nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Yönetim Nizâm´ı

Madde 22: Yönetim nizamı kaidesi.

 Madde-22: Yönetim nizamı dört kaide üzerine kuruludur:  1. Hakimiyet Şeriatındır, halkın değildir.  2. Otorite ümmetindir.  3. Tek bir halife nasbetmek, Müslümanlara farzdır.  4. Şer’i hükümleri benimsemeye yalnızca halifenin hakkı vardır. Dolayısıyla anayasayı ve bütün kanunları belirleyen odur.

 Madde 22: Yönetim nizamı dört kaide üzerine kuruludur:

  • 1. Hakimiyet Şeriatındır, halkın değildir.
  • 2. Otorite ümmetindir.
  • 3. Tek bir halife nasbetmek, Müslümanlara farzdır.
  • 4. Şer’i hükümleri benimsemeye yalnızca halifenin hakkı vardır. Dolayısıyla anayasayı ve bütün kanunları belirleyen odur.

Bu madde yönetimin ancak kendileri ile vücut bulacağı kaideleri açıklamaktadır. Bunlardan biri ortadan kalktığında yönetim de ortadan kalkar. Buradaki yönetimden maksat İslami yönetimdir, yani İslam otoritesidir mücerret bir yönetim değildir. Bu kaideler istikra sonucunda şer’i delillerden alınmıştır. Birinci kaidenin -ki o, hakimiyetin Şeriat’ın olmasıdır- bir vakıası vardır ki o, hakimiyet kelimesidir. Bir delili vardır ki o, onun Şeriat’a ait olup halka ait olmadığının delilidir. Vakıasına gelince; bu kelime Batılı bir ıstılah olup bununla kastedilen iradenin uygulayıcısı ve yürütücüsüdür. Buna göre fert, eğer kendi iradesinin yürütücüsü ve uygulayıcısı olursa hakimiyeti kendisine ait olur. Eğer iradesinin uygulayıcısı ve yürütücüsü başkası olursa köle olur. Dolayısıyla ümmetin iradesi, yani fertlerinin toplamının iradesi, ümmetin yürütme hakkını gönüllü olarak verdiği kendisinden olan fertler vasıtasıyla kendisi tarafından yürütüldüğü zaman kendisinin efendisi olur. Eğer iradesi kendisi dışında bir başkası tarafından zorla yürütülürse köleleştirilmiş olur. Bundan dolayı demokratik nizam der ki hakimiyet halkındır. Yani kendi iradesini uygulayan, kendi yerine dilediği kimseyi getiren ve ona iradesini yürütme hakkı veren halktır. İşte yönetimin üzerine indirgenmek istendiği hakimiyetin vakıası budur. Bu hakimiyetin hükmüne gelince; hakimiyet Şeriat’ındır, halkın değildir. Zira ferdin iradesini dilediği gibi yürüten ferdin kendisi değildir. Bilakis ferdin iradesi, Allah’ın emirlerine ve nehiylerine göre yürütülür. Aynı şekilde ümmet de dilediğini yapmak üzere iradesinin yürütücüsü değildir. Bilakis ümmetin iradesi de Allah’ın emirlerine ve nehiylerine göre yürütülür. Bunun delili Allahuteala’nın şu kavlidir:

((فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ))

“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda sana [İslam’a] muhakeme olmadıkça iman etmiş olmazlar.” [en- Nisâ 65] Ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şu kavlidir:

«لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعاً لِمَا جِئْتُ بِهِ»

“Sizden biri iman etmiş olmaz, tâ ki hevası benim getirdiklerime tâbi oluncaya kadar.” [İbn-u Ebî Âsım, es-Sünne’de tahric etti] en-Nevevi, kırk hadis içerisinde bu hadisi Abdullah İbn-u Amr İbn-ul Âs’tan rivayet ettikten sonra bunun hasen sahih hadis olduğunu söyledi. Dolayısıyla ümmete ve ferde hakim olup ümmetin ve ferdin iradesini yürüten ancak Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in getirdiğidir. Dolayısıyla da hem ümmet hem fert Şeriat’a tabiidir. Bundan dolayı hakimiyet Şeriat’ındır. Bundan dolayı da demokratik nizamda olduğu gibi halife, ümmetin istediğini infaz etmek için bir ücretli olarak ondan biat almaz. Halife, insanların istediğini infaz etmek için değil ancak Allah’ın kitabını ve resulünün sünnetini, yani Şeriat’ı infaz etmek için Allah’ın kitabı ve resulünün sünneti üzerine ümmetten biat alır. Hatta ona biat eden insanlar Şeriat’ın dışına çıkmış olsalar bile bundan vazgeçinceye kadar onlarla savaşır. İşte hakimiyet Şeriat’ındır, halkın değildir kaidesi bu delilden istinbat edilmiştir. Otorite ümmetindir kaidesine gelince; bu Şeriat’ın, halifenin ümmet tarafından nasbedileceğini ve halifenin otoriteyi bu biat ile alacağını belirlemesinden alınmıştır. Şeriat’ın, halifenin ümmet tarafından nasbedileceğini belirlemesine gelince; biat hadislerinde açık olan bir husustur ki Ubade İbn-u Samit’ten şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وآله وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِي الْمَنْشَطِ وَالْمَكْرَهِ»

“Zorlukta ve sıkıntıda işitip itaat edeceğimize dair Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e biat ettik.” [Muttefekun aleyh] Cerir İbn-u Abdullah’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وآله وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ»

“Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e işitip itaat etmek üzere biat ettim.” “Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları tezkiye etmez ve onlar için elim bir azap vardır: Yol kenarındaki su fazlalığını yolcudan esirgeyen kimse, imama biat ettiğinde ancak dünyası için biat edip istediğini verdiğinde ona vefalı olan vermediğinde ona vefalı olmayan kimse ve ikindiden sonra bir adama mal satarken inanıp alması için verilmediği halde bu mala şu kadar fiyat verildiğine dair Allah adına yemin eden kimsedir.” [Muttefekun aleyh] Dolayısıyla biat Müslümanlar tarafından halifeye yapılır halife tarafından Müslümanlara yapılmaz. Zira ona biat edecek, yani onu kendilerine yönetici yapacak olanlar Müslümanlardır. Nitekim raşidi halifeler ile birlikte ortaya çıkan şudur ki onlar biati ancak ümmetten almışlar ve ancak ümmetin onlara biat etmesiyle halife olmuşlardır. Halifenin otoriteyi bu biat ile alacağının belirlenmesine gelince; itaat hadislerinde ve Hilafet’in bir olması hadislerinde açık olan bir husustur. Nitekim Abdullah İbn-u Amr İbn-u’l Âs’tan Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’i şöyle derken işittiği rivayet edilmiştir:

»وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ إِنِ اسْتَطَاعَ، فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ، فَاضْرِبُوا عُنُقَ الآخَرِ«

“Her kim bir imama [halifeye] biat edip elinin ayasını ve kalbinin semeresini verirse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Eğer bir diğeri onunla (yönetimi ele geçirmek üzere) çekişmek için gelirse, o diğerinin boynunu vurun!” [Muslim tahric etti] Nâfi’den şöyle dediği rivayet edildi: Abdullah İbn-u Ömer, bana Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’i şöyle derken işittiğini söyledi:

»مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لا حُجَّةَ لَهُ، وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً»

“Her kim itaatten elini çekerse kıyamet günü hüccetsiz olarak Allah'a kavuşacaktır. Her kim de boynunda biat olmadan ölürse cahiliyye ölümü ile ölmüş olur.” [Muslim tahric etti] İbn-u Abbas’tan Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’den şöyle dediği rivayet edildi:

«مَنْ كَرِهَ مِنْ أَمِيرِهِ شَيْئًا فَلْيَصْبِرْ عَلَيْهِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ خَرَجَ مِنْ السُّلْطَانِ شِبْرًا فَمَاتَ عَلَيْهِ إِلاَّ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً«

“Her kim emirinin bir şeyinden hoşlanmazsa ona sabretsin. Zira otoriteden bir karış ayrılan hiçbir kimse yoktur ki bu halde ölürse cahiliye ölümü ile ölmemiş olsun.” [Muttefekun aleyh] Ebî Hurayra’dan Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şöyle dediği rivayet edildi:

«كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ، قَالُوا: فَمَا تَأْمُرُنَا؟ قَالَ: فُوا بِبَيْعَةِ الأَوَّلِ فَالأَوَّلِ، أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ»

İsrail oğulları, nebiler tarafından siyaset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir nebi vefat edince, bir diğer nebi ona halef oluyordu. Artık benden sonra nebi yoktur. Halifeler olacak da çoğalacaklardır.Dediler ki: “Öyleyse bize ne emredersiniz?” Dedi ki: “Önceki ilk biatinize sadakat gösterin ve onlara haklarını verin. Muhakkak ki Allah, yönettikleri hakkında (ne yaptıklarını) onlara soracaktır.” [Muttefekun aleyh] İşte bu hadisler, halifenin otoriteyi ancak bu biat ile aldığına delalet etmektedir. Zira Allah, halifeye itaati biat ile vacip kılmıştır ki her kim imama biat ederse… ona itaat etmelidir. Zira o, Hilafet’i biat ile almış ve biat edilen bir halife olmasından dolayı ona itaat etmek vacip olmuştur. Dolayısıyla o, otoriteyi kendisine biat etmesi ile ümmetten almış ve kendisine biat eden kimseye, yani boynunda biat olan kimseye ona itaat etmek vacip olmuştur. Bu da otoritenin ümmete ait olduğuna delalet etmektedir. Ayrıca Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], resul olmasına rağmen insanlardan biat almıştır ki bu, yönetim ve otoriteye dair bir biat olup nübüvvet için alınmış bir biat değildi. Ve bu biati kadınlar ile erkeklerden alırken buluğa ermemiş olan çocuklardan almamıştır. Dolayısıyla halifeyi ikame edecek, Allah’ın kitabı ve resulünün sünneti ile amel etmesi için ona biat edecek olanların bizzat Müslümanlar olması ve halifenin otoriteyi ancak bu biat ile alacak olması otoritenin ümmete ait olup onu dilediği kimseye vereceğine dair açık bir delildir.

 Tek bir halife nasbetmenin Müslümanlara farz olduğu üçüncü kaideye gelince; halifenin nasbedilmesi farziyeti hadis-i şerif ile sabittir. Zira Nâfi’den şöyle dediği rivayet edildi: Abdullah İbn-u Ömer, bana Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’i şöyle derken işittiğini söyledi:

» مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لا حُجَّةَ لَهُ، وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً«

“Her kim itaatten elini çekerse kıyamet günü hüccetsiz olarak Allah'a kavuşacaktır. Her kim de boynunda biat olmadan ölürse cahiliyye ölümü ile ölmüş olur.” [ Muslim, Abdullah İbn-u Ömer kanalıyla tahric etti ] Bu hadis ile istidlal yönü şudur ki Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], her Müslümanın boynunda halifeye biatin olmasını vacip kılmıştır her Müslümanın halifeye biat etmesini vacip kılmamıştır. Dolayısıyla vacip olan her Müslümanın boynunda biatin olmasıdır. Yani varlığı sebebiyle her Müslümanın boynunda biatin olmasını hak eden bir halifenin bulunmasıdır. Dolayısıyla ister fiilen biat etsin isterse etmesin her Müslümanın boynunda biatin olmasını gerektiren halifenin varlığıdır. Halifenin tek olmasına gelince; çünkü Ebî Said el- Hudri’den Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

«إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَـيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا»

“İki halifeye biat edildiğinde onlardan diğerini (ikincisini) öldürünüz.” [Muslim, tahric etti] Bu hadis, Müslümanların birden fazla halifesinin olmasının haramlılığı hususunda sarihtir. Hükümleri benimsemeye sadece halifenin hakkı olduğu dördüncü kaideye gelince; hükümleri benimsemeye sadece halifenin hakkı olduğu icmâ-us sahâbe ile sabittir. Bu icmâdan da şu meşhur kaideler çıkarılmıştır:

(أمر الإمام يرفع الخلاف)

“İmamın emri ihtilafları ortadan kaldırır.”

(أمر الإمام نافذ)

“İmamın emri nafizdir.”

(للسلطان أن يحدث من الأقضية بقدر ما يحدث من مشكلات)

“Sultanın ortaya çıkan sorunlar miktarınca kadâda bulunma hakkı vardır.” 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 83: Kadâ, davada tek derecedir.

in Yargı
Madde 83: İstinaf mahkemeleri yoktur ve temyiz mahkemeleri de yoktur. Dolayısıyla kesinlik bakımından kadâ, davada tek derecedir. Böylece kâdı bir hüküm verdiğinde o hükmü uygulanır ve bağlayıcı olur. Verdiği hükmün, İslam dışı olması veya kitapta, sünnette yada sahabenin icmaındaki katî bir nassa aykırı hüküm olması veya vakıanın hakikatine ters hüküm verdiğinin açığa çıkması haricinde hüküm… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 114: Erkekler ve Kadınların yükümlülükleri

Madde 114: Erkeklere verilen haklar kadınlara da verilir. Erkeklere yüklenen yükümlülük kadınlara da yüklenir. Ancak İslam’ın kadın ve erkeklere şer-i deliller ile tahsis ettiği haklar müstesnadır. Dolayısıyla kadının ticaret, ziraat ve sanayi işlerine katılma, muamelat ve akitlerde bulunma, her tür mülke sahip olma hakkı vardır. Kendi başına veya başkası ile ortak olarak malını çoğaltabilir.… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 58: Vali´nin tayini

in Valiler
Madde 58: Vali, bir vilayetten diğer bir vilayete nakledilemez. Zira onun görevlendirilmesi, genel bir bakıştır ve belirli bir yer ile sınırlıdır. Bilakis görevden alınır ve yeniden tayin edilir. Devamını oku
anayasa

Madde 20: Yöneticileri muhasebe etmek

Madde 20: Yöneticileri muhasebe etmek, Müslümanların haklarındandır ve üzerlerine farz-ı kifayedir. Tebaanın gayrimüslim fertlerinin de yöneticilerin kendilerine yaptığı zulümleri veya İslamî hükümlerin üzerlerine tatbik edilmesindeki kusurları göstermek üzere şikayette bulunma hakları vardır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 176: Sanat ve Sanayinin alınması özel veya kamu niteliğine bağlıdır.

Madde 176: Sınaat ve fenler; ticaret, denizcilik ziraat yönünden ise ilime eklenebilir ve kayıtsız şartsız kabul edilebilirler, ressamlık ve heykeltıraşlık gibi özel bir bakış açısından etkilenmiş ise kültüre eklenebilir ama İslami bakış açısına aykırı olduğunda alınmazlar. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 71: Polis ve kısımları.

Madde 71: Polis iki kısımdır: Askerî polis, cihat emirine, yani Harbiye Dairesine bağlıdır. Polis ise güvenliğin muhafazası için mahkemelerin elindedir ve İç Güvenlik Dairesine bağlıdır. Her iki kısma da görevlerini iyi yapmalarını sağlayacak özel bir kültürle birlikte özel bir eğitim verilir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 52; Devletin yönettiği beldeler, birimlere ayrılır.

in Valiler
Madde 52: Devletin yönettiği beldeler, birimlere ayrılır. Her bir birim “vilayet” olarak adlandırılır. Her vilayet de birimlere ayrılır, her bir birim “âmillik” olarak adlandırılır. Vilayete bakan kişi, “vali” veya “emir” olarak adlandırılır. Âmilliğe bakan kişi ise “âmil” veya “hâkim” olarak adlandırılır. Devamını oku