nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Anayasa, Yargi

Madde 83: Kadâ, davada tek derecedir.

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 83: İstinaf mahkemeleri yoktur ve temyiz mahkemeleri de yoktur. Dolayısıyla kesinlik bakımından kadâ, davada tek derecedir. Böylece kâdı bir hüküm verdiğinde o hükmü uygulanır ve bağlayıcı olur. Verdiği hükmün, İslam dışı olması veya kitapta, sünnette yada sahabenin icmaındaki katî bir nassa aykırı hüküm olması veya vakıanın hakikatine ters hüküm verdiğinin açığa çıkması haricinde hüküm başka bir kâdının hükmü ile kesinlikle bozulmaz.

Bu madde, kâdının hükmünün ne kendisi tarafından ne de başka bir kâdı tarafından bozulamayacağını açıklamaktadır. Kâdının hükmünün bozulamayacağının delili, sahabenin bunun üzerinde icmâ etmiş olmalarıdır. Zira Eba Bekir, Ömer kendisine muhalefet ettiği halde bir takım meselelerde kendi içtihadına göre hüküm verdi ve onun hükümleri bozulmadı. Ali, içtihadında Ömer'e muhalefet etti hükümleri bozulmadı. Ali, Ebu Bekir ve Ömer'e muhalefet etti hükümleri bozulmadı. Nitekim İbn-u Ebî Şeybe, el-Musannef'ta Sâlim'in şöyle dediğini tahric etmiştir:

"جاء أهل نجران إلى علي فقالوا يا أمير المؤمنين كتابك بيدك وشفاعتك بلسانك أخرجنا عمر من أرضنا فارددنا إليها فقال لهم علي ويحكم إن عـمـر كان رشـيد الأمر ولا أغير صنعة عمر"

"Necran halkı Ali'ye geldiler ve dediler ki: Ey müminlerin emiri! Senin dilinle şefaat diliyoruz, şefaat senin dilinde ve kitap senin elinde. Ömer, bizi yurdumuzdan çıkardı. Yurdumuzu bize iade et. Bunun üzerine Ali, onlara dedi ki: Vay sizin halinize! Ömer, bu işin yetkilisiydi. Ömer'in yaptığı hiçbir şeyi değiştiremem." Rivayet edildiği üzere Ömer, el-Müşerreke meselesinde önce ana ve baba bir kardeşlerin mirastan mahrum edilmesine sonra onların mirasa ortak edilmesine hükmetmiş ve şöyle demiştir: "O (geçmişteki bir meselede) verdiğimiz bir hükümdür. Bu da (şimdi) verdiğimiz bir hükümdür." Böylece Ömer, iki çelişkili hükmü uygulamıştır. [İbn-u Kudâme, el-Muğni'de ve el-Beyhaki, el-Hakem İbn-u Mesud es-Sekafî'den rivayet etti] Yine Ömer, el-Beyhaki'nin Sünen-i Kubrâ'da zikrettiği üzere dede hakkında farklı hükümlerle hükmetmiş ve ilk verdiği hükmü bozmamıştır. Fakat şu rivayete gelince; Kâdı Şureyh, birisi ana tarafından kardeş olan iki amca çocuğu (miras) hakkında malın kardeşe ait olduğuna hükmetti. Bu durum Ali [RadiyAllahu Anh]'a iletilince "Bana o iki kişiyi getirin" dedi. Şureyh gelince ona dedi ki: "Onu Allah'ın kitabının neresinde buldun?" Şureyh, Allahuteala şöyle diyor deyip şu ayeti okudu:

}وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ{

"...Allah'ın kitabına göre rahim sahipleri (akrabalar) birbirlerine (varis olmaya) daha uygundurlar." [el-Enfal 75] Ali de ona Allahuteala'nın şöyle buyurduğunu söylemiş:

}وَإِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً أَوِ امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ{

"Bir erkek veya kadının ana babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelale şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa her birine altıda bir düşer." [el- Nisa 12] Bazı rivayetlerde zikredildiği üzere Ali, onun bu hükmünü bozmuştur. İbn-u Kudâme, el-Muğnî'de el-Kadâ kitabında buna şu sözleriyle cevap vermiştir: "Ali'nin onun hükmünü bozduğu sabit olmamıştır. Sabit olsa bile Ali [RadiyAllahu Anh]'ın belirttiği ayette kitabın nassına muhalefet ettiğini düşünmesi ve onun hükmünü bozması muhtemeldir." Fakat sahabenin, birtakım meselelerde kendi içtihatlarına göre hükmettiği, Ebi Bekir, Ömer ve Ali döneminde halifenin bu hususta onlara muhalefet ettiği ve onlardan birinin diğerinin hükmünü bozmadığı sabit olmuştur. Nitekim Ömer'in tek bir meselede farklı hükümlerle hükmettiği, tüm hükümleri uyguladığı ve bu hususta şöyle dediği sabit olmuştur: "O (geçmişteki bir meselede) verdiğimiz bir hükümdür. Bu da (şimdi) verdiğimiz bir hükümdür." İbn-u Kudâme bunu, el-Muğnî'de ve el-Beyhaki, el-Hakem İbn-u Mesud es-Sekafî'den rivayet etti. Bu kâdıların hükümlerinin bozulmayacağına delalet içindir. İbn-u Kudâme, el-Muğnî'de şöyle dedi: "Bir nassa ve icmâya muhalefet etmeksizin içtihadını değiştirdiğinde veya önceki içtihadına muhalefet ettiğinde bu muhalefetinden dolayı hükmü bozulmaz. Çünkü sahabe [RadiyAllahu Anhum], bu hususta icmâ etmişlerdir."

Ömer İbn-ul Hattab [RadiyAllahu Anh]'ın Ebî Musa'ya yazdığı rivayet edilen mektuptaki şu sözüne gelince: "Dün verdiğin sonra da hakkında nefsine müracaat ettiğin ve doğru olana vardığın hüküm, hakka dönmene mani olmasın. Zira hak kadimdir ve hakka dönmek batılda ısrar etmekten daha hayırlıdır." [el-Beyhaki, es-Sünen'de Saîd İbn-u Ebî Burde'den, el-Hatîb el-Bağdadî, et- Tarih'te Saîd İbn-u Ubeyh'ten ve Darukutni, Ebî'l Melîh el-Hezelî'den rivayet etti] Bu mektuptan murat, bir kimsenin dün verdiği sonra da hatalı olduğunu gördüğü bir hükmü başka bir olayda onu terk etmesi ve bu hükme muhalif olanla hükmetmesidir. Yoksa bunun manası bir kimsenin dün verdiği hükmü bozması değildir. Bunun içindir ki "Hakka dönmene" demiştir, hükmünden dönmene dememiştir. Hakka dönmek ise hatalı görüşü terk etmek ve doğru olana dönmektir. Dolayısıyla Ömer'in bu sözünde şeriata istinat ettiği sürece hükmün bozulacağına dair bir delil yoktur. Bundan dolayı İslam'da emsal hükümler (kararlar), yani şu meselenin daha önceki hükmü şöyledir diye bir şey yoktur. Bilakis daha önce bir mesele hakkında muayyen bir hüküm verildiği zaman bu hüküm, gereğince hareket etmesi yönünde hiçbir kimse için bağlayıcı değildir. Dolayısıyla kâdının zannı galibince daha doğru olan yeni hükümse bunun gibi bir mesele hakkında başka bir hüküm vermesi caizdir. Fakat daha önce hakkında hüküm verdiği aynı meselede bu hükümden vazgeçmesi ve onu değiştirmesi helal olmaz. İşte buradan İslam'da İstinaf Mahkemesi ve Temyiz Mahkemesi diye bir şey yoktur. Bilakis kadâ, kesinlik bakımından davada tek derecedir. Burada şer-i kaide şudur:

]الاجتهادلاينقضبمثله[

İçtihat misli ile bozulmaz.” Dolayısıyla herhangi bir müçtehit, diğer bir müçtehide karşı hüccet değildir. O halde diğer mahkemelerin hükümlerini bozan mahkemelerin varlığı sahih olmaz. Ancak kâdı, İslami şer-i hükümler ile hükmetmeyi terk edip küfür hükümleri ile hükmederse ya da kitaptan veya sünnetten veya icmâ-us sahabeden katî bir nassa muhalif bir hüküm ile hükmederse ya da hakkiki katil ortaya çıktıktan sonra başka bir adamı kasten adam öldürmekten kısasa mahkum etmesi gibi vakıanın hakikatine muhalif bir hüküm ile hükmederse işte tüm bu ve benzeri hallerde, kâdının hükmü bozulur. Bu, Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın şu kavlinden dolayıdır:

» مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ«

Her kim bu işimizde (dinimizde), ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, merduttur.[el-Buhari ve Muslim, Aişe [RadiyAllahu Anhâ] rivayet ettiler] Yine Ebu Davud'un Câbir İbn-u Abdullah’tan yaptığı şu rivayetten dolayıdır:

»أَنَّ رَجُلاً زَنَى بِامْرَأَةٍ، فَأَمَرَ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم فَجُلِدَ الْحَدَّ، ثُمَّ أُخْبِرَ أَنَّهُ مُحْصَنٌ فَأَمَرَ بِهِ فَرُجِمَ«

"Bir adam bir kadın ile zina etti. Bunun üzerine Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] celdedilmesini (sopa vurulmasını) emretti. Sonra evli olduğu haber verilince emretti de recmedildi." Ve Mâlik İbn-u Enes’in Muvatta'daki şu rivayetinden dolayıdır:

»أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ أُتِيَ بِامْرَأَةٍ قَدْ وَلَدَتْ فِي سِتَّةِ أَشْهُرٍ فَأَمَرَ بِهَا أَنْ تُرْجَمَ فَقَالَ لَهُ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ: لَيْسَ ذَلِكَ عَلَيْهَا إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ:{ وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا }[الأحقاف 15] وَقَالَ: {وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ }البقرة 233] فَالْحَمْلُ يَكُونُ سِتَّةَ أَشْهُرٍ فَلا رَجْمَ عَلَيْهَا فَبَعَثَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فِي أَثَرِهَا فَوَجَدَهَا قَدْ رُجِمَتْ«

"Bana bildirildi ki Osman [RadiyAllahu Anh]’a altı aylıkken doğum yapmış bir kadın getirildi. Bunun üzerine recmedilmesini emretti. Ama Ali ona şöyle dedi: “Ona recm düşmez. Çünkü Allahuteala şöyle buyuruyor:

"Onun (çocuğun) taşınması (hamilelik) ve sütten kesilmesi otuz aydır. [el-Ahkâf 15] Ve şöyle buyuruyor:

"Anneler evlatlarını iki tam yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir. [el-Bakara 233] Dolayısıyla hamilelik altı ay olur. Ona recm düşmez. Bunun üzerine Osman, (kadının) gönderilmesini emreder. Ne var ki kadının recmedilmiş olduğunu görür." Yine AbduRezzak, İmam es-Sevrî’den şöyle dediğini haber verdi:

»إذا قضى القاضي بخلاف كتاب الله، أو سنة رسول الله، أو شيء مجمع عليه، فإن القاضي بعده يرده«

Kâdı, Allah’ın kitabına veya Resulullah’ın sünnetine veya üzerinde icmâ edilmiş herhangi bir şeye aykırı hüküm verirse ondan sonra gelen kâdı (mezâlim kâdısı) onu reddedebilir.” Böylesi hükümleri bozma salahiyetine sahip olan ise mezalim kâdısıdır. 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 163: Zarara yol açan laboratuarlar men edilirler.

Madde 163: Fertler, ümmet veya devlet için zarara yol açan maddeler üreten laboratuarlara sahip olmaktan men edilirler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 50: Tenfîz muavininin şartları.

Madde 50: Tenfîz muavini, Müslüman ve erkek olmalıdır. Çünkü o, halifenin yakın çevresindendir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 24: Halife, ümmetin vekilidir.

in Halife
Madde-24: Halife, otoritede ve şeriatı infaz etmede ümmetin vekilidir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 36: Halifenin salahiyetleri

in Halife
Madde 36: Halife aşağıdaki salahiyetlere sahiptir: a. Ümmetin işlerini gözetmek için Allah’ın kitabından ve resulünün sünnetinden sahih içtihat ile istinbat edilmiş gerekli şer-i hükümleri benimser. Böylece bunlar, itaat edilmesi farz olan ve muhalefet edilmesi caiz olmayan kanunlar haline gelir. b. Devletin hem iç hem de dış siyasetinden sorumludur. Ordunun liderliğini üstlenen odur. Savaş ilan… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 48: Tefvîz muavininin denetimi, işrafı geneldir.

Madde 48: Tefvîz muavini, idarî cihaz dairelerinden herhangi birine tahsis edilmez, bilakis onun denetimi, işrafı geneldir. Zira idarî işleri yapanlar, yöneticiler değil ücretlilerdir. Tefvîz muavini ise yöneticidir. Velâyeti genel olduğundan hiçbir işte ona özel görev verilmez. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 140: Ümmetin kamu mülkiyetinde hakkı vardır.

Madde 140: Ümmetin fertlerinden her ferdin, kamu mülkiyetine giren her şeyden faydalanma hakkı vardır. Devletin tebaadan kayırdığı bir kimseye kamu mülklerini mülkiyet edinme veya kullanma izni vermesi caiz değildir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 153: Devlet, tabiyetini taşıyan herkesin işini garanti eder

Madde 153: Devlet, tabiyetini taşıyan herkes için iş bulmayı garanti eder. Devamını oku