeşi eksin.  Araziyi 1/3 (üçte bir) ve 1/4 (dörtte bir) veya belli bir yiyecek  karşılığında kiraya vermesin." [Ebu Davud, tahric etti] Ve şu kavli  gibi:

«مَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَزْرَعْهَا أَوْ لِيَمْنَحْهَا، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيُمْسِكْ أَرْضَهُ»

"Her kimin bir arazisi varsa ya onu eksin yada bağışlasın. Eğer bunu yapmazsa arazisini elinde tutsun." Yine Rafi'den  şöyle rivayet edilmiştir:

«أَنَّ النَّبِيَّ  صلى الله عليه وآله وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الْمَزَارِعِ»

"Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], tarlanın kiraya  verilmesini yasakladı." [Muttefekun aleyh] Cabir kanalıyla Sahih-i  Muslim'de şöyle geçmiştir:

«نَهَى رَسُولُ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُؤْخَذَ لِلأَرْضِ أَجْرٌ أَوْ حَظٌّ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], arazi karşılığında bir ücret veya pay alınmasını  yasakladı." Rivayet edildiği üzere Abdullah İbn-u Ömer,  Rafi İbn-u Hadic ile karşılaşmış ve ona bu meseleyi sorunca  o, şöyle demiştir: Bedir'e tanıklık eden amcalarımdan ikisini  şöyle derlerken işittim:

«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الأَرْضِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], tarlanın kiraya verilmesini yasakladı." [Muslim, tahric etti]  Arazinin kiralanmasını caiz görenler diyorlar ki:

 Arazinin  kiralanmasının caiz olduğunun delili, Şeyhayn'ın İbn-u  Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmeleridir:

«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم عَامَلَ أَهْلَ خَيْبَرَ بِشَطْرِ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا مِنْ ثَمَرٍ أَوْ زَرْعٍ»

 "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Hayber'den çıkan  meyvenin veya ekinin yarısı karşılığında Hayber halkı ile  muamele yaptı." [Muttefekun Aleyh] Yine Ebu Cafer, şöyle  demiştir:

»عَامَلَ رَسُولُ اللهِ  صلى الله عليه وآله وسلم أَهْلَ خَيْبَرَ بِالشَّطْرِ، ثُمَّ أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ عُمَرُ وَعُثْمَانَ وَعَلِيُّ، ثُمَّ أَهْلُوهُمْ، إِلَى اليَوْمِ يُعْطُونَ الثُّلُثَ وَالرُّبُعَ«

"Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], ardından Ebu Bekir,  Ömer, Osman, Ali ardından onlardan sonra gelen selefleri,  üçte bir 3/1 ve dörtte bir 4/1'in verildiği güne kadar Hayber  halkına yarı yarıya muamele etti." [İbn-u Kudame, el-Mugni'de zikretti ve  sahih meşhur dedi] El-Buhari, İbn-u Ömer'den şöyle rivayet  etmiştir:

»أَنَّ النَّبِيَّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَامَلَ خَيْبَرَ بِشَطْرِ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا مِنْ ثَمَرٍ أَوْ زَرْعٍ، فَكَانَ يُعْطِي أَزْوَاجَهُ مِائَةَ وَسْقٍ ثَمَانُونَ وَسْقَ تَمْرٍ وَعِشْرُونَ وَسْقَ شَعِيرٍ، فَقَسَمَ عُمَرُ خَيْبَرَ، فَخَيَّرَ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُقْطِعَ لَهُنَّ مِنْ الْمَاءِ وَالأَرْضِ أَوْ يُمْضِيَ لَهُنَّ؟ فَمِنْهُنَّ مَنْ اخْتَارَ الأَرْضَ، وَمِنْهُنَّ مَنْ اخْتَارَ الْوَسْقَ، وَكَانَتْ عَائِشَةُ اخْتَارَتْ الأَرْضَ«

"Nebi [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem], Hayber'den çıkan meyvenin veya ekinin yarısı  karşılığında Hayber halkı ile muamele yaptı. Seksen (80)  vask hurma ve yirmi (20) vask arpa olmak üzere  hanımlarına yüz vask veriyordu. Derken Ömer, Hayberi  taksim etti ve Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in  hanımlarını, kendilerine su ve toprak ikta edilmesi ile aynı  şekilde devam edilmesi arasında serbest bıraktı. Onlardan  kimisi toprağı kimisi de vaskı seçti. Aişe ise toprağı  seçmişti." İşte bu hadis, Hayberin ekimini bir parçası  karşılığında kiraya vermenin caiz olduğuna dolayısıyla  mutlak olarak kiraya verilmesinin caiz olduğuna delalet  etmektedir.

  Bunun cevabı şöyledir: Hayber arazisi, su ile sulanan  ağaçlık bir araziydi ve ağaçlar arasında ağaçların alanından  daha az olan ekili boş bir arazi vardı. Nitekim bazı  haberlerin lafızlarında geçenler bunu teyit etmektedir:

«أَنَّ النَّبِيَّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَامَلَ أَهْلَ خَيْبَرَ بِشَطْرِ مَا يَخْرُجُ مِنَ النَّخْلِ وَالشَّجَرِ»

"Nebi [Sallallahu  Aleyhi ve Sellem], hurma ve ağaçlardan çıkanların yarısı  karşılığında Hayber halkı ile muamele yaptı." [ed-Darukutni, İbnu  Ömer'den tahric etti] İbn-u Abbas'ın hadisinde ise şöyle geçmiştir:  أرضها ونخلها "Arazisini ve hurmalarını." Buna göre resulün  Hayber'i kiralarken yaptığı şeyin vakıası, müsakadır müzâra'a değildir. Yani ağaçlık arazinin kiralanmasıdır sadece arazinin kiralanması değil bilakis ağaçlar ve ağaçlarla birlikte arazinin kiralanmasıdır. Bu ise müsakadır. Müsaka  ise tartışmasız caizdir. Zira sürülüp sulanmaları şartıyla  ağaçların belli miktarda meyve karşılığında kiralanması  caizdir. Buna bağlı olarak içerisindeki arazi de kiralanmış olur. Ancak kiralamanın arazi adına değil de ağaçlar adına olması için arazinin ağaçlı kısmının ağaçsız kısmından daha  fazla olması şarttır. İşte bu müsaka caizdir. Yasak olan  arazinin kiralanmasıdır müsaka değildir. Nitekim el-Buhari'nin hadisine dikkatle bakıldığında arazinin ağaçlık  olduğu, ağaçların boş araziden daha fazla olduğu, içerisinde  ağaçları sulamak için su olduğu görülür. Bunun içindir ki  müsakadır. Hadiste geçen şu kavline:

"فكان يعطي أزواجه مائة وسق، ثمانون وسقاً تمراً، وعشرون وسقاً شعيراً"

"Seksen (80) vask  hurma ve yirmi (20) vask arpa olmak üzere hanımlarına  yüz vask veriyordu." Ve şu kavline bir bakınız:

"أن يقطع لهن من الأرض والماء"

"Kendilerine toprak ve su ikta edilmesi."  Hayber arazisinin vakıasının ağaçlık bir arazi olduğuna,  kiralanmasının müsaka olduğuna, müzâra'a ve arazi  kiralaması olmadığına delalet etmektedir.

 Binaenaleyh bu hadis, arazinin kiralanmasının caiz  olduğuna dair delil olarak getirilmez. Bunun içindir ki bu  hadisle istidlal ortadan kalkmış olur.

  Böylece arazinin kiralanmasının haram olması,  olabildiğince açık bir husustur. Böylece de bu maddenin  delili en bariz istidlalle ortaya çıkmış olur.

  Müsakaya gelince; ağaçların bir miktar meyve  karşılığında veya ağaçların araziden daha fazla olması  şartıyla ağaçlarla birlikte arazinin bir miktar meyve ve ekim  karşılığında kiralanmasıdır. Şeran müsakanın manasının bu  olduğunun ve müsakanın caiz olduğunun delili, bu hususta  varit olan hadislerdir. Zira el-Buhari, Ebî Hurayra  [Radiyallahu Anh]'den şöyle dediğini tahric etmiştir:

»قَالَتْ الأَنْصَارُ لِلنَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم : اقْسِمْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ إِخْوَانِنَا النَّخِيلَ، قَالَ: لا، فَقَالُوا: تَكْفُونَا الْمَئُونَةَ وَنَشْرَكْكُمْ فِي الثَّمَرَةِ، قَالُوا: سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا«

"Ensar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e dedi ki: "Hurmaları bizimle  kardeşlerimiz arasında taksim et." Buyurdu ki: "Hayır." Bunun üzerine dediler ki: Bostanlarda çalışmak bize yeter. Sizi de  meyvelere ortak ederiz." Onlar da (Muhacirler) dedi ki: "İşittik ve  itaat ettik." El-Buhari, Nafi'den Abdullah İbn-u Ömer  [Radiyallahu Anhuma]'nın kendisine şunu haber verdiğini  tahric etti:

»أَنَّ النَّبِيَّ  صلى الله عليه وآله وسلم عَامَلَ خَيْبَرَ بِشَطْرِ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا مِنْ ثَمَرٍ أَوْ زَرْعٍ، فَكَانَ يُعْطِي أَزْوَاجَهُ مِائَةَ وَسْقٍ ثَمَانُونَ وَسْقَ تَمْرٍ وَعِشْرُونَ وَسْقَ شَعِيرٍ، فَقَسَمَ عُمَرُ خَيْبَرَ فَخَيَّرَ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ  صلى الله عليه وآله وسلم أَنْ يُقْطِعَ لَهُنَّ مِنْ الْمَاءِ وَالأَرْضِ أَوْ يُمْضِيَ لَهُنَّ؟ فَمِنْهُنَّ مَنْ اخْتَارَ الأَرْضَ، وَمِنْهُنَّ مَنْ اخْتَارَ الْوَسْقَ، وَكَانَتْ عَائِشَةُ اخْتَارَتْ الأَرْضَ«

"Nebi [Sallallahu Aleyhi  ve Sellem], Hayber'den çıkan meyvenin veya ekinin yarısı  karşılığında Hayber halkı ile muamele yaptı. Seksen (80)  vask hurma ve yirmi (20) vask arpa olmak üzere  hanımlarına yüz vask veriyordu. Derken Ömer, Hayberi  taksim etti ve Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in  hanımlarını, kendilerine su ve toprak ikta edilmesi ile aynı  şekilde devam edilmesi arasında serbest bıraktı. Onlardan kimisi toprağı kimisi de vaskı seçti. Aişe ise toprağı  seçmişti." Muslim, Ebu Davud ve en-Nesâi, şunu tahric  ettiler:

»أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم دَفَعَ إِلَى يَهُودِ خَيْبَرَ نَخْلَ خَيْبَرَ وَأَرْضَهَا عَلَى أَنْ يَعْتَمِلُوهَا مِنْ أَمْوَالِهِمْ، وَلِرَسُولِ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم شَطْرُ ثَمَرِهَا«

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Hayber  hurmalarını ve arazisini, kendi mallarıyla işletmeleri ve  meyvesinin yarısı kendisine ait olması karşılığında Hayber Yahudilerine verdi." Ahmed ve İbn-u Mâce, İbn-u Abbas'tan  şunu tahric ettiler:

«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ  صلى الله عليه وآله وسلم دَفَعَ خَيْبَرَ أَرْضَهَا وَنَخْلَهَا مُقَاسَمَةً عَلَى النِّصْفِ»

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve  Sellem], yarı yarıya paylaşmak üzere Hayberin arazisini ve  hurmalarını Hayber (Yahudilerine) verdi." İşte bu hadisler  müsakanın, Ebî Hurayra'nın hadisinde geçen Ensarın  fiilinden ortaya çıktığı üzere bir miktar meyve karşılığında  sadece ağaçların kiralanması olduğuna delalet etmektedir. Yine onun, yani müsakanın, ağaçların meyvelerinden bir  miktarı ve arazinin ekimi karşılığında ağaçlarla birlikte  arazinin de kiralanması olduğuna delalet etmektedir.  Nitekim bu, Nafi'nin Abdullah İbn-u Ömer'den rivayet ettiği  şu hadiste:

«عَامَلَ خَيْبَرَ بِشَطْرِ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا مِنْ ثَمَرٍ أَوْ زَرْعٍ»

"Çıkan  meyvenin veya ekinin yarısı karşılığında Hayber halkı ile  muamele yaptı." Muslim, Ebî Davud ve en-Nesâi'nin tahric  ettikleri şu hadiste:

«نَخْلَ خَيْبَرَ وَأَرْضَهَا»

"Hayber hurmalarını ve  arazisini." Ve İbn-u Abbas'ın şu hadisinde açıkça  görülmektedir:

«أَرْضَهَا وَنَخْلَهَا»

"Hayber arazisini ve hurmalarını." Dolayısıyla bu hadisler, kiralamanın ya sadece ağaçlar yada ağaçlarla birlikte arazi için olacağına delalet ettiği gibi arazinin ağaçlardan daha az olması gerektiğine de  delalet etmektedir. Nitekim bu, Nafi'nin İbn-u Ömer'den  rivayet ettiği şu hadiste açıkça görülmektedir:

«مِائَةَ وَسْقٍ ثَمَانُونَ وَسْقَ تَمْرٍ وَعِشْرُونَ وَسْقَ شَعِيرٍ»

"Seksen (80) vask hurma ve yirmi  (20) vask arpa olmak üzere hanımlarına yüz vask." Böylece  müsakanın vakıasının ne olduğu ortaya çıkmış olmaktadır ki  müsaka, bir miktar meyve karşılığında ağaçların veya  ağaçların araziden daha fazla olması şartıyla bir miktar  meyve ve bir miktar ekin karşılığında ağaçların ve arazinin  kiralanmasıdır. Ayrıca bu hadisler, bu müsakanın caiz  olduğuna dair bir delildir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 132: Mülkiyetteki tasarruf, Şâri’nin iznine bağlıdır

Madde 132: İster infak tasarrufuna ait olsun ister mülkün arttırılması tasarrufuna ait olsun mülkiyetteki tasarruf, Şâri’nin iznine bağlıdır. İsraf, zevke düşkünlük ve cimrilik yasaklanır. Kapitalist şirketler, kooperatifler ve şeriata muhalif bütün muamelatlar yasaklanır. Ribâ, fahiş fiyat, ihtikar, kumar ve benzeri yasaklanır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 177: Öğretim müfredatı tektir.

Madde 177: Öğretim müfredatı tektir. Devletin müfredatından başka bir müfredata izin verilmez. Devletin müfredatına bağlı kaldıkları, öğretim planının esası üzerine kurulu oldukları, bünyelerinde öğretim siyasetini ve gayesini gerçekleştirdikleri, bünyelerindeki öğretimi -ister öğrenci isterse öğretmen olsunlar- kız-erkek karışık olarak yapmadıkları ve herhangi bir taifeye veya dine veya mezhebe… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 127: Mülkiyet çeşittir

Madde 127: Mülkiyet üç çeşittir: Ferdî Mülkiyet, Kamu Mülkiyeti ve Devlet Mülkiyeti. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 58: Vali´nin tayini

in Valiler
Madde 58: Vali, bir vilayetten diğer bir vilayete nakledilemez. Zira onun görevlendirilmesi, genel bir bakıştır ve belirli bir yer ile sınırlıdır. Bilakis görevden alınır ve yeniden tayin edilir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 124: İktisadî problem

Madde 124: İktisadî problem; malları ve menfaatleri tebaanın tüm fertlerine dağıtmak, bunların sahibi olmak ve bunlar için çalışma olanağı tanımak suretiyle bunlardan faydalanmalarına imkan vermektir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 114: Erkekler ve Kadınların yükümlülükleri

Madde 114: Erkeklere verilen haklar kadınlara da verilir. Erkeklere yüklenen yükümlülük kadınlara da yüklenir. Ancak İslam’ın kadın ve erkeklere şer-i deliller ile tahsis ettiği haklar müstesnadır. Dolayısıyla kadının ticaret, ziraat ve sanayi işlerine katılma, muamelat ve akitlerde bulunma, her tür mülke sahip olma hakkı vardır. Kendi başına veya başkası ile ortak olarak malını çoğaltabilir.… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 140: Ümmetin kamu mülkiyetinde hakkı vardır.

Madde 140: Ümmetin fertlerinden her ferdin, kamu mülkiyetine giren her şeyden faydalanma hakkı vardır. Devletin tebaadan kayırdığı bir kimseye kamu mülklerini mülkiyet edinme veya kullanma izni vermesi caiz değildir. Devamını oku