nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Ümmet Meclisi / Anayasa

Madde 107: mmet Meclisine ve Vilayet Meclisine üyelik.

anayasaMadde-107: Hilafet Devleti’nin tabiiyetini taşıyan herkes, ister erkek ister kadın olsun ister Müslüman ister gayrimüslim olsun âkil ve bâliğ ise Ümmet Meclisine ve Vilayet Meclisine üye olma hakkına sahiptir. Fakat gayrimüslimlerin üyeliği, yöneticilerin zulmünü veya İslam’ın kötü tatbik edilmesini şikayet ile sınırlıdır.

Tabiiyet taşıyan her Müslümanın, ister erkek ister kadın olsun, âkil-bâliğ olduğunda Ümmet Meclisine üyelik hakkı ve Ümmet Meclisi üyelerini seçme hakkı vardır. Çünkü Ümmet Meclisi, yönetim kabilinden değildir ve kadının yönetici olmasını yasaklayan hadis-i şerifin kapsamına girmez. Bilakis bu, şurâ ve muhasebe kabilindendir ve erkeğin hakkı olduğu gibi kadının da hakkıdır. Zira Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’e bisetinin 13. yılında [yani hicret ettiği sene] yetmiş beş (75) Müslüman gelmişti. Bunların yetmiş üçü (73) erkek ve ikisi (2) kadın idi. Onlar hep birlikte kendisine İkinci Akabe Biati’nde biat vermişlerdi ki bu, hem harp ve kital biati idi hem de siyasi bir biat idi. Kendisine biatleri tamamlandıktan sonra onlara şöyle dedi: … “Bana aranızdan, kavimlerinin üzerinde (temsilci) olacak on iki (12) nakip çıkarınız.” Ahmed’in Ka’b İbn-u Mâlik yoluyla tahric ettiği uzun bir hadisin parçasıdır. İşte bu, aralarında seçim yapmaları için hepsine yönelik bir emirdi. Yalnızca erkeklere has değildi ve ne seçenler ne de seçilenler noktasında kadınları istisna etmişti. [ … ] “Mutlak, -takyit delil varit olmadıkça- mutlaklığı üzere câri olur” Yine [ … ] “Umum, - tahsis delil varit olmadıkça- umumluğu üzere câri olur.” Burada ise hem genel hem de mutlak bir ifade vardır. Ne tahsis ne de takyit delili varit olmuştur. Dolayısıyla Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in, o iki kadına da nakipler seçmelerini emrettiğine ve o iki kadın için de Müslümanların iki nakibi olarak seçilme hakkı verdiğine delalet vardır. Bir gün Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] insanların kendisine biat vermeleri için oturuyordu. Ebu Bekir ve Ömer de kendisi ile birlikte oturuyorlardı. O sırada hem erkekler hem de kadınlar kendisine biat veriyorlardı. Bu biat, İslam üzere değil ancak ve sadece yönetim üzere bir biat idi. Çünkü onlar zaten Müslüman kadınlar idi. Sonra Hudeybiye’deki Rıdvân Biati’nde, kadınlar da kendisine biat veriyorlardı ki Allahuteala, bu hususta şöyle buyurdu: [ … ] “Ey Nebi! Mümin kadınlar hiçbir şeyi Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp getirmeyeceklerine (zina mahsulü çocukları nikahlı kocalarına nispet etmeyeceklerine), hiçbir marufta sana isyan etmeyeceklerine dair biat etmek üzere sana geldikleri zaman onların biatini al. Onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir.” [el- Mumtehine 12] İşte bu biat da yönetim üzere idi. Çünkü Kuran, onların mümine kadınlar olduklarını ve o biatin marufta [Allah’ın emirlerinde] ona isyan etmemeleri üzerine olduğunu ikrar etmektedir. Buna ilaveten kadının, görüşte kendisi için vekil edinme ve başkasına vekil olma hakkı vardır. Çünkü görüş belirtme ve dolayısıyla bu hususta vekil edinme hakkı vardır. Zira vekalette, erkek olmak şart koşulmaz. O halde kadının da başkasının vekili olmaya hakkı vardır. Çünkü efendimiz Ömer’den sabit olduğuna göre kendisi, hakkında Müslümanların görüşünü almak istediği bir olay ile karşılaştığı zaman, -ki bu ister şer-i hükümler ile alakalı olsun ister yönetim ile alakalı olsun isterse devletin işlerinden herhangi bir iş hakkında olsun- Müslümanları mescide çağırıyordu. Hem erkekleri hem de kadınları çağırıyor, hepsinin görüşlerini alıyordu. Mehrin sınırlandırılması konusunda bir kadın kendisine karşı çıktığında kendi görüşünden vazgeçmişti. Müslümanların Ümmet Meclisinde hakları olduğu gibi, gayrimüslimlerin de Ümmet Meclisinde temsil edilmeye ve orada kendilerince seçilmiş naipler olmaya hakları vardır ki İslam hükümlerinin üzerlerine kötü tatbik edilmesi ve yöneticinin zulmünden kendilerine dokunan hususlar hakkındaki görüşlerini onlara niyabeten dile getirebilsinler. Çünkü Allah Subhânehu şöyle buyurmuştur: َ[ … ] “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” [en-Nahl 43] Buradaki zikir ehlinden murat ehli kitaptır. Ehli kitap ise kafir olduğu halde Allah, onlara sorulmasını emretmiştir. Dolayısıyla bu onların kendi işleri hakkında görüş bildirmeye haklarının olduğuna delalet etmektedir. Fakat bununla birlikte gayrimüslimlerin şer-i hükümler hakkında görüş belirtme hakkı yoktur. Çünkü şer-i hüküm, İslami akideden kaynaklanır. Zira bunlar, tafsilî delillerinden istinbat edilmiş amelî şer-i hükümlerdir ve bunlar, İslami akidenin belirlediği muayyen bir bakış açısına göre insanın sorunlarını çözerler. Gayrimüslim ise İslami akide ile çelişen bir akideye inanmaktadır. Onun hayata bakış açısı da İslam’ın bakış açısı ile çelişmektedir. Dolayısıyla şer-i hükümler hakkında onun görüşü alınmaz. Benzer biçimde gayrimüslimlerin, hem halifenin seçiminde hem de aralarından halife seçilmesi için hilafete aday olanların sınırlandırılmasında hakkı yoktur. Çünkü onların yönetimde hakkı yoktur. Ümmet Meclisinin salahiyetlerinden olan diğer hususlarda ise Müslüman üye gibi gayrimüslim üyenin de görüş belirtme hakkı vardır.

