nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ekonomi Sistemi

Madde 124: İktisadî problem

 Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 124: İktisadî problem; malları ve menfaatleri tebaanın tüm fertlerine dağıtmak, bunların sahibi olmak ve bunlar için çalışma olanağı tanımak suretiyle bunlardan faydalanmalarına imkan vermektir.

Bu maddede iktisadî problemin iki şıktan ibaret olduğu beyan edilmiştir: Birincisi: Fertlerin fakirliği. Yani ülke servetinin hiçbir fert mahrum kalmayacak şekilde tebaanın her bir ferdine ulaşmasını garantilemek. İkincisi: Tebaanın her ferdinin servete sahip olmasına ve ondan faydalanmasına imkan vermek. Birinci şıkka gelince; bunun delili, fakir, miskin ve yolda kalanlar hakkında gelen ayetler ve hadislerdir. Bu sorunun önemine dikkat çekecek şekilde bir çok çeşitli delil gelmiştir. Ayetlere gelince; Allahuteala şöyle buyurdu:

*

"Biçare fakiri de doyurun." [Hac 28] Ve şöyle buyurdu:

**

"Hayır olarak infak ettiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Sadakalarınız) kendilerini Allah yoluna adamış fakirler için olsun." el-Bakara 272-273

***

"Sadakalar (zekatlar) ancak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, müellefe-i kulûba (gönülleri İslam'a ısındırılacak olanlara), kölelere, borçlulara, Allah yolundakilere, yolda kalmışlara mahsustur." [et-Et-Tevbe 60] Ve şöyle buyurdu:

****

"Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından resullerine verdiği ganimetler; Allah, resulü, yakınları, yetimler, miskinler ve yolda kalmışlar içindir." [Haşr 7] Ta ki şu kavline kadar:

*****

"(Bir de) o muhacir fakirler içindir." [Haşr 8] Ve şöyle buyurdu:

******

"Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır." [el-Bakara 271] Ve şöyle buyurdu:

*******

"(Savm tutmaya) güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir." [el-Bakara 184] Ve şöyle buyurdu:

********

"Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur." [Mücadele 4] Ve şöyle buyurdu:

*********

"Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği fakire, yetime ve esire yedirirler." [İnsan 8] Ve şöyle buyurdu:

**********

"Veya açlık gününde yemek yedirmektir. Yakınlığı olan bir yetime veya hiçbir şeyi olmayan fakire." [Beled 14-16] Ve şöyle buyurdu:

***********

"De ki: Hayır olarak infak ettiğiniz şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolda kalanlar için olmalıdır." [el-Bakara 215] Ve şöyle buyurdu:

************

"Asıl iyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, nebilere inanan ve yakınlara, yetimlere, fakirlere, yolda kalmışlara, dilenenlere sevdiği maldan veren kimselerdir." [el-Bakara 177] Ve şöyle buyurdu:

*************

"Veya fakirleri doyurma keffaretidir." [el- Mâide 95] Ve şöyle buyurdu:

**************

"Bunun da keffareti on fakiri doyurmak." [el-Mâide 89] Ve şöyle buyurdu:

***************

"Onların mallarında dilenen ve yoksullar için bir hak vardır." [ez-Zariyat 19] Ve şöyle buyurdu:

****************

"Mallarında belli bir hak vardır. Dilenene ve yoksula vermek için." [Mearic 24-25] Hadislere gelince; Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurdu:

*****************

"Aralarında bir kişinin aç olarak sabahladığı herhangi bir hane halkının üzerinden Allahuteala'nın zimmeti/koruması kalkmıştır." [Ahmed, İbn-u Ömer kanalıyla tahric etti ve Ahmed Şakir sahihledi] Sallallahu Aleyhi ve Selem, Rabbinden rivayetle şöyle buyurdu:

