nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Cihâd Emîri – Harbiye Dâiresi

Madde 64: Ordunun livâ (sancak) ve râyeleri (bayrakları)

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 64: Ordu için livâlar (sancaklar) ve râyeler (bayraklar) yapılır. Halife, ordu komutanlığına tayin ettiği kişiye livâyı teslim eder. Fakat rayeleri, livâların başkanları teslim ederler.

1. Hem [ اللواء ] livâ hem de [ الراية ] râye, lugatte [ العلم ] “alem” olarak geçer. Kamus-ul Muhît’in [ رَوِيَ ] maddesinde şöyle geçti: “...Râye alemdir ve çoğulu

[ رايات ] râyâttır.” [لوِيَ] maddesinde ise şöyle geçti: “...Livâ alemdir ve çoğulu    ألوية  elviyedir. “ Sonra Şâri, bunların her birine kullanıldığı yere göre aşağıdaki şekilde şeri bir mana verdi:

* Livâ beyazdır ve üzerinde siyah hat ile

 ] لا إله إلا الله  محمد رسول الله [

yazılıdır. Ordunun emirine veya ordunun komutanına bağlanır. Bu, onun yeri için bir alamettir. Her nereye yerleşirse yerleşsin, bu (livâ) o yere eşlik eder. Livânın ordunun emirine bağlanmasının delili şudur:

«أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وآله وسلم دَخَلَ مَكَّةَ يَوْمَ الْفَتْحِ وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضُ»

“Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] fetih günü Mekke’ye beyaz bir livâ ile girdi.” [İbn-i Mâce Câbir’den rivayet etti] Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] fetih günü yani Mekke’nin fethinde ordunun emiri idi. Aynı şekilde Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], livâları gönderdiği orduların emirine bağlardı. Nitekim H. 734 senesinde vefat eden ve insanların efendisinin oğlu olarak bilinen İmam el- Hafız Ebî’l Feth’in “Uyûn-ul Eser Fî Funûn-ul Megâzî ve’ş Şemâil ve’s Siyer” adlı eserinde şöyle geçmiştir:“…Hicretinin on birinci senesi Safer ayının çıkmasına dört gecenin kaldığı pazartesi günü Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], insanlara Rumlarla savaşmak için hazırlanmalarını emretti. Ertesi gün olunca Usame Bin Zeyd’i çağırdı ve dedi ki:

"  سر إلى موضع مقتل ابيك فاوطئهم الخيل فقد وليتك هذا الجيش"…

“Babanın öldürüldüğü mekana doğru hareket et ve onlara at hazırla. Zira seni bu orduya komutan tayin ettim…” Çarşamba günü Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in ağrısı başladı… Perşembe günü sabahı livâyı kendi eliyle Usâme’ye bağladı sonra da ona dedi ki:

 … "اغز بسم الله وفى سبيل الله فقاتل من كفر بالله فخرج بلوائه معقودا"

“Allah’ın yolunda Allah’ın adıyla gazvet ve Allah’ı inkar edenlerle savaş. Sonra livâsı bağlanmış olarak yola koyuldu…”

* Râye siyahtır ve üzerinde beyaz hat ile

 ] لا إله إلا الله  محمد رسول الله[

yazılıdır. [tabur, tümen ve ordunun diğer birimleri gibi] ordu birliklerinin komutanları ile beraber bulunur. Bunun delili, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in Hayber’de ordunun komutanı iken söylediği şu kavlidir:

»لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ، أَوْ لَيَأْخُذَنَّ الرَّايَةَ، غَدًا رَجُلاً يُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ، أَوْ قَالَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ، يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَيْهِ، فَإِذَا نَحْنُ بِعَلِيٍّ وَمَا نَرْجُوهُ، فَقَالُوا: هَذَا عَلِيٌّ، فَأَعْطَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وآله وسلم الرَّايَةَ، فَفَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ«

Yarın râyeyi Allah ve resulünü seven ve Allah ve rasulünün de kendisini sevdiği bir adama vereceğim veya alacak. Allah onun eliyle fetih gerçekleştirecektir.” O kişinin biz olmasını ümit ederken Ali çıkageldi. Bunun üzerine dediler ki: “Bu Ali.” Böylece Resulullah Ali’ye verdi ve Allah onun eliyle fetih gerçekleştirdi.” [Seleme İbn-u Ekvâ RadiyAllahu Anh kanalıyla muttefekun aleyh] O zaman Ali [KerramAllahu Vechehu], orduda bir taburun veya tümenin komutanı sayılırdı. Keza el-Harîs İbn-u Hassan el-Bekrî’nin hadisinde şöyle geçti:

»قدمنا المدينة فإذا رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم على المنبر، وبلال قائم بين يديه، متقلد السيف بين يدي الرسول صلى الله عليه وآله وسلم، وإذا رايات سود، فسألتُ: ما هذه الرايات؟ فقالوا: عمرو بن العاص قدم من غزاة«

“Medine’ye geldik ki Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’i minber üzerinde ve Bilal’ı de kılcı kuşanmış olarak Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in karşısında durduğunu ve siyah râyelerin olduğunu gördük. Bunun üzerine bu râyelerin ne olduğunu sordum. Dediler ki: “Amr İbn-ul Âs gazveden döndü.” [Ahmed Musned’de ve başkaları tahric etti] et- Tirmizi’nin el-Harîs İbn-u Hassan el-Bekrî’den yaptığı rivayette ise şöyle demiştir: “Medineye geldim ve mescide girdim. Mescidin insanlarla dolup taştığını, siyah râyelerin dalgalandığını ve Bilal’in de kılıcı kuşanmış olarak Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in karşısında durduğunu gördüm.” Bu insanlara ne oluyor dedim? Dediler ki: “Bu Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Amr İbn-ul Âs’ı bir yöne göndermek istiyor.” Dolayısıyla

«فإذا رايات سود»

“siyah râyelerin olduğunu gördük” demek, orduda birçok râyeler bulunuyordu demektir. Oysa o zaman ordunun komutanı tek kişiydi ve o Amr İbn-ul Âs idi. Bu demektir ki taburların ve birliklerin komutanlarının yanında râyeler vardı…

Bu nedenle livâ ordunun emirine bağlıdır ve râyeler de ordunun kalanı, tümenleri, taburları ve birimleri ile birliktedir. İşte böylece orduda tek bir livâ bulunur, ama ordunun tamamında birçok râyeler bulunur.

Böylelikle livâ başkası değil ancak ordunun emirinin alemidir ve râyeler de askerler ile birlikte olan alemlerdir.

 2. Livâ ordunun emirine bağlanır ve onun karargahının üzerindeki bir alemdir. Yani o ordunun emirinin karargahına eşlik eder. Fakat muarakede; muarakenin emiri -o ister bizzat ordunun emiri olsun isterse ordu emirinin tayin ettiği bir başkası olsun- savaş esnasında meydanda taşıması için râye kendisine verilir. Bunun için umm-ul harb olarak isimlendirildi. Zira o, muarakenin komutanı tarafından meydanda taşınır.

Bu nedenle gerçekleşecek bir savaş halinde, muarakenin her komutanında tek bir râye olur. Bu, o zamanlar herkes tarafından bilinen bir meseleydi ve yükseltilmiş duran râye muarake komutanının kuvvetliliğinin bir delili idi. Bu da orduların savaşlarının örflerine göre bağlı kalınılan idarî bir düzenlemedir.

Nitekim daha haberi askerlere ulaşmadan Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] insanlara Zeyd’in, Cafer’in ve İbn-u Ravâha’nın şehadetini ilan ediyordu:

«أَخَذَ الرَّايَةَ زَيْدٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَهَا جَعْفَرٌ فَأُصِيبَ، ثُمَّ أَخَذَهَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَوَاحَةَ فَأُصِيبَ»

“Zeyd râyeyi aldı ve vuruldu, sonra Cafer onu aldı ve o da vuruldu, sonra İbn-u Ravâha onu aldı ve o da vuruldu.”

Keza gerçekleşecek savaş halinde, ordunun meydandaki komutanı bizzat halife olursa, sadece râyelerin değil livânın da muarakede yükseltilmesi caizdir. Nitekim Sîret-i İbn-i Hişâm’da büyük Bedir Gazvesi hakkındaki hadiste muarake sırasında hem livâ hem de râye bulunduğu varit oldu. Zira es-Sîret’te şöyle varit olmuştur:

"قَالَ ابْنُ إسْحَاقَوَدَفَعَ اللّوَاءَ إلَى مُصْعَبِ بْنِ عُمَيْرِ بْنِ هَاشِمِ بْنِ عَبْدِ مَنَافِ بْنِ عَبْدِ الدّارِ قَالَ ابْنُ هِشَامٍ: وَكَانَ أَبْيَضَ... و قَالَ ابْنُ إسْحَاقَ: وَكَانَ أَمَامَ رَسُولِ اللّهِ صلى الله عليه وآله وسلم رَايَتَانِ سَوْدَاوَانِ: عَلِيّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، يُقَالُ لَهَا الْعُقَابُ، وَالأُخْرَى مَعَ بَعْضِ الأَنْصَارِ".

“İbn-u İshak dedi ki: Livâ, Musab İbn-u Umeyr İbnu Hâşim İbn-u Abdu Menaf İbn-u Abdi ed-Dâr’a teslim edildiğini ve beyaz olduğunu söyledi… İbn-u İshak devamla dedi ki: Biri Ali İbn-u Ebî Talible –ki ona el-Ukab denilmekteydi- ve diğeri Ensâr’dan bazılarıyla birlikte olmak üzere Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in önünde iki siyah râye vardı.”

Fakat barış halinde veya muarake sona erdikten sonra, - Amr İbn-ul Âs Ordusu hakkındaki el-Harîs İbn-u Hassan el- Bekrî hadisinde geçtiği gibi- ordunun tümenleri, taburları, tugayları ve diğer birlikleri tarafından yükseltilmek üzere râyeler orduya dağıtılır.

İslam’da bağlanan ilk livâ, Abdullah İbn-u Cahş’ın livâsıdır ve Sa’d İbn-u Malik el-Ezdî’ye içerisinde beyaz bir hilalin olduğu siyah râye bağlanmıştır. İşte bunların hepsi ordunun livâları ve râyeleri olmasının kaçınılmaz ve ordunun başına tayin ettiği kimseye livâyı bağlayanın bizzat halife olduğuna delalet etmektedir. Râyelere gelince; halifeye verilmesi de livâların emirlerine verilmesi de caizdir. Halifeye verilmesinin caiz olması yukarıda geçen Seleme’nin şu hadisinden dolayıdır:

«لأُ عْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَداً رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ  وَ رَسُولَهُ، وَ يُحِبُّهُ اللَّهُ وَ رَسُولُهُ...، فَأَعْطَاهَا عَلِيّاً»

“Yarın Râyeyi Allah ve Rasulünü seven ve Allah ve Rasul’nün de kendisini sevdiği bir adama vereceğim. Böylece Ali’ye verdi.” Livâların emirlerine verilmesinin caiz olması ise iki rivayetinde

"وإذا راياتٌ سود"

“Siyah râyeler gördük/gördüm” ifadesinin geçtiği el-Harîs İbn-u Hassan el-Bekrî’nin hadisinde anlaşılmaktadır. Bunun manası orduda birçok râyeler bulunuyordu demektir. Oysa ister gazveden dönmüş isterse gazveye gidecek olsun o zaman ordunun komutanı tek kişiydi ve o Amr İbn-ul Âs idi. Bu demektir ki taburların komutanlarının yanında râyeler vardı. Onları bu râyelere tayin edenin Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] olduğuna delalet eden bir şey bulunmamıştır. Ancak râyelerin taburların komutanlarına verilmesinin livâların emirlerine ait kılınması caizdir ve bunların hepsi caizdir, yani mübah olsa da en uygun düzenleme budur. 

Anayasanın bazı maddeleri

anayasa

Madde 1: İslami akide, devletin esasıdır.

Madde 1: İslami akide, devletin esasıdır. Öyle ki devletin yapısında, cihazında veya muhasebesinde yahut devlet ile ilgili herhangi bir şeyde, İslami akideyi esas kılmaktan başka bir şey var olamaz. İslami akide aynı zamanda anayasa ve şer’i kanunların da esasıdır. Öyle ki bunlardan herhangi biriyle ilgili herhangi bir şeyin İslami akideden fışkırması haricinde var olmasına izin verilmez. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 53: Vali ve âmillerin şartları.

in Valiler
Madde 53: Valiler Halife tarafından, âmiller ise halife tarafından ve kendilerine salahiyet verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Muavinlerdeki şartların vali ve âmillerde de bulunması şarttır. Erkek, hür, Müslüman, bâliğ, âkil, âdil ve tayin edildikleri idarede kifayet ehlinden olmalı, takva ehli ve kuvvetli kimselerden seçilmelidirler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 88: Mezâlim kâdısının tayini

in Yargı
Madde 88: Mezâlim kâdısı, halife veya kâdı’l kudâ tarafından tayin edilir. Fakat onun muhasebesi, tedip edilmesi ve azledilmesi halife yada halife kendisine salahiyet vermişse kâdı’l kudâ tarafından olur. Ancak halife veya tefvîz muavini veya kâdı’l kudâ aleyhine bir mezâlim davasına bakarken azledilmesi sahih değildir. Böyle durumlarda onu azletme salahiyeti mezâlim mahkemesinindir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 30: Halifede asıl olan inikad şartlarıdı

in Halife
Madde 30: Hilafet için biat verilecek kişide, inikad şartlarından fazlasının tamamlanması şart değildir. Dolayısıyla efdaliyet şartlarının mutlaka tamamlanması gerekmez. Çünkü asıl olan inikad şartlarıdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 127: Mülkiyet çeşittir

Madde 127: Mülkiyet üç çeşittir: Ferdî Mülkiyet, Kamu Mülkiyeti ve Devlet Mülkiyeti. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 128: Ferdî Mülkiyet

Madde 128: Ferdî Mülkiyet; nispet edildiği kimseye bir şeyden faydalanma ve mukabilinde karşılık alma imkanı veren mal ve menfaat ile takdir edilmiş şeri bir hükümdür. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 72: İç Güvenlik Dairesi.

Madde 72: İç Güvenlik Dairesinin çözmeye uğraştığı en önemli iç güvenlik tehditleri: Reddet (mürtet olmak), bağy (devlete isyan), hırabat (eşkıyalar), insanların mallarına saldırılar, insanların canlarına ve ırzlarına saldırılar, harbi kafirler için tecessüs yapan riybet (şüphe) ehliyle ilişki kurulması. Devamını oku