nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Hilafet Devleti / Anayasa / Iktidar & Yönetim / Tefviz Muavini

Madde 42: Halife ve tefvîz muâvinleri.

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 42: Halife kendisine, yönetim sorumluğunu taşıyacak bir veya birden fazla tefvîz muâvini tayin eder. İşleri kendi görüşüne göre yürütmesi ve kendi içtihadına göre yaptırması için bu muavine tefvîz eder. Halife vefat ettiğinde tefvîz muâvinlerinin görevleri sona erer. Yalnızca geçici emirlik süresince görevlerine devam ederler.

 Bu maddenin delili; et-Tirmizi’nin tahric ettiği şu hadistir. Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

«وَأَمَّا وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ فَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ»

“Yeryüzü ehlinden iki vezirim ise Ebû Bekir ve Ömer’dir.” [el-Hakim ve et-Tirmizi Ebî Said el- Hudri’den tahric etti] Bu hadisi fakihlerin geneli kullanmış ve alimlerin çoğu kabul etmiştir. Dolayısıyla bu hasen hadislerdendir. Dolayısıyla da halifenin iki muavin tayin etmeye hakkı olduğuna dair şer-i bir delil olmaktadır. Hadiste onlara lügat manası ile destekçi demek olan [وزير] “vezir” kelimesi ıtlak edilmiştir. Nitekim Kuran-ı Kerîm de vezir kelimesini, bu manada kullanmıştır. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

(وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي)

“Ehlimden bana bir vezir kıl.” [Tâ-Ha 29] Yani muavin (destekçi) kıl demektir. Vezirlik Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] döneminden beri vardı. Bunun delili ise et-Tirmizi’nin hadisinin metnidir. Ancak yönetim ile kaim olan bizzat Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] idi. Nitekim yönetimle kaim olduğu işlerle kaim olmayı Ebû Bekir ve Ömer’e verdiğine delalet eden bir şey mevcut değildir. Ancak o ikisini vezir yapması, o ikisine kendisinin yardımcılığı salahiyetini, o ikisinden her birine kendisinin yönetimden kaim olduğu işlerle kaim olma salahiyeti verdiğine delalet eder. Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in vefatından sonra Ömer Ebî Bekir’in veziri idi ve halifenin kaim olduğu yönetim işleri ile kaim oluyordu. Bu o kadar zahirdi ki bazı sahabeler Ebî Bekir’e

 [والله ما ندري أنت الخليفة أم عمر]

“Bilmiyoruz, Ömer mi halifedir, sen mi?” diyorlardı. [İbn-u Hanbel, Fedâil-i Sahâbe’de Nâfi’den rivayet etti] Ebî Bekir’in vefatından sonra Ömer’in iki veziri Osman ile Ali idi ve Ömer’in kaim olduğu yönetim işleri ile kaim olma hakları vardı. Ancak Ömer’in güçlü şahsiyetinin yanında yardımcılarının işleri Ebî Bekir yanında Ömer’de olduğu gibi açığa çıkmıyordu. Fakat Ali’nin güçlü şahsiyetinden dolayı Ömer döneminde yönetim işleri ile kaim olduğu açıktı. Ömer’in vefatından sonra Osman’ın iki veziri Ali ile Mervan idi. Ancak Ali, bazı işlerden memnun değildi. Dolayısıyla Osman ile birlikte iş yaptığı pek açık değildi. Sanki o uzak duruyor gibiydi. Ancak Mervan’ın vezirlik yaptığı, yani yönetim işleri ile kaim olduğu açıktı. Keza halife, vezirini işleri yürütmekle görevlendiriyordu. Nitekim bu, muavinin (vezirin) varlığı bakımından raşidi halifelerin her birinde hasıl olmuştur. Ancak muavinlerin işleri yürütmesi birinden diğerine farklılık arz ediyordu. Vezir kelimesinin lügat manasından, yani balifenin yardımcısından anlaşılan o ki hilafet işlerinde yardımcı demektir. Madem ki vezir kelimesi mukayyet değil mutlak olarak gelmiştir o halde hilafet işlerinin hepsinde halifenin yardımcısı olmaktadır. Hadisten anlaşılan işte budur. Nitekim Ebî Bekir ile birlikte Ömer’den hasıl olan bunu teyit etmektedir. Dolayısıyla şeran vezirin manası hilafet işlerinin hepsinde halifeye yardım eden kimse olmaktadır. Ancak o, bu salahiyeti halife gibi zati olarak almamaktadır. Bilakis bu salahiyeti sadece vezirliğin halife tarafından kendisine tevdî edilmesi ile almaktadır. Halifenin “falan kişiyi kendime vezir veya muavin tayin ettim yada bana ait olan hususlarda yerime naib kıldım veya benzeri ifadeleri” demesi gibi. Nitekim el-Maverdi, Ahkam-u Sultâniye isimli kitabında veziri, tefvîz veziri olarak isimlendirmiş ve bu manasıyla tarif ederek şöyle demiştir: “Tefvîz vezirine gelince; imamın, işleri kendi görüşüne göre yürütmekle ve kendi içtihadına göre infaz etmekle görevlendirdiği kimseyi vezir yapmasıdır.” Ancak yaptığı her işin mütalaasını halifeye sunması kaçınılmazdır. Çünkü o bir muavindir halife değildir. Dolayısıyla o tek başına müstakil olamaz. Bilakis küçük veya büyük olsun her işin mütalaasını halifeye sunmalıdır.

 İşte muavinin veya vezirin bu vakıası şeran demokratik nizamdaki vezirliğin (bakanlığın) vakıasından tamamen farklıdır. Zira demokratik nizamda vezirlik (bakanlık), hükümettir (bakanlar kuruludur). Hükümet ise muayyen bir topluluk vasfıyla yönetimle kaim olan fertler toplamıdır. Zira onların nezdinde yönetim, tek bir kişiye değil cemaate aittir. Yani emirlik ferdi değil cemaidir (kolektiftir). Dolayısıyla yönetim salahiyetinin tamamına sahip olan yönetici, bizzat vizarettir (bakanlıktır), yani hep birlikte bakanların toplamıdır. Onlardan her hangi birisi yönetimin tamamına kesinlikle sahip olamaz. Yönetim salahiyetinin tamamı ancak hep birlikte bakanlığın tamamına (bakanlar kuruluna) hasredilmiştir. Tek bir bakan ise yönetim sahalarından bir sahaya tahsis edilen bir görevi üstlenir ve bu yönde bakanlığın toplu olarak kendisi için belirlediği salahiyetlere sahip olur. Bu sahada kendisi için kararlaştırılmamış olan salahiyetler onun için değil bakanlığın salahiyetleri olarak kalır.

 İslam’da ise (demokratik şekil üzere) yönetimi kolektif biçimde elinde tutan bakanlar kurulu yoktur. Bilakis emirlik Allah’ın kitabı ve resulünün sünneti ile hükmetmesi için ümmetin kendisine biat ettiği halifeye aittir. Halife ise hilafetin yükünü kaldırmada kendisine yardım etmeleri amacıyla kendisi için niyabet yoluyla genel bir görevi ve umumi gözetimi üstlenecek muavinler (tefvîz vezirleri) tayin eder. Dolayısıyla onlar, lügat manası ile vezirdirler, yani halifenin kendilerini tayin ettiği hususlarda onun muavinidirler. Bunun içindir ki İslam’daki vezir ve vizaret mefhumu ile bunların demokratik nizamdaki mefhumları arasındaki fark tamamen açıktır. Madem ki demokrasinin vezir ve vizaret kelimeler ile kast ettiği mana şu anda insanlara egemen olan manadır ve vezir denildiğinde ancak demokratik manaya hamledilmektedir o halde karışıklığı gidermek ve bizzat sadece şer-i manayı tespit etmek için halifenin muavinine sınırlama yapmaksızın vezir ve vizaret lafızlarının ıtlak edilmesi sahih olmaz. Bilakis ona gerçek manası olan muavin lafzı ıtlak edilir veya vezir yada vizaret lafzına onu demokratik manadan uzaklaştıracak ve (tefviz veziri) denilmesi gibi yalnızca İslami manayı belirtecek bir sınırlama getirilir. Muavin, halifenin emri ile tayin edilir ve azledilir. Halifenin vefat etmesi halinde, muavinlerin velâyetleri sona erer ve geçici emir dönemi dışında görevlerini sürdüremezler. Sonra görevlerini sürdürebilmek için yeni halifenin yeni tayinine ihtiyaç duyarlar, ayrıca azil kararına ihtiyaç duymazlar. Çünkü yönetimdeki velâyetleri, kendilerini muavin edinen halifenin vefatı ile zaten sona ermiştir.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 54: Valinin yetkileri

in Valiler
Madde 54: Vali, halifenin naibi olarak, yönetim salahiyetlerine ve vilayetindeki dairelerin idarî işlerini denetim salahiyetlerine sahiptir. Böylece vilayeti içerisinde ordu, kadâ (yargı) ve maliye dışındaki bütün yetkilere sahiptir. O, vilayet ahalisi üzerine emirlik yapar ve vilayetiyle ilgili bütün konulara bakar. Ancak polis, idare bakımından değil, infaz bakımından onun emirliği altındadır. Devamını oku
anayasa

Madde 111: Ümmet Meclisinin salahiyeti.

Madde-111: Ümmet Meclisi şu beş salahiyete sahiptir: 1.(a.) Yönetim, öğretim, sağlık, iktisat, ticaret, sanayi, ziraat ve benzeri işler gibi derin fikrî araştırma ve ileri görüşlülük gerektirmeyen iç siyaset işlerinin yürütülmesi ile ilgili amellerde ve amelî konularda halifenin Ümmet Meclisi ile istişaresinde Ümmet Meclisinin halifeye verdiği görüş bağlayıcıdır. 1.(b.) Halife, derin araştırma ve… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 173: İslami ve Arap dili ilimleri için haftalık verilecek ders miktarı.

Madde 173: İslami ve Arap dili ilimleri için haftalık verilecek dersler, sayı ve zaman bakımından diğer ilimler için verilecek dersler miktarınca olmalıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 150: Devletin vergileri tahsilinin şartları

Madde 150: Beyt-ul Mâl’ın daimî gelirleri devlet harcamalarına yeterli gelmediği zaman, devlet Müslümanlardan vergiler tahsil edebilir. Vergileri tahsil etmede aşağıdaki yönleri takip etmelidir: a. Fakirler, miskinler, İbn-is Sebîl’ler (yolda kalanlar) ve cihat farzını yerine getirmek için Beyt-ul Mâl’a farz olan harcamaları karşılamak. b. Memurların nafakaları, ordunun erzakları ve yöneticilerin… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 50: Tenfîz muavininin şartları.

Madde 50: Tenfîz muavini, Müslüman ve erkek olmalıdır. Çünkü o, halifenin yakın çevresindendir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 183: Gaye vasıtayı meşru kılmaz.

Madde 183: Gaye vasıtayı meşru kılmaz. Çünkü metot, fikrin cinsindendir. Haram ile ne vacibe ne de mubaha ulaşılır. Siyasi vesileler siyasetin metoduna aykırı olamaz. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 147: Ne zaman vergi tahsil edilir

Madde 147: Şeriatın ümmete yapmasını vacip kıldığı bütün işleri yerine getirmek için Beyt-ul Mâl’da mal yoksa bu vacip, ümmete intikal eder. Bu takdirde ümmete vergi koymak suretiyle işleri imkan dahilinde yoluna sokmak devletin hakkıdır. Şeriatın ümmete vacip kılmadığı; mahkemeler, daireler veya herhangi bir maslahatın gerçekleştirilmesi için konan resmî harçlar gibi şeylerden dolayı devletin… Devamını oku
HABER

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Tuzak...

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Bir Tuzaktır, Bu Onun Örgüt Olmasını Asla Değiştirmez H. 01 Ramazan 1435, M. 29 Haziran 2014 tarihinde IŞİD örgütünün resmi sözcüsü Ebu Muhammed Adnani,…

IŞİD Tarafından Hilafetin İlan Edilmesi

IŞİD tarafından ilan edilen Hilafet hakkında açıklama isteyen tüm kardeşlere... es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh"Ey değerli kardeşlerim!