******************

"Her kim komşusunun aç olduğunu bildiği halde tok olarak gecelerse bana iman etmiş olmaz." [el-Bezzar, el-Haysemi ve el- Munziri'nin hasenledikleri isnadla Enes'ten tahric etti] İşte bu ayetler, hadisler, infak hakkında varit olan ayetlerin tamamı, sadaka ve zekat hükümleri, fakirlere, miskinlere, yolda kalmışlara, dilencilere, yani kendilerinde fakirlik sıfatının tahakkuk ettiği kimselere bakmaya sık sık teşvik edilmesi; işte tüm bunlar, açık bir şekilde iktisadî problemin fertlerin fakirliği olduğunu, yani servetin fertlere, fertlerin fakirliğine yol açacak şekilde kötü dağıtılması olduğuna delalet etmektedir. Dolayısıyla problem, servetin tebaanın her bir ferdine dağıtılmasıdır. Dolayısıyla da dağılımın, bu servet her bir ferde ulaşacak şekilde çözülmesi gerekir. Zira deliller, bu dağılımın her bir ferde isabet etmesi gerektiği şekilde gelmiştir. Her bir ferde isabet etmesi için ise servetten mahrum olanların halledilmesi gerekir. Yani fakirler, miskinler, yolda kalmışlar, dilenciler, yani kendilerinde fakirlik sıfatının tahakkuk ettiği kimselerin halledilmesi gerekir. İşte bunlar maddenin ilk şıkkının delilleridir. Maddenin ikinci şıkkına gelince; bunun delili, Allahuteala'nın mubah kıldığı mülk edinme sebeplerinin hepsinde mülk edinmeyi genel olarak mubah kılmasıdır. Zira Aleyhi's Salatu ve's Selam şöyle buyurdu:

*******************

"Her kim bir araziye duvar çekerse o onundur." [Ahmed ve Ebu Davud, İbn-u Carud ile ez-Zeyn'in sahihlediği isnadla tahric etti] Allahuteala ise şöyle buyurdu:

********************

"Deniz avı yapmak size helal kılındı." [el-Mâide 96] Hakeza mülk edinmenin mubah olması ve bu mubahlığın da Müslüman olsun zimmi olsun tebaanın her bir ferdi için genel olması, ferdin mülke sahip olmasına ve onun için çalışmasına imkan verilmesine delalet etmektedir. Aynı şekilde yiyecek, giyecek ve meskenden faydalanma ve yararlanma delilleri de genel olarak gelmiştir. Allahuteala şöyle buyurdu:

*********************

"Orada bulunanlardan yiyiniz." [el-Bakara 58] Aleyhi's Salatu ve's Selam şöyle buyurdu:

**********************

"Hiçbir kimse kesinlikle elinin çalışması (emeği) ile yediği (yemekten) daha hayırlı bir yemek yememiştir." [el-Buhari, Mikdam kanalıyla tahric etti] Allahuteala şöyle buyurdu:

***********************

"Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin…" [el-Enam 142] Ve şöyle buyurdu:

************************

"Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıktan yeyin." [el-Mâide 88] Ve şöyle buyurdu:

*************************

"Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin." [el-Bakara 172] Ve şöyle buyurdu:

**************************

"De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?" [el-Araf 32] Bu ve benzeri delillerin hepsi genel olarak gelmiş olup bu mubahlığın genelliği, Müslüman veya zimmi olsun tebaanın her bir ferdinin faydalanmasını kapsar. Tüm bunların manası ise şeriat, tebaanın her ferdine mala sahip olma ve ondan faydalanma imkanı vermiş demektir. Buna göre şeri deliller gelmiş ve temel problemin ne olduğunu onun çözümünü beyan ederek açıklamıştır. Temel problemin; fertlerin fakirliği, her ferde mala sahip olma ve ondan faydalanma imkanı verilmemesi olduğunu beyan etmiştir. Geldiğinde ise çözümü, fertlerin fakirliğine odaklamış, mala sahip olmayı ve ondan faydalanmayı genel olarak mubah kılmış ve bu mubahlığı iktisadî işlerin esası kılmıştır. İşte temel problem budur. Veya diğer bir ifadeyle temel problem, servet dağılımıdır servetin üretimi değildir. Zira temel problem, fertlerin fakirliği ve servete sahip olmalarına ve ondan faydalanmalarına imkan verilmemesidir. Yoksa ülkenin fakirliği ve servete ihtiyacı değildir. Dolayısıyla problem, dağılımdır üretim değildir. Temel problemin dağılım olup üretim olmadığının delili, fakirliğin çözümüne, mülk edinmenin ve mülkten faydalanmanın mubahlığına ilişkin gelen şeri deliller olduğu gibi iktisadî hayatın vakıasıdır. Şeri delillere gelince; fertlerin fakirliğinin çözümüne, mülk edinmenin ve faydalanmanın mubahlığına ilişkin, yani dağılıma odaklanarak gelen deliller olduğu gibi ülkenin fakirliğinin çözümüne, yani üretime ilişkin olarak gelen deliller de vardır. Her iki hususun delilleri dikkatle incelendiğinde fertlerin fakirliği, mülk edinmenin ve faydalanmanın mubahlığı hakkındaki delillerin dikkat çekici şekilde çok ve çeşitli olarak geldiği görülür. Bu da büyük bir ihtimamın olduğunu ve bu delillerin tali bir hususu değil temel bir hususu çözmek için geldiklerini gösterir. Zira fakirliğe, yani kötü dağılıma ve bunun çözümüne ilişkin ayetler ve hadisler, çokluk derecesine ulaştığı gibi mülk edinmenin ve faydalanmanın mubahlığı hakkında gelen deliller de çokluk derecesine ulaşmıştır. Bir yönden böyledir. Diğer yönden ise şöyledir; fakirliği çözen şey -ki o, servete sahip olmaktır-, iktisatta temel olup bunun ötesinde başka bir temel yoktur ve iktisadî problemlerin tamamı bundan dallanır. Dolayısıyla temel problem servete sahip olmaktır. İşte temel problemin dağılım olması buradan kaynaklanmaktadır. Yani hem fakirlik, mülk edinme ve faydalanmanın mubahlığı hakkındaki delillerin çok olması hem de bu delillerin, ötesinde başka bir temelin olmadığı ve iktisadî problemlerin tamamının kendisinden dallandığı bir temeli çözmüş olması iktisatta temel problemin dağılım olduğuna dair bir delildir. Bunun aksine ülkenin fakirliğiyle ilgili deliller veya diğer bir ifadeyle üretimle ilgili deliller, hem birkaçla sınırlıdır hem de doğrudan üretimi değil üretimin gerektirdiği şeyleri çözmek için gelmiştir. Nitekim bunlar arasında doğrudan üretime delil olarak gelen neredeyse hiç yoktur. Zira ülkede serveti ortaya çıkarmayı gerektiren, yani üretimi çözmeyi gerektiren şeri deliller gelmiştir. Mesela Allahuteala'nın şu kavli:

***************************

"Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvetten hazırlayın" [el-Enfâl 60] ülkede servetin varlığını ve ortaya çıkarılması için çalışmayı gerektirir. Tebaanın güvenliğini sağlamak, maslahatlarını gerçekleştirmek, tebaa için gerekli yolları açmak, su bulmak, okul ve mescit yapmak, sağlık ve eğitimi temin etmek, deprem ve sel gibi acil olayları çözmek, bu ve benzeri her şey için gerekli tüm hususlarda tebaanın yükünü üstlenmek servetin varlığını ve onu ortaya çıkarmak için çalışmayı gerektirir. Aynı şekilde temel problem olan fertlerin fakirliğini çözmek de ancak servetin varlığı ile mümkündür. Dolayısıyla bu, serveti ortaya çıkarmak için çalışmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Dolayısıyla bu hükümler, bizzat üretimi değil üretimin gerekliliklerini çözmektedir. Ancak bu hükümler,

****************************

"Kendisi olmadıkça vacibin tamamlanmayacağı husus da vaciptir" kaidesi gereği üretimin vacipliliğine delalet etmektedir. Servetin ortaya çıkarılmasına teşvik etmek üzere gelen sarih hükümlere gelince; her ne kadar var olsa da bunlar birkaçla sınırlıdır. Mesela Allahuteala şöyle buyurdu:

*****************************

"Salah kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin." [Cum'a 10] Ve şöyle buyurdu:

******************************

"Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin." [el-Mulk 15] Aleyhi's Salatu ve's Selam şöyle buyurdu:

*******************************

"Hiçbir kimse kesinlikle elinin çalışması (emeği) ile yediği (yemekten) daha hayırlı bir yemek yememiştir." [el-Buhari, Mikdam kanalıyla tahric etti] Ve şöyle buyurdu:

********************************

"Her kim dilenmekten kaçınmak, ailesi için çalışmak ve komşusuna ikramda bulunmak amacıyla helal olarak dünyayı talep ederse kıyamet günü yüzü dolunay ayı gibi gelir." [el-Beyhaki, eşŞa'b'da Mekhul'dan mürsel olarak tahric etti] Ve şöyle buyurdu:

*********************************

"Helali talep etmek her Müslümana vaciptir." [Taberani, el-Haysemi ve el-Munzuri'nin hasenlediği isnadla Enes kanalıyla el- Evsat'ta tahric etti] İşte bu deliller, doğrudan rızkın talebine teşvik edilmesi, yani üretime teşvik edilmesi hakkındadır. Veya diğer bir ifadeyle ülkenin fakirliğinin çözümü hakkındadır. Fakat aynı zamanda bu delillerden ortaya çıkmaktadır ki bunlarla muhatap olan fertlerdir ve üretime teşvik edilmesi sadece ihtiyaçlarını gidermek veya mülkiyetlerini arttırmak, yani faydalanmanın mubahlığı yoluyla ferdî/bireysel ihtiyaçlarını çözmeleri içindir. Bir yönden böyledir. Diğer yönden ise şöyledir; bu delillerin doğrudan veya dolaylı olarak çözdüğü şey sadece çalışmak değil bilakis mülk edinmek için çalışmaktır. Yani sahip olmak için üretmektir sadece üretmek değildir. Bu da çalışmayı ortaya çıkaranın sahip olmak olduğunu göstermektedir. Bu da çalışmanın tali bir husus olup temel olmadığını gösterir. Dolayısıyla çalışmak sahip olmanın tali bir koludur temeli değildir. Bunun içindir ki üretimi gerektiren hükümler, sahip olmak hakkında gelmiş olup üretim sahip olmanın gerekliliklerinden olduğu gibi üretimin delilleri hakkındaki doğrudan hükümler de üretimin faydalanmak için olduğunu açıklamak üzere gelmiştir. Böylece ayette çalışmak yemek için kılınmış, birinci hadiste yemek çalışmaktan sayılmış, ikinci ve üçüncü hadislerde çalışmak dünyayı ve helali talep etmek olarak ifade edilmiştir. İşte tüm bu hükümlerin delilleri mala sahip olmayı ifade etmektedir. Tüm bunlar da temel problemin üretim olmadığını bilakis üretimin iktisadî problemlerden bir problem olduğunu gösterdiği gibi temel problemin mülk edinme veya diğer bir ifadeyle sahip olmak olduğunu göstermektedir. Bu da temel problemin dağıtım olması demektir. Tüm bunlar şeri deliller açısındandı. İktisadî hayatın vakıası açısından olana gelince; iktisadî bozukluk sıkıntısı çeken ülkelerin tamamının bu sıkıntıyı üretim eksikliği yüzünden değil ancak servetin kötü dağılımı yüzünden çektiğini hiçbir kimse inkar edemez. Zira komünizmin de kendisinden olduğu sosyalizm nizamı, ancak toplumun kapitalizm nizamından çektiği zulmün, yani servetin kötü dağılımı sonucunda ortaya çıkmıştır. Nitekim kapitalistlerin nizamlarına sokmaya çalıştıkları yamaların hepsi servet dağılımı ile ilgilidir, sosyalist içtihatlar sadece dağılım meselesini ele almaktadır ve geri kalmış ülkeler olarak isimlendirdikleri ülkeler, fakirlikten değil servetin kötü dağılımı yüzünden geri kalmıştır. Bu ise ister Müslüman ister kapitalist ister sosyalist olsun her insanın hissettiği somut bir şeydir. Zira dünyanın toplam üretimi insanların ihtiyaçlarından fazladır. Ancak üretimin kötü dağıtılması, bazı insanları korkunç şekilde zenginleştirirken bazı insanları korkunç şekilde fakirleştirmektedir. Hatta üretim eksikliğinden şikayetçi olan ülkelerin bile sıkıntısını çektikleri temel problem, birinci derecede servetin kötü dağılımı ardından üretim eksikliği gelir. Buna göre iktisadî hayatın vakıası, iktisatta temel problemin üretim değil dağılım olduğunu gösterir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 108: Şurâ ve Meşveret.

Madde 108: Şurâ ve Meşveret, mutlak şekilde görüş almaktır. Teşriide, tarifte, gerçekleri ortaya çıkartma gibi fikrî hususlarda, fennî ve ilmi hususlarda bağlayıcı değildir. Halife, amelî konulardan birinde ve araştırma yahut ileri görüş gerektirmeyen amellerde istişare ettiğinde bağlayıcıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 152: Beyt-ul Mâl’ın harcamaları

Madde 152: Beyt-ul Mâl’ın harcamaları, şu altı yöne taksim edilir: a. Zekatı hak eden sekiz sınıfa, zekat bölümünden harcanır. b. Zekat malları bölümünde mal bulunmadığı takdirde fakirlere, miskinlere, ibn-is sebîllere, cihada ve ğarîmlere (borçlarını ödeyemeyen borçlulara) para, Beyt-ul Mâl’ın daimi gelirlerinden ödenir. Burada da yoksa ğarîmlere bir şey ödenmez. Fakat fakirler, miskinler,… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 115: Kadının devlet görevleri

Madde 115: Kadının devlet görevlerine tayin edilmesi, Ümmet Meclisi üyelerini seçmesi, Ümmet Meclisine üye olması, halifenin seçilmesine ve halifeye biat verilmesine iştirak etmesi caizdir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 69: Ordunun mühimmatı.

Madde 69: Orduda, İslam ordusu vasfıyla görevini yapmasına imkan veren silah, cephane, teçhizat, levazım ve mühimmat bulundurulmalıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 65: Halife; ordunun başkomutanıdır.

Madde 65: Halife; ordunun başkomutanıdır. Ordunun kurmay başkanını tayin eden odur. Her bir orduya emir ve her bir kolorduya komutan tayin eden odur. Diğer ordu rütbelerini ise ordu komutanları ve livâ emirleri tayin ederler. Kurmaylığa tayin ise harp bilgi derecesine göredir ve tayin eden, kurmay başkanıdır. Devamını oku
anayasa

Madde 77: Kâdılar üç kısımdır:

in Yargı
Madde 77: Kâdılar üç kısımdır: Kâdı: Ceza ve muamelat bakımından, insanlar arasındaki husumetleri ayırır. Muhtesib: Cemaat hakkına zarar veren aykırı hareketlere bakar. Mezâlim Kâdısı: Devlet ile insanlar arasında vaki olan anlaşmazlıklara bakar. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 45: Tefvîz muavini, tüm icraatlarını halifeye arz etmelidir.

Madde 45: Tefvîz muavini, yaptırdığı tüm icraatları ve infaz ettiği tayin ve velâyeti halifeye arz etmelidir ki böylece salahiyetlerinde halife gibi olmasın. Tefvîz muavini mütalaasını halifeye sunmalı ve halifenin infaz etmesini emrettiklerini infaz etmelidir. Devamını oku