nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Anayasa, Yargi

Madde 75: Kadâ´nın Hükmü Bağlayıcıdır.

anayasaMadde 75: Kadâ, bağlayıcı olacak şekilde hüküm bildirmektir ki o, insanlar arasındaki husumetleri ayırır veya cemaat hakkına zarar veren unsurları yasaklar veya insanlarla yönetim cihazından yönetici yada memur, halife yada emrindekilerden herhangi biri arasında çıkan anlaşmazlıkları ortadan kaldırır.

Kadâ ve meşruiyetinde asıl olan, kitap ve sünnettir. Kitaba gelince; Allahuteala şöyle buyurmuştur: … “Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet!” [el- Mâide 49] Ve şöyle buyurmuştur: … “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve resulüne davet edildiklerinde…” [en-Nûr 51] Sünnete gelince; Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] kadâyı bizzat üstleniyor ve insanlar arasında yargıda bulunuyordu. Buna örnek olarak el-Buhari, Aişe [RadiyAllahu Anhâ]’dan şöyle dediğini rivayet etti: … “Utbe İbn-u Ebî Vakkâs, kardeşi Sa’d’a, “Zem’a’nın cariyesinden doğan oğlan bendendir onu sahiplen” diye vasiyet etti. (Aişe) dedi ki: “Fetih yılı olunca Sa’d İbn-u Ebî Vakkâs onu yakalayarak dedi ki: “Bu kardeşimin oğludur kardeşim onu bana vasiyet etti.” Bunun üzerine Abdu İbn-u Zem’a dedi ki: “O, benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur, onun yatağında doğmuştur.” Derken Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e koştular ve Sa’d dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Bu kardeşimin bana vasiyet ettiği oğludur.” Abdu İbn-u Zem’a dedi ki: “Bu benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur ve onun yatağında doğmuştur.” Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] dedi ki: “Bu sana aittir ey Abdu İbn-u Zem’a.” Sonra Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] dedi ki: “Çocuk yatağa aittir, zani için de taş (taşlanmak) vardır.” Yine Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] kâdılar tayin ediyordu. Nitekim Ali [RadiyAllahu Anh]’ı Yemen’e kâdı olarak tayin etti ve ona kadâ yönünde tavsiyede bulunarak şöyle buyurdu: … “İki adam sana yargılanmak için gelirlerse, diğerinin sözünü de dinleyinceye kadar sakın ilkinin lehine hüküm verme! Nasıl hüküm vereceğini işte böyle bileceksin.” [et-Tirmizi ve Ahmed rivayet etti] Ahmed’in rivayeti şu lafız iledir: … “Taraflar senin önünde oturdukları zaman, birini dinlediğin gibi diğerini de dinleyinceye kadar sakın konuşma!” İşte bunlar, kadânın meşruiyetine delildir. Aişe’nin hadisinden Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in yargıda bulunma keyfiyeti ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki Sa’d ile Abdu İbn-u Zem’a, Zem’a’nın cariyesinin oğlu hakkında ihtilafa düştüler. Böylece onlardan biri onun kardeşinin oğlu ve diğeri onun kardeşi olduğunu iddia etti. Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], o ikisine şer’i hükmü haber verdi ki Zem’a’nın cariyesinin oğlunun Abdu İbn-u Zem’a’nın kardeşi ve çocuğun yatağa ait olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bu husustaki kadâsı, o ikisini bu hükme bağlayan şer’i hükmü bildirmek olmaktadır. Dolayısıyla Abdu İbn-u Zem’a, çocuğu aldı. İşte bu, 75. maddenin delilidir. İşte bu hadis kadâyı tarif etmekte ve bu tarif bir vakıanın vasfıdır. Ancak bu vakıa şer’i bir vakıa ve şer’i tarif de şer’i bir hüküm olmasından ötürü bu tarifin kendisinden istinbatın yapıldığı bir delili olması kaçınılmazdır. İşte bu hadis, bu maddedeki kadânın tarifinin delilidir. Bazıları kadâyı tarif ederlerken şöyle derler: “Kadâ, insanlar arasındaki husumetlerin fasledilmesidir.” Bu tarif bir yönden eksiktir. Diğer bir yönde ise Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in fiilinde ve kavlinde varit olduğu üzere kadânın vakıasının vasfı değildir. Bu ancak kadâdan çıkacak ve çıkmayacak olası sonuca ilişkin bir açıklamadır. Zira kâdı, davayı fasledebilir ama davacılar arasındaki husumeti fasledemeyebilir. Bunun içindir ki kadânın tam ve eksiksiz tarifi hadislerden istinbat edilen maddedeki tanımıdır. Sonra bu tarif, Aişe’nin hadisinde geçtiği gibi insanlar arasındaki kadâyı kapsadığı gibi Hisbe’yi de kapsar ki … Hisbe; toplum hakkına zarar veren hususlarda bağlayıcı olmak üzere şer’i hükmü bildirmektir. Aynen yiyecek yığını hakkındaki hadiste varit olduğu gibi. Nitekim Sahih-i Müslim’de Ebî Hurayra’dan şöyle rivayet edildi: … “Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] bir yiyecek yığınının yanından geçerken elini o yığının içine daldırdı. Parmağı nemli bir bölüme isabet edince şöyle buyurdu: “Bu da nedir, ey yiyeceğin sahibi?!” Adam: “Yağmur isabet etti, Yâ RasulAllah” deyince şöyle buyurdu: “Herkes onu görsün diye onu yiyeceğin üst tarafına koysaydın ya! Her kim aldatırsa benden değildir.” Ahmed, İbn-u Mâce ve ed- Dârimi’nin rivayetinde ise şöyle geçmiştir: … “Her kim bizi aldatırsa bizden değildir.” Yine yönetimden olmayıp kadâdan olmasından dolayı mezâlim davalarına bakmayı da kapsar. Zira o, yönetici aleyhindeki şikayettir. … Mezâlim; halife veya muavinlerinden veya valilerinden veya görevlilerinden biri ile insanlar arasında vukuu bulan ve yine uyarınca yargılama ve gereğince yönetim istenen şer’i nasslardan bir nassın manası hakkında ihtilafa düşen Müslümanlar arasında vukuu bulan hususlarda bağlayıcı olmak üzere şer’i hükmü bildirmektir. Mezâlim, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in fiyatlandırma hakkındaki hadisinde varit olmuştur. Zira şöyle buyurmuştur:“Ben, ne kan ne de mal hususunda herhangi bir kimseye yaptığım herhangi bir mazlime benden talep edilmeksizin Allah ile karşılaşmayı umarım.” [Ahmed, Enes İbn-u Malik kanalıyla rivayet etti] Yine Aleyhi’s Salâtu ve’s Selam’ın şu kavlinde de varit olmuştur: … “Kimin malını almışsam işte malım gelsin ondan alsın, kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım gelsin ona kısas uygulasın…” [Ebû Yale, Fadl İbn-u Abbas’tan tahric etti] El-Haysemi, Ebi Yale’nin isnadında Ata İbn-u Müslim’in bulunduğunu, İbn-u Hibban ile başkalarının onun sika olduğunu, diğerlerinin zayıf olduğunu söylediklerini ve geriye kalan ravilerin ise sika olduğunu söyledi. Bu, yöneticinin veya valinin veya görevlinin, [ … ] “mazlime” (zulüm) olduğu iddia edilen işlerinin mezâlim kâdısına götürüleceğine ve böylece mezâlim kâdısının bağlayıcı olmak üzere şer’i hükmü bildireceğine delalet etmektedir. Binaenaleyh tarif, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in hadislerinde ve fiillerinde varit olan kadânın üç türünü de kapsamaktadır ki bunlar; insanlar arasındaki husumetleri fasletmek, toplum (kamu) hakkına zarar veren unsurları men etmek ve raiyye ile yöneticiler veya raiyye ile görevliler arasında, yaptıkları işler hakkındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaktır.

Anayasanın bazı maddeleri

anayasa

Madde 78: Kâdılık görevinin şartları.

in Yargı
Madde 78: Kâdılık görevini üstlenen kimsede Müslüman, hür, âkil, bâliğ, âdil, fakih ve şer’i hükümleri olaylara tatbikatta anlayışlı olma şartları aranır. Mezâlim kâdılığı görevini üstlenenlerde ise bu şartlara ilave olarak, erkek ve müçtehit olma şartları da aranır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 39: Halifenin görev süresi ve şartları.

in Halife
Madde 39: Halife için sınırlı bir müddet yoktur. Halife, şeriatı koruyup hükümlerini uyguladığı, devlet işlerini yürütmeye güç yetirebildiği müddetçe, halinde kendisini halife olma konumundan çıkaracak bir değişiklik olmadıkça halife olarak kalır. Halinde böyle bir değişiklik meydana gelirse derhal azledilmelidir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 183: Gaye vasıtayı meşru kılmaz.

Madde 183: Gaye vasıtayı meşru kılmaz. Çünkü metot, fikrin cinsindendir. Haram ile ne vacibe ne de mubaha ulaşılır. Siyasi vesileler siyasetin metoduna aykırı olamaz. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 53: Vali ve âmillerin şartları.

in Valiler
Madde 53: Valiler Halife tarafından, âmiller ise halife tarafından ve kendilerine salahiyet verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Muavinlerdeki şartların vali ve âmillerde de bulunması şarttır. Erkek, hür, Müslüman, bâliğ, âkil, âdil ve tayin edildikleri idarede kifayet ehlinden olmalı, takva ehli ve kuvvetli kimselerden seçilmelidirler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 141: Devletin Mülkü Koruması

Madde 141: Devletin, tebaanın maslahatı olarak gördüğü herhangi bir maslahat için, mevat araziyi ve genel mülkiyet kapsamına girenleri koruma altına alması caizdir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 46: Halife, tefvîz muavininin işlerini gözden geçirir.

Madde 46: Halife, tefvîz muavininin işlerini ve icraatlarını gözden geçirmelidir ki bunlardan doğru ve uygun olanı kabul etsin, hatalı olanı da düzeltsin. Zira ümmetin işlerini yürütme, vekaleten halifeye verilir ve halifenin içtihadına bırakılır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 147: Ne zaman vergi tahsil edilir

Madde 147: Şeriatın ümmete yapmasını vacip kıldığı bütün işleri yerine getirmek için Beyt-ul Mâl’da mal yoksa bu vacip, ümmete intikal eder. Bu takdirde ümmete vergi koymak suretiyle işleri imkan dahilinde yoluna sokmak devletin hakkıdır. Şeriatın ümmete vacip kılmadığı; mahkemeler, daireler veya herhangi bir maslahatın gerçekleştirilmesi için konan resmî harçlar gibi şeylerden dolayı devletin… Devamını oku