 

المادة 107:   لكل من يحـمل التابعية إذا كان بالغاً عاقلاً الحق في أن يكون عضواً في مجلس الأمة وفي مجلس الولاية، رجلاً كان أو امرأة مسلماً كان أو غير مسلم، إلا أن عضوية غير المسلم قاصرة على إظهار الشكوى من ظلم الحكام، أو من إساءة تطبيق الإسلام.

المادة 107:   لكل من يحـمل التابعية إذا كان بالغاً عاقلاً الحق في أن يكون عضواً في مجلس الأمة وفي مجلس الولاية، رجلاً كان أو امرأة مسلماً كان أو غير مسلم، إلا أن عضوية غير المسلم قاصرة على إظهار الشكوى من ظلم الحكام، أو من إساءة تطبيق الإسلام.

 لكل مسلم يحمل التابعية إذا كان بالغاً عاقلاً الحق في عضوية مجلس الأُمة، وله الحق في انتخاب أعضاء مجلس الأُمة، سواء أكان رجلاً أم امرأة؛ وذلك لأن مجلس الأُمة ليس من قبيل الحكم، ولا يدخل في الحديث الشريف الذي يمنع المرأة من أن تكون حاكماً، بل هو من قبيل الشورى والمحاسبة، وهو حق للمرأة كما هو حق للرجل. فالرسول صلى الله عليه وآله وسلم قد قدم عليه في السنة الثالثة عشرة للبعثة (أي السنة التي هاجر فيها) خمسة وسبعون مسلماً، منهم ثلاثة وسبعون رجلاً وامرأتان، وبايعوه جميعاً بيعة العقبة الثانية، وهي بيعة حرب وقتال، وبيعة سياسية. وبعد أن فرغوا من بيعته قال لهم جميعاً: «أَخْرِجُوا إليَّ مِنْكُمُ اثْـنَيْ عَشَرَ نَقِيباً يَكُونونَ على قَوْمِهِمْ» من حديث طويل أخرجه أحمد من طريق كعب بن مالك. وهذا أمر منه للجميع، بأن ينتخبوا من الجميع، ولم يُخصّص الرجال، ولم يستثن النساء، لا فيمن ينتخِب (بكسر الخاء)، ولا فيمن يُنتخَب (بفتحها)، والمطلق يجري على إطلاقه ما لم يرد دليل التقييد، كما أن العام يجري على عمومه ما لم يرد دليل التخصيص، وهنا جاء الكلام عاماً ومطلقاً، ولم يرد أي دليل للتخصيص والتقييد، فدل على أن الرسول صلى الله عليه وآله وسلم أمر المرأتين أن تنتخبا النقباء، وجعل للمرأتين حق انتخابهما من المسلمين نقيبتين.

 وقد جلس الرسول صلى الله عليه وآله وسلم يوماً ليبايعه الناس، وجلس معه أبو بكر وعـمـر، فبايعه الرجـال والنساء. ولم تكن هذه البيعة إلا بيعة على الحكم، لا على الإسـلام؛ لأنهـنّ كـنَّ مسـلـمـات. وبـعـد بيعة الرضوان في الحديبية، بايعته النساء أيضاً، قال تعالى:((يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ(12))) [الممتحنة]، وهذه بيعة على الحكم أيضاً؛ لأن القرآن يقرر أنهن مؤمنات، وكانت البيعة على أن لا يعصينه في معروف.

 وعلاوة على ذلك فإن للمرأة الحق في أن توكل عنها في الرأي، ويوكلها غيرها فيه؛ لأن لها حق إبداء الرأي، فلها أن توكل فيه، ولأن الوكالة لا تشترط فيها الذكورة، فلها أن تتوكَّل عن غيرها.

 ولأن الثابت عن سيدنا عمر أنه كان حين تعرض له نازلة يريد أخذ رأي المسلمين فيها، سواء أكانت النازلة تتعلق بالأحكام الشرعية، أم تتعلق بالحكم، أم بأي عمل من الأعمال التي للدولة، كان إذا عرضت له نازلة دعا المسلمين إلى المسجد، وكان يدعو النساء والرجال، ويأخذ رأيهم جميعاً، وقد رجع عن رأيه حين ردته امرأة في أمر تحديد المهور.

 وكما أن للمسلمين الحق في مجلس الأمة، فإن غير المسلمين كذلك لهم أن يتمثلوا في مجلس الأمة، ويكونوا نواباً فيه عن منتخبيهم ليبدوا الرأي نيابة عنهم في إساءة تطبيق أحكام الإسلام عليهم، وفيما يلحقهم من ظلم الحاكم.

 لأن الله سبحانه يقول: ((فاسألوا أهل الذكر إن كنتم لا تعلمون)) [النحل] والمراد بهم هنا أهل الكتاب، وأهل الكتاب كفار، وقد أمر الله بسؤالهم، فهذا دليل على أن لهم إبداء الرأي في أمورهم.

 غير أنