nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Anayasa, Yargi

Madde 86: Kadı Muhtesibin naibleri

Hilafet Devleti, Anayasa, Madde 86: Muhtesibin kendine, muhtesiblik şartları taşıyan naipler seçme ve onları muhtelif yerlere gönderme hakkı vardır. Bu naipler, tayin edildikleri mahallerde ve bölgelerde kendilerine bırakılan davalarda hisbe görevini yapma salahiyetine sahiptirler.

Bu madde, muhtesibin tayin edildiği sırada tayininin, kendisine naipler tayin etme, yani kendisine halef kılma hakkının verilmesini kapsaması ile mukayyettir. Fakat muhtesib, kâdı’l kudâ tarafından tayin edilmişse hem bunu hem de buna ilaveten onun tayininin kâdılara kendilerine naipler, yani kendilerine halef kılma hakkı vermeye hakkı olduğunu kapsaması şart koşulur. Ancak kâdı’l kudânın tayini, bunu kapsamıyorsa onun, tayin ettiği kimselere kendilerine naipler tayin etme, yani kendilerine halef kılma hakkı vermeye hakkı yoktur. Dolayısıyla muhtesibin, kendisine naipler tayin etme, yani kendisine halef kılma hakkı yoktur. Dolayısıyla ister muhtesib ister kâdı isterse mezâlim kâdısı olsun kendisine halef kılma hakkına ancak halifenin bunu ona vermesi veya kadâya, yani kâdı’l kudâya, kâdıları tayin etme ve kâdılardan tayin ettiği kimselere kendilerine halef kılma, yani kendilerine naipler tayin etme hakkını vermesi ile sahip olur. Çünkü kâdı, kadâyı, yani belirli bir kadâyı -ki o, hisbe kadâsıdır- üstlenir ve kendisine halef kılma, yani kendisine naipler kılma hakkı verilmezse, tayin salahiyetine sahip olmaz. Kâdı, mezâlim kâdısı hepsi de aynı şekildedir. Zira onlardan her birisi tayin metninin üzerine gerçekleştiği şeye göre kadâya tayin olunmuşlardır. Dolayısıyla bunun dışındakilere, yani tayin sözleşmesinde belirtilmedikçe kâdılar tayin etme hakkına sahip olamazlar. Bundan dolayı muhtesib, tayin emrinde belirtilmedikçe kendi işlerini yapması için naipler tayin etme hakkına sahip değildir ki aynısı kâdı’l kudâ için de geçerlidir. Kâdının kendisine naip tayin etmesinin caiz oluşuna gelince; çünkü Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], kendisine bir mesele arz edildiğinde bu meselede kendisine naiplik edecek bir kişiyi atadı. Nitekim Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e gelerek hizmetçisi olduğu bir adamın karısıyla zina eden oğlunun durumunu ona haber verip hüküm talep eden Ârabi’nin olayı hakkında Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

«وَاغْدُ يَا أُنَـيْسُ - رجل من أسلم - إِلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْـتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا»

“Ey Üneys, -Esleme kabilesinden bir adamşu kadına git ve eğer itiraf ederse onu recmet.” [Ebî Hurayra ve Zeyd İbn-u Hâlid kanalıyla Müttefikun Aleyh] Bu da kâdının, kendisine belirlenen bir hususta hüküm verecek bir naibi göndermeye hakkı olduğuna delalet etmektedir. Bir kâdı olması itibarıyla bu, muhtesib için de geçerlidir. Ancak kâdının tayininin sahih olması için naibine tam bir kadâ, yani davaya bakması ve hüküm vermesi için tam bir yetki vermesi şartı koşulur. Çünkü kadâ, bağlayıcı olmak üzere hükmü bildirmektir ve bu manada bölünmeyi kabul etmez. Dolayısıyla onu (davaya) bakması ve hüküm vermeyi terk etmesi şeklinde tayin etmesi doğru değildir. Bilakis kâdı olması ve kadâsının da sahih olması için onu tam bir tayinle tayin etmelidir. Hatta fiilen hüküm vermese bile onun ameli sahih olur. Çünkü hükmün onun tarafından verilmesi şart değildir. Zira bir kâdı, bir davaya bakıp onu tamamlamasa ve hüküm vermeden önce azledilse bu davaya başka bir kâdının bakması ve onun hakkında hüküm vermesi caizdir. Aynı şekilde kâdının naibinin de hüküm vermesi şart değildir. Ancak onun tayininde (davaya) bakma ve hüküm verme salahiyetinin verilmesi, yani tayin edildiği hususta kâdının salahiyetinin tamamına ilişkin bir kâdı olarak tayin edilmesi şartı koşulur. Aynı şekilde muhtesib de tayin edildiği sırada kendisine halef kılma hakkı verilmişse tayin edildikleri bir olayda veya tayin edildikleri bir mekanda (davaya) bakma ve hüküm verme salahiyetlerine sahip olan naipler atayabilir. Ayrıca naip olarak atadığı kişinin Müslüman, hür, baliğ ve baktığı davalar hususunda fakih olması şartı koşulur. Yani muhtesibin kendisi için şart koşulan şeyler muhtesibe naip kılınan kimse için de şart koşulur. Çünkü o da onun gibi bir kâdıdır.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 142: Malın kenz edilmesi

Madde 142: Zekatı verilse bile malın kenz edilmesi (yığılıp saklanması) yasaklanır. Devamını oku
anayasa

Madde 14: Efalde asıl olan, şeri hükme bağlanmaktır.

Madde 14: Efalde (fiillerde) asıl olan, şeri hükme bağlanmaktır. Dolayısıyla hükmü bilinmedikçe hiçbir fiil yapılmaz. Eşyada (nesnelerde) asıl olan ise, -haramlığına dair delil bulunmadıkça- mübahlıktır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 49: Tenfîz muavininin işi.

Madde 49: Halife tenfîz için bir muavin tayin eder. Tenfîz muavininin işi; yönetimden değil idarî işlerdendir. Dairesi de dahilî ve haricî cihetler için halifeden sadır olan hususları infaz eden ve bu cihetlerden gelenleri halifeye ulaştıran bir cihazdır. Aşağıdaki işlerde halifeden aldığını diğerlerine, diğerlerinden aldığını da halifeye ulaştıran, halife ile diğerleri arasında bir vasıtadır: a.… Devamını oku
anayasa

Madde 19: Yöneticinin Șartları.

Madde 19: Erkek, hür, akil, baliğ, adil, kâdir ve kifayet ehli olanlar dışındaki kimselerin yönetimi veya yönetimden sayılan herhangi bir işi üstlenmesi caiz olmadığı gibi, Müslümandan başkasının üstlenmesi de caiz değildir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 45: Tefvîz muavini, tüm icraatlarını halifeye arz etmelidir.

Madde 45: Tefvîz muavini, yaptırdığı tüm icraatları ve infaz ettiği tayin ve velâyeti halifeye arz etmelidir ki böylece salahiyetlerinde halife gibi olmasın. Tefvîz muavini mütalaasını halifeye sunmalı ve halifenin infaz etmesini emrettiklerini infaz etmelidir. Devamını oku
anayasa

Madde 15: Harama götüren vesile haramdır.

Madde 15: Harama götüreceği zannı galip olursa, harama götüren vesile haramdır. Harama götürmesinden korkuluyorsa haram olmaz. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 79: Hâkimlerin geleneğinde dairesel ve özelleştirme.

in Yargı
Madde-79: Kâdı, muhtesib ve mezâlim kâdısının, tüm beldelerdeki bütün davalara bakmak üzere kadâda genel bir göreve tayin edilmeleri caizdir. Belirli bir yere, çeşitli davalar için özel görev ile tayin edilmeleri de caizdir. Devamını oku