nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ekonomi Sistemi

Madde 125: Fertlerin temel ihtiyaçlarının garantisi

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 125: Fert fert tüm fertlerin bütün temel ihtiyaçlarının tam bir şekilde doyurulması garanti edilmelidir. Her ferdin, lüks ihtiyaçlarını mümkün mertebe en yüksek seviyede karşılanmasına imkan verilmesi garanti edilmelidir.

Bu madde iki şıktan ibarettir: Birincisi: Temel ihtiyaçların doyurulmasının garanti edilmesi. İkincisi: Lüks ihtiyaçların doyurulmasına imkan verilmesi. Birinci şıkka gelince; bunun birçok delili vardır. Şâri, kazanmaya, rızkı talep etmeye ve çalışmaya teşvik etmiş, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel ihtiyaçlarını temin etmesi için muktedir olan kimseye çalışmayı farz kılmıştır. Kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel ihtiyaçlarını gidermesi amacıyla geçimini temin etmesi için çalışmayı, çalışmaya muktedir kimseye farz kılmıştır. Allahuteala şöyle buyurdu:

*

 "Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin." [el-Mulk 15] Ve şöyle buyurdu:

 **

 "Salah kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin." [Cum'a 10] Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

***

"Bakmakla yükümlü olduğu kişileri (sorumluluklarını ihmal ederek) zayi etmesi kişiye günah olarak yeter." [Ebu Davud, en- Nevevi'nin Abdullah İbn-u Amr İbn-ul Âs kanalıyla sahihlediği isnadla tahrci etti] İnsanın tüm temel ihtiyaçlarını kendi kazancından doyurmasını garanti etmede aslolan işte budur. Zira Allah, ihtiyaçlarını doyurmaları için ihtiyaç sahibi muktedir erkeklere çalışmayı farz kılmıştır. Bu da çalışmaya muktedir olan bir kimsenin çalışmasının zorunlu olması demektir. Dolayısıyla bunu yerine getirmediğinde her farzda olduğu gibi cezalandırılır. Kadınlara ve yaşlı erkeklere gelince; Allah, onlara nafakayı farz kılmış, bunu gerekli bir hak olarak belirlemiş ve bunun şeri şekilde tahsil edilmesini devlete yüklemiştir. Mesela kadının nafakasını kocasına farz kılmıştır. Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

****

"Onların sizin üzerindeki hakları, marufa göre onları yedirmeniz ve giydirmenizdir." Çocukların nafakasını babaya farz kılmıştır. Allahuteala şöyle buyurdu:

*****

"Onların marufa göre yedirilmesi ve giydirilmesi babaya aittir." [el- Bakara 233] Nitekim Hint, Eba Sufyan'ın cimri bir adam olduğu şikayetinde bulununca Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], ona şöyle dedi:

******

"Marufa göre sana ve çocuklarına yetecek kadar al." Sıla-i rahimden mahrem olmaları halinde akrabaların nafakasını da farz kılmıştır. Allahuteala,

*******

"Onların marufa göre yedirilmesi ve giydirilmesi babaya aittir." kavlinden sonra şöyle buyurdu:

*******

"Mirasçıya düşen de bunun gibidir." [el-Bakara 233] Ayrıca şeriat, kadına kazanmayı farz kılmamasından dolayı onun nafakasını mutlak olarak vacip kıldığı gibi fakir olmaları halinde sıla-i rahimden mahrem yaşlı olan erkeklerin nafakasını da vacip kılmıştır. Nafakanın kendilerine vacip olduğu kimselerden hiçbir kimsenin bulunmaması veya bulunmasına rağmen infak etmeye gücü yetmemesi halinde ise şeriat, bu nafakayı Beyt-ul Mâl'e, yani devlete vacip kılmıştır. Ebî Hurayra'dan Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'den şöyle buyurduğu rivayet edildi:

*******

"Kim bir mal bırakırsa onun varislerine aittir. Kim de kelle bırakırsa (onun bakımı) bize aittir." [Ebî Hurayra kanalıyla muttefekun aleyh] Kelle, çocuğu ve babası olmayan zayıf kimsedir. Başka bir rivayette ise şöyle geçmiştir:

********

"Kim bir mal bırakırsa onun ailesine aittir. Kim de bir borç veya iyal bırakırsa bana aittir ve benim üzerimedir." [Muslim, Cabir kanalıyla rivayet etti] Hadiste geçen [ ضَيَاعًا ] kelimesi iyal demektir. Nitekim Kamus-ul Muhit'te şöyle denmiştir: "Aynı şekilde ed-Dyâ': İyaldir veya onların iyalidir." Dolayısıyla ister fakir bir kadın olsun isterse kazanmaktan aciz veya kazancı kendine yetmeyen fakir bir erkek olsun şeriat, bu delillerle her ikisinin de tüm temel ihtiyaçlarını garantilemiştir. Şeran yaşlı: Ya fiilen yaşlıdır ki o, çalışmaya muktedir olmayan kimsedir. Yada hükmen yaşlıdır ki o, kazanç sağlayacak bir iş bulamayan kimsedir. Dolayısıyla her ikisi de yaşlıdır. Şeriat, bu delillerle mutlak olarak kadının nafakasını kocaya, fiilen veya hükmen yaşlı olan erkeklerin nafakasını sıla-i rahimden mahrem olanlara vacip kılarak onların tüm temel ihtiyaçlarını garantilemiştir. Bu kişilerin bulunmaması veya aciz kalmaları halinde ise nafaka Beyt-ul Mâl'e, yani devlete aittir. Şeriat, Beyt-ul Mâl'in bu nafakayı temin etmesini garantilemek için nafakaya tahsis edilen gelirlere özel bir önem vermiştir. Zira Beyt-ul Mâl'de fakirler için zekat gibi bir bölüm oluşturmuştur.

*********

"Sadakalar (zekatlar) ancak fakirlere, miskinlere… mahsustur." [Et-Tevbe 60] Ta ki şu kavline kadar: وَابْنِ السَّبِيلِ"…yolda kalmışlara." Zekatın karşılamaması halinde nafaka, Aleyhi's Salatu ve's Selam'ın şu kavlinden dolayı Beyt-ul Mâl'in diğer gelirlerine aittir:

**********

"Her kim bir borç veya iyal bırakırsa bana aittir ve benim üzerimedir." [Muslim, Cabir kanalıyla tahric etti] Yani devlete ait demektir. Ve şu kavlinden dolayı:

***********

"İmam [Halife] bir çobandır ve güttüğünden mesuldür." [el-Buhari, Abdullah İbn-u Ömer kanalıyla rivayet etti] Tebaaya karşı en önemli sorumluluklardan birisi tebaanın temel ihtiyaçlarının doyurulmasını garantilemektir. Dolayısıyla tebaanın nafakası, Beyt-ul Mâl'in gelirlerinden sağlanır. Zira fakirlerin nafakasını temin etmek devletin sorumluluklarındandır. Eğer Beyt-ul Mâl'in sabit gelirleri nafakalara yetmezse bu gibi durumda Halifeye vergi koyma hakkı veren şeri hükümler gereği Müslümanların zenginlerine bu nafakalara yetecek oranda vergi konulur. Çünkü zekat gelirleri fakirlerin nafakasını temin etmeye yetmez ve Beyt-ul Mâl'in sabit gelirleri de bunu karşılamazsa bu, tüm Müslümanlara bir farz haline gelir. Nitekim Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

************

"Aralarında bir kişinin aç olarak sabahladığı herhangi bir hane halkının üzerinden Allahuteala'nın zimmeti / koruması kalkmıştır." [Ahmed, İbn-u Ömer kanalıyla tahric etti ve Ahmed Şakir sahihledi] Bu hadis, bir haber verme olup mefhumu, aç olanların doyurulmasını talep etmekte ve doyurulmamaları halinde zemm karinesi ile gelmiştir. Dolayısıyla kesin bir taleptir. Dolayısıyla Müslümanların aç olanları doyurması farzdır. Dolayısıyla da Halife, Müslümanlardan muktedir olanlara vergi koyar ve herhangi bir farzı infaz ettiği gibi bunu infaz eder. İşte bunların hepsi, şeriatın fert fert tüm fertlerin bütün temel ihtiyaçlarının doyurulmasının garantilenmesini vacip kıldığına ve bu doyurmayı gerçekleştirmeyi garantileyecek gelirleri belirlediğine dair bir delildir. Böylece bunun yerine getirilmesini ve devamlılığını garantilemiş olmaktadır. Tüm fertlerin fert fert doyurulmasının garantilenmesi açısından böyledir. Bu doyurmanın tüm temel ihtiyaçlar için olması açısından olana gelince; ferdin hayat vakıasındaki temel ihtiyaçları yiyecek, giyecek ve meskendir. Şeri deliller ise nafakayı garantilemek üzere gelmiştir. Nafaka ise yiyecek, giyecek ve meskendir. Ayrıca bu üç şeyin, yani yiyecek, giyecek ve meskenin temel ihtiyaç olduğuna ve bunun dışındakilerin fazlalık ve ziyade olduğuna delalet eden deliller de vardır. Nafakanın yiyecek, giyecek ve mesken olduğuna dair delillere gelince; zira Allahuteala şöyle buyurdu:

*************

"Onların marufa göre yedirilmesi ve giydirilmesi babaya aittir." [el-Bakara 233] Ve şöyle buyurdu:

**************

"Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." [et-Talak 6] Ve şöyle buyurdu:

**************

"Ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden." [el-Mâide 89] Böylece Allah nafakanın; yiyecek, giyecek ve mesken olduğunu beyan etmiştir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise kadınlar, yani eşler hakkında şöyle buyurdu:

***************

"Dikkat edin! Kadınların sizin üzerinizdeki hakkı, onları giydirme ve yedirmede onlara iyi muamelede bulunmanızdır." [Tirmizi, Amr İbn-ul Ehvas kanalıyla tahric etti ve sahihledi] Başka bir hadiste ise şöyle buyurdu:

****************

"Onların sizin üzerindeki hakları, marufa göre onları yedirmeniz ve giydirmenizdir." [Muslim, Cabir kanalıyla tahric etti] İşte bunlar, nafakanın yiyecek, giyecek ve mesken olduğuna ve temel ihtiyaçların bunlar olduğuna dair birer delildir. Ferdin temel ihtiyacının yiyecek, giyecek ve mesken olup bunların dışındakilerin fazlalık olduğunun delillerine gelince; Ahmed, Ahmed Şakir'in Osman İbn-u Affan [Radiyallahu Anh] kanalıyla sahihlediği isnatla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

*****************

"Bir ev gölgesi, katıksız bir ekmek, avretini örteceği bir elbise ve su dışındaki her şeyde ve bunun fazlasında ademoğlunun hakkı yoktur." Bu hadis başka bir lafızla şöyle varit olmuştur:

******************

"Ademoğlunun şu şeyler dışında hakkı yoktur: İkamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise, katıksız bir ekmek ve su." [Tirmizi, tahric etti ve hasen sahih dedi] Hadisin iki lafzında zikredilen şeylerin yiyecek, giyecek ve mesken olduğuna delalet etmektedir: [ظِلُّ بَيْتٍ ] "Bir ev gölgesi", [ بَيْتٌ یَسْكُنُهُ ] "İkamet edeceği bir ev",

*******************

"Avretini örteceği bir elbise" ve [الْخُبْزِ وَالْمَاءِ جِلْفُ] "Katıksız bir ekmek ve su" kafidir ve bunda kifayet vardır. Hadiste geçen,

********************

"Bunun fazlasında ademoğlunun bir hakkı yoktur" kavli, bu üç hacetin temel ihtiyaç olduğu hususunda gayet açıktır. Dolayısıyla bu iki hadis, temel ihtiyaçların yiyecek, giyecek ve mesken olduğu, bunlardan fazlasının temel olmadığı ve bunların doyurulmasıyla fertlerin temel ihtiyaçlarının doyurulmuş olacağı hakkında bir nasstır. Bu doyurmanın tam bir şekilde olması gerektiğinin deliline gelince; bu doyurmanın marufa göre ve yeterli miktarda olması hakkında varit olan delillerdir. Zira Allahuteala,

*********************

"Onların marufa göre yedirilmesi ve giydirilmesi babaya aittir." kavlinde

 

[ بِالْمَعْرُوفِ ] "marufa göre" buyurmuştur. Yine Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem],

***********************

"Onların sizin üzerinizdeki hakları, marufa göre onları yedirmeniz ve giydirmenizdir." kavlinde بِالْمَعْرُوفِ"marufa göre" göre buyurmuştur. Marufun manası ise insanlar nezdinde maruf olana göre demektir. Keza Sallallahu Aleyhi ve Sellem, muttefekun aleyh olan Aişe [Radiyallahu Anhâ]'nın hadisinde Hind'e buyurduğu,

************************

"Marufa göre sana ve çocuklarına yetecek kadar al." kavlinde ona [ مَا یَكْفِيكِ ] "sana yetecek kadar" ve [ بِالْمَعْرُوفِ] "marufa göre" buyurmuştur. Dolayısıyla yeterli miktarda olacağını belirtmiştir. Dolayısıyla bu deliller, doyurmanın tam bir şekilde, yani insanlar arasında maruf olana göre yetecek şekilde tüm temel ihtiyaçlar için olacağına delalet etmektedir. Dolayısıyla yeterlilik şartı koşulmuştur. Yani yiyeceğin doyacak, giyeceğin örtünecek ve meskenin sığınacak kadar olması demektir. Yeterliliğin yanı sıra bu yeterliliğin marufa göre olması da şart koşulmuştur. Yani en düşük eşyaya ve en az olanına göre yeterlilik demek değildir. Bilakis içerisinde yaşadığı o ülkedeki ve arasında yaşadığı toplumdaki marufa göre demektir. Böylece doyurmanın tam bir şekilde olmasının kaçınılmaz olduğu sabit olmaktadır. İşte bunların hepsi maddenin birinci şıkkının delilleridir. Ayrıca şeri deliller, sadece fertlerin fert fert temel ihtiyaçlarının giderilmesini zorunlu kılmakla kalmamış bilakis tebaa için güvenliğin, sağlığın ve eğitimin sağlanması gibi ümmetin temel ihtiyaçlarının giderilmesini de zorunlu kılmıştır: Güvenliğe gelince; devletin temel görevlerindendir. Zira tebaanın güvenliğini ve emniyetini sağlamak devlete aittir. Hatta kendi güvenliğini sağlayamayan bir devlet varlığını kaybeder. Bunun içindir ki Dâr-ul İslam'da İslami Devlet'in kendi güvenliğini kendi kuvvetleriyle sağlamaya muktedir olması şarttır. Bundan dolayı Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Müslümanlara hicret edecekleri dârı haber verdiğinde ilk dile getirdiği şey güvenlik olmuştur. Zira İbnu İshak'ın Sîret'inde rivayet ettiğine göre Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Mekke'de ashabına şöyle demiştir:

*************************

"Allah [Azze ve Celle] size kardeşler ve güvende olacağınız bir dâr verdi." Yine Ahmed'in sahih isnatla Enes'ten rivayet ettiğine göre Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ve arkadaşı Eba Bekir'i karşıladıklarında Ensarın onlara söylediği ilk şey şu olmuştur:

***************************

"O ikisini Ensardan yaklaşık beş yüz kişi karşıladı. Ta ki onların yanına gelince Ensar dedi ki: "Emin ve itaat olunmuş olarak hareket edin." Dolayısıyla tebaanın güvenliğini sağlamak devletin temel görevlerindedir. Sağlık ve tedaviye gelince; bunları tebaaya temin etmek devletin görevlerindendir. Zira klinikler ve hastaneler, Müslümanların şifa ve tedavi amaçlı kullandıkları birer kamu kurumudur. Dolayısıyla aslen sağlık, maslahatlar ve kamu hizmetlerindendir. Maslahatları ve kamu hizmetlerini yerine getirmek ise devlete aittir. Çünkü bunlar, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavli gereği gözetimi devlete ait olan şeylerdendir:

***************************

"İmam [Halife] bir çobandır ve o, raiyyesinden mesuldür." [el- Buhari, Abdullah İbn-u Ömer kanalıyla tahric etti] Bu hadis, devlete vacip olan gözetime dahil olmalarından dolayı sağlık ve tedaviden devletin sorumlu olduğu hususunda genel bir nasstır. Sağlık ve tedaviye has deliller de vardır: Muslim, Cabir kanalıyla şöyle dediğini tahric etmiştir:

****************************

"Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Ubeyy İbn-u Ka'b'a bir doktor gönderdi. O da ondan bir damar kesti sonra üzerini dağladı." Keza el-Hakim, Mustedrak'ta Zeyd İbn-u Eslem'den babasının şöyle dediğini tahric etmiştir:

*****************************

"Ömer İbn-ul Hattab’ın zamanında çok ağır hasta oldum. Bunun üzerine Ömer, benim için bir tabip çağırttı. O kadar ateşlendim ki ateşin şiddetinden çekirdekleri emiyordum." Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], yönetici sıfatıyla Ubeyy'e bir doktor göndermiş ve ikinci raşid Halife Ömer [Radiyallahu Anh], tedavi etmesi için Eslem'e bir doktor çağırtmıştır. İşte bu iki olay, sağlık ve tedavinin devletin ihtiyacı olan kimselere ücretsiz olarak sağlaması gereken tebaanın temel ihtiyaçlarından olduğuna dair birer delildir. Eğitime gelince; çünkü Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Müslümanların evlatlarından onuna (okuma-yazma) öğretmeyi kafir esirlerin fidyesi kıldı. Fidye bedeli ganimetlerdendir ve tüm Müslümanların mülküdür… Ve çünkü sahabe, öğretmenlere ücret olarak Beyt-ul Mâl'den belirli miktarda yiyecek verilmesi üzerinde icmâ etmiştir. Binaenaleyh devlet, tebaanın tamamı için güvenliği, sağlığı ve eğitimi sağlamalı ve Beyt-u Mâl, Müslüman ile zimmi, zengin ile fakir arasında ayrım yapmaksızın… bunları garantilemelidir. Ferdin ve ümmetin temel ihtiyaçlarının öneminden dolayı Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], bu ihtiyaçların önemine kinaye olarak bunları temin etmenin dünyanın tamamına sahip olmak gibi olduğunu beyan etmiştir. Zira Tirmizi, Seleme İbn-u Ubeydillah İbn-u Mıhsan el-Ensari'nin -sohbeti olduğu- babasından Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

******************************

"Her kim evinde emin, bedeninde afiyette olur, yanında da günlük kuvveti (iaşesi) bulunursa, âdeta dünya onun olmuş olur." Ebu İsa, bu hadisin hasen garip olduğunu söyledi. Aynı şekilde İbn-u Mace, bu hadisi hasen isnat ile rivayet etti. Ebi Naim'in el-Hılya eserinde Ebi'd Derda kanalıyla bir benzeri ama ek olarak [ بحذافيرها ] "dünyalar", yani [حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا بِحَذَافِيرِهَا ] "dünyalar onun olmuş olur" şeklinde geçmiştir. Böylece tüm bu deliller, yiyecek, giyecek ve mesken gibi tebaanın tüm fertlerinin fert fert temel ihtiyaçlarının tamamının doyurulmasını garantilemenin vacip olduğuna delalet ettiği gibi güvenlik, sağlık ve eğitim gibi ümmet için temel hizmetleri temin etmenin vacip olduğuna da delalet etmektedir. Maddenin ikinci şıkkı olan lüks ihtiyaçların doyurulmasına imkan verilmesine gelince; çalışmanın muktedir olan erkeklere farz olması, temel ihtiyaçların doyurulmasına delil olmaya uygun olduğu gibi lüks ihtiyaçların doyurulmasına imkan verilmesine de delil olmaya uygundur. Çünkü kazanmaya mutlak olarak teşvik edilmiş ve temel ihtiyaçların doyurulması sınırıyla sınırlandırılmamıştır. Dolayısıyla bu mutlaklık şeriatın ferde, kendi kazancından lüks ihtiyaçlarını doyurmasına imkan verdiğine dair bir delildir. Yine güzel nimetlerden faydalanmanın mubah olması da lüks ihtiyaçların doyurulmasına imkan verildiğine dair bir delildir. Allahuteala şöyle buyurdu:

*******************************

"Size rızık olarak verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz (dedik)." [el- Bakara 57] Ve şöyle buyurdu:

*********************************

"De ki: Allah'ın kulları için çıkarttığı ziyneti ve temiz rızkı kim haram kıldı?" [el-A'raf 32] Ve şöyle buyurdu:

*********************************

"Allah'ın kendi fazlından olarak kendilerine vermiş olduğu nimete cimrilik edenler, bu hareketin kendileri için hayırlı bir şey olduğunu sanmasınlar. Bilakis onlar için o, bir şerdir. Kıyamet günü cimrilik yaptıkları şey boyunlarına dolanacaktır." [Âl-i İmran 180] Ve şöyle buyurdu:

**********************************

"Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel nimetleri haram kılmayın." [el-Mâide 87] Ve şöyle buyurdu:

***********************************

"İmkanı fazla olan imkanına gِre infak etsin." [et-Talak 7] Ve şöyle buyurdu:

************************************

"Dünyadan da nasibini unutma." [el-Kasas 77] İşte bu ayetlerin hepsi şeriatın, her ferdin lüks ihtiyaçlarını doyurmasını mubah kıldığına dair birer delildir. Zira bu mubahlıkla ferdin lüks ihtiyaçlarını doyurmasına imkan verdiği gibi cimrilik nehyedilmiş ve güzel nimetlerden faydalanmaktan imtina edenler azarlanmıştır. Bu da en açık ifade ile buna imkan verildiğine delalet etmektedir. İşte bunlar, maddenin ikinci şıkkının delilleridir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 160: Devlet, sanayi ve kamu mülkiyetini denetlemesi.

Madde 160: Devlet, bütün sanayi işlerini denetler ve kamu mülkiyeti kapsamına giren sanayiyi direkt işletir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 158: Devlet, lüks ihtiyaçlarını sağlama imkanları sunar.

Madde 158: Devlet, lüks ihtiyaçlarını sağlama imkanları için ve devletin sahip olduğu mallara göre toplumda dengenin oluşturulması için tebaa fertlerine şöyle kolaylık sağlar: a. Beyt-ul Mâl’da sahibi olduğu menkul veya gayrimenkul mallardan, feyden ve benzerlerinden verir. b. Yeterince arazisi bulunmayanlara mamur olan ve mamur olmayan (verimli ve çorak) arazilerini ikta eder. Fakat arazisi olup… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 147: Ne zaman vergi tahsil edilir

Madde 147: Şeriatın ümmete yapmasını vacip kıldığı bütün işleri yerine getirmek için Beyt-ul Mâl’da mal yoksa bu vacip, ümmete intikal eder. Bu takdirde ümmete vergi koymak suretiyle işleri imkan dahilinde yoluna sokmak devletin hakkıdır. Şeriatın ümmete vacip kılmadığı; mahkemeler, daireler veya herhangi bir maslahatın gerçekleştirilmesi için konan resmî harçlar gibi şeylerden dolayı devletin… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 64: Ordunun livâ (sancak) ve râyeleri (bayrakları)

Madde 64: Ordu için livâlar (sancaklar) ve râyeler (bayraklar) yapılır. Halife, ordu komutanlığına tayin ettiği kişiye livâyı teslim eder. Fakat rayeleri, livâların başkanları teslim ederler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 180: Telif hakkı.

Madde 180: Öğretimin bütün merhalelerinde telif kullanılması yasaklanır. Bir kitap basılıp yayınlandığı zaman, ister müellif isterse müelliften başkası olsun, hiç kimse basım-yayın haklarını sahiplenemez. Fakat fikirler kişide mahfuz ise basılmamış ve yayınlanmamış ise insanlara verme karşılığında ücret alması caizdir aynen öğretmekten ücret aldığı gibi. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 120: Evlilik hayatı

Madde 120: Evlilik hayatı huzur hayatıdır. Zevc (bey) ile zevcenin (hanımın) yaşamı, dostluk yaşamıdır. Zevcin zevce üzerindeki kıvameti, riayet (gözetim) kıvametidir, yönetim kıvameti değildir. Zevce itaat, zevce üzerine farzdır. Yaşadığı çevreye göre maruf bir şekilde zevcesinin nafakası zevce farzdır. Devamını oku
anayasa

Madde 106: Vilayet Meclisi üyeleri.

Madde 106: Vilayet Meclisi üyeleri, ilgili vilayetin ahalisinden doğrudan seçim yoluyla seçilirler. Vilayet Meclislerinin üye sayısı devletin her vilayetindeki nüfus yüzdesine göre sınırlandırılır. Ümmet Meclisi üyeleri ise Vilayet Meclislerinden doğrudan seçim yoluyla seçilirler.Ümmet Meclisinin başlangıç ve bitiş müddeti, Vilayet Meclislerinin başlangıç ve bitiş müddeti ile aynı olur. Devamını oku