nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Anayasa / Iktidar & Yönetim / Hazine ve Medya Idari sistemi

Madde 103: Medya organı dairesi.

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 103: Medya organı; dahilde kötülüğü uzaklaştıran ve güzelliği barizleştiren kaynaşmış ve güçlü bir İslami toplum inşa etmek için, hariçte ise İslam’ın azametini ve adlini, ordusunun kuvvetini, beşerî nizamın fesadını, zulmünü ve ordularının vehnini gösterir bir şekilde İslam’ı barışta ve savaşta öne çıkarmak ve İslam’ın ve Müslümanların maslahatına hizmet etmek üzere, devletin medya siyasetini belirleyip infaz etmekten mesul olan bir dairedir.

Medya; davet ve devlet için mühim işlerdendir. İnsanların Maslahatları idaresine bağlı olan maslahatlardan bir maslahat değildir. Bilakis konumu, bağımsız bir cihaz gibi halife ile doğrudan irtibatlıdır. Vakıası, devletin cihazlarından herhangi bir diğer cihazın vakıasıdır.

Seçkin bir medya siyasetinin varlığı, İslam’ı kuvvetli ve müessir bir sunum ile sunar ki bu, İslam’ın kabulü, araştırılması ve üzerinde düşünülmesi yönünde insanların akıllarını harekete geçirir. Yine İslami beldelerin Hilafet Devleti’ne dahil edilmesini kolaylaştırır. Bunun da ötesinde birçok medya işleri, devlet ile sağlam bağlar ile irtibatlıdır. Nitekim halifenin emri olmaksızın yayın yapması caiz olmaz. Bu, askerî işler ve bu işler ile alakalı askerî harekatlar, zafer veya yenilgi haberleri ve askerî sanayiler gibi her hususta belirginleşir. Haberlerin bu türü, İmam [Halife] ile doğrudan bağlantılı olmayı gerektirir ki hem gizlenmesi gerekenleri hem de yayınlanıp duyurulması gerekenleri kararlaştırsın.

Bunun delili, kitap ile sünnettir.

Kitaba gelince; Allahuteala’nın şu kavlidir:

}وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الْأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ{

“Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiği zaman hemen onu yayıverirler. Halbuki onu Resule veya kendilerinden olan ulul emre götürmüş olsalardı, aralarından istinbat edenler (işi içyüzünü ortaya çıkarabilenler), onun ne olduğunu bilirlerdi.” [en-Nisâ 83] Bu ayetin mevzusu haberlerdir.

Sünnete gelince; el-Hakim’in, el-Mustedrak’ta Müslim’in şartına göre sahihtir diyerek rivayet ettiği ve ez-Zehebî’nin de ona muvafakat ettiği, Mekke’nin fethi hakkındaki İbn-u Abbas hadisinde şöyle geçti:

»وَقَدْ عَمِيَتِ الأَخْـبَارُ عَلَى قُرَيْشٍ، فَلاَ يَأْتِيهِمْ خَبَرُ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وآله وسلم وَلاَ يَدْرُونَ مَا هُوَ صَانِعٌ«

“Kureyş’e haber karartması yapılmıştı. Ne Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in haberi onlara geliyor ne de yaptıklarını biliyorlardı.” İbn-u Ebî Şeybe’de geçen Ebî Seleme’nin mürselinde [Tâbiinden birinin, rivayet eden sahabenin ismini zikretmeksizin doğrudan Resulullah’tan rivayet ettiği hadiste] şöyle geçti:

»ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم لِعَائِشَةَ: جَهِّزِينِي وَلاَ تُعْلِمِي بِذَلِكَ أَحَداً، ... ثُمَّ أَمَرَ بِالطُّرُقِ فَحُبِسَتْ، فَعَمَّى عَلَى أَهْلِ مَكَّةَ لاَ يَأْتِيهِمْ خَبَرٌ«

“Sonra Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Aişe’ye şöyle dedi: Beni teçhiz et ve sakın bunu herhangi birine bildirme!… Daha sonra yolların tutulmasını emretti. Bir de Mekke halkına karşı (haber) karartması yapıldı ki onlara hiçbir haber ulaşmasın.” Usra [Tebuk] Gazvesi hakkında geçen Muttefekun aleyh olan Ka’b hadisinde şöyle geçti:

»وَلَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وآله وسلم يُرِيدُ غَزْوَةً إِلا وَرَّى بِغَيْرِهَا، حَتَّى كَانَتْ تِلْكَ الْغَزْوَةُ غَزَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وآله وسلم فِي حَرٍّ شَدِيدٍ، وَاسْـتَقْبَلَ سَفَرًا بَعِيدًا وَمَفَازًا وَعَدُوًّا كَثِيرًا، فَجَلَّى لِلْمُسْلِمِينَ أَمْرَهُمْ لِيَتَأَهَّـبُوا أُهْـبَةَ غَزْوِهِمْ، فَأَخْـبَرَهُمْ بِوَجْهِهِ الَّذِي يُرِيدُ«

Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] yapılıncaya kadar (maksadını gizlemek için) kendisinden başkasına tevriye yapmadıkça bir gazve(ye çıkmak) istemezdi. Bu gazvede ise (böyle tevriye yapmadan) gazveye çıktı. (Çünkü) şiddetli bir sıcakta, uzak bir sefer ile çöl içinde, muazzam bir düşman kuvvet ile karşılaşmıştı. Bunun için (bu kez) işlerini Müslümanlara açıkladı ki gazvelerine hazırlıklarını hazırlasınlar. Böylece (gitmeyi) arzuladığı yönü onlara haber verdi.” el- Buhari’deki Enes hadisinde şöyle geçti:

»أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وآله وسلم نَعَى زَيْدًا وَجَعْفَرًا وَابْنَ رَوَاحَةَ لِلنَّاسِ قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَهُمْ خَبَرُهُمْ فَقَالَ: أَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَ جَعْفَرٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَ ابْنُ رَوَاحَةَ فَأُصِيبَ، وَعَيْـنَاهُ تَذْرِفَانِ، حَتَّى أَخَذَ سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللَّهِ حَـتَّى فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ«

“Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] henüz haberleri gelmezden evvel Zeyd’in, Cafer’in ve İbn-u Ravâha’nın haberini veriyor ve şöyle diyordu: Zeyd rayeyi aldı ve vuruldu, sonra Cafer onu aldı ve o da vuruldu, sonra İbn-u Ravâha onu aldı ve o da vuruldu.Böyle deyince gözleri yaşla doldu. (Devamla şöyle dedi:) Sonra onu Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı. Böylece Allah onlara fetih verdi.

Raşid halifelerin bu hükmü uygulama örneklerinden bazıları da şöyledir: İbn-ul Mubârak, el-Cihat’da ve el- Hakim el-Mustedrak’ta [Müslim’in şartına göre sahihtir dedi, ez-Zehebî de ona muvafakat etti] Zeyd İbn-u Eslem’den, o babasından, o da Ömer İbn-ul Hattab’dan şöyle rivayet ettiler:

»أنه بلغه أن أبا عبيدة حصر بالشام، وقد تألب عليه القوم، فكتب إليه عمر: سلام عليك، أما بعد، فإنه ما ينزل بعبد مؤمن من منزلة شدة إلا جعل الله له بعدها فرجاً، ولن يغلب عسر يسرين، و {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (200) }[آل عمران]. قال فكتب إليه أبو عبيدة: سلام عليك أما بعد، فإن الله يقول في كتابه: {اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ }[الحديد 20] الآية، قال فخرج عمر بكتابه، فقعد على المنبر، فقرأه على أهل المدينة، ثم قال: يا أهل المدينة، إنما يعرِّض بكم أبو عبيدة أن ارغبوا في الجهاد. «

“Ona, Ebu Ubeyde’nin Şam’ı kuşattığı ve oradaki kavmin onun aleyhinde birleştikleri haberi ulaşınca, Ömer ona şöyle yazdı: “es-Selâmu Aleyk! Emmâ ba’d. Mümin bir kulun içine düştüğü hiçbir şiddetli bir durum yoktur ki Allah ona bir çıkış yolu vermesin. Bir zorluk asla iki kolaylığa galip gelemez:

{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ{

Ey iman edenler! Sabredin, (düşman karşısında) sebat edin, (cihat için) ribât edin (hazırlıklı ve uyanık olun) ve Allah’a ittikâ edin ki felaha erişebilesiniz. [Âl-i İmrân 200] (Ravi) dedi ki: Ebu Ubeyde de ona şöyle yazdı: “es-Selâmu Aleyk! Emmâ ba’d. Muhakkak ki Allah, kitabında şöyle buyurmaktadır:

{اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ}

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir.” [el-Hadîd 20] (Ravi) dedi ki: “Bunun üzerine Ömer onun mektubu ile çıktı, minberin üzerinde oturdu ve onu Medine halkına okudu. Sonra dedi ki: “Yâ Medine halkı! Ebu Ubeyde, cihada rağbet etmeniz gerektiğini size arz ediyor.

Halife veya niyabet verdikleri ile küfür devletlerinin temsilcileri arasında cereyan eden müzakereler, anlaşmalar ve tartışmalar da askeri haberlere dahildir. Müzakerelerin örneklerinden biri; Hudeybiye’de SallAlahu Aleyhi ve Sellem ile Kureyş’in mendubu arasında barış anlaşmasının maddeleri üzerinde anlaşma sağlanıncaya kadar cereyan eden müzakeredir. Doğrudan tartışmalara örnek; Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Necrân heyeti ile tartışması ve lanetleşmeye davettir. Yine Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in emrine binaen Sâbit İbn-u Kays ile Hassân’ın Temîm heyeti ile tartışmasıdır ve benzerleri. Tüm bunlar aleni idi ve içlerinde gizli bir bent yoktu.

Devlet ile doğrudan alakası olmayan ve hakkında halifenin doğrudan görüşünü gerektirmeyen günlük haberler, siyasî, kültürel ve bilimsel programlar, dünyadaki gelişmeler gibi haberlerin başka türleri olsa da bunların bazı kısımları, hayata bakış açısı ile devletin devletlerarası alakalara bakışına tâbi tutulur. Bununla birlikte devletin bunları denetlemesi, haberlerin birinci türünü denetlemesinden farklı olur.

Binaenaleyh medya cihazının, başlıca şu iki daireyi içermesi gerekir:

Birincisi: Onun işi; askerî işler, harp sanayisi, devletlerarası alakalar ve benzerleri gibi devlet ile alakası olan haberlerdir. Bu dairenin işi, medya cihazına sunulmadıktan sonra devlet veya özel medya araçlarında yayınlanamayan böylesi haberleri doğrudan murakabe etmektir.

İkincisi: Diğer haberlere tahsis edilir ve onların murakabesi doğrudan olmaz. Devletin medya araçları veya özel medya araçları bu türden haberleri sunmak için herhangi bir izne ihtiyaç duymazlar. 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 147: Ne zaman vergi tahsil edilir

Madde 147: Şeriatın ümmete yapmasını vacip kıldığı bütün işleri yerine getirmek için Beyt-ul Mâl’da mal yoksa bu vacip, ümmete intikal eder. Bu takdirde ümmete vergi koymak suretiyle işleri imkan dahilinde yoluna sokmak devletin hakkıdır. Şeriatın ümmete vacip kılmadığı; mahkemeler, daireler veya herhangi bir maslahatın gerçekleştirilmesi için konan resmî harçlar gibi şeylerden dolayı devletin… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 137: Kamu mülkiyeti

Madde 137: Kamu mülkiyeti şu üç şeyde tahakkuk eder: Şehir meydanları gibi toplumun yararlandığı her yer, Petrol yatakları gibi zengin maden kaynakları, Nehirler gibi tabiatı gereği fertlerin sahiplenmesi mümkün olmayan şeyler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 49: Tenfîz muavininin işi.

Madde 49: Halife tenfîz için bir muavin tayin eder. Tenfîz muavininin işi; yönetimden değil idarî işlerdendir. Dairesi de dahilî ve haricî cihetler için halifeden sadır olan hususları infaz eden ve bu cihetlerden gelenleri halifeye ulaştıran bir cihazdır. Aşağıdaki işlerde halifeden aldığını diğerlerine, diğerlerinden aldığını da halifeye ulaştıran, halife ile diğerleri arasında bir vasıtadır: a.… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 179: Devlet, araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkan sağlar

Madde 179: Devlet; fıkıh, fıkıh usulü, hadis, tefsir ile fikir, tıp, mühendislik ve kimyadan, icatlardan, keşiflerden ve benzerlerinden çeşitli bilgilerde araştırmalarını devam ettirmek isteyenlere imkan sağlamak üzere üniversite ve okullardakinin dışında da kütüphaneler, laboratuarlar ve diğer bilimsel araçları hazırlar ki ümmet içerisinde çokça müçtehitler, ibda edenler ve ihtira edenler… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 122: Çocukların bakımı

Madde 122: Bakıma muhtaç oldukları müddetçe çocuklara bakmak, ister Müslüman isterse gayrimüslim olsun kadına vaciptir ve onun hakkıdır. Çocuk bakıma muhtaç değilse bakılır: Eğer hem veli hem de anne Müslüman ise çocuk istediği kimse ile oturmakta serbest bırakılır. Seçtiği kişi ister erkek isterse kadın olsun çocuk onunla kalır. Çocuğun erkek veya kız olması da fark etmez. Fakat ikisinden biri… Devamını oku
Default Image

Madde-100: Maslahatlar

Madde 100: Tüm maslahatlar, daireler ve idareler bünyesindeki müdürler, ancak idarî nizamların gerektirdiği sebeplerden dolayı azledilirler. İşlerinden başka bir işe nakledilebilirler veya işten el çektirilebilirler. Bunların tayini, nakli, el çektirilmesi, cezalandırılması ve azli; maslahatlarının, dairelerinin veya idarelerinin yüksek idare mesulleri tarafından yapılır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 152: Beyt-ul Mâl’ın harcamaları

Madde 152: Beyt-ul Mâl’ın harcamaları, şu altı yöne taksim edilir: a. Zekatı hak eden sekiz sınıfa, zekat bölümünden harcanır. b. Zekat malları bölümünde mal bulunmadığı takdirde fakirlere, miskinlere, ibn-is sebîllere, cihada ve ğarîmlere (borçlarını ödeyemeyen borçlulara) para, Beyt-ul Mâl’ın daimi gelirlerinden ödenir. Burada da yoksa ğarîmlere bir şey ödenmez. Fakat fakirler, miskinler,… Devamını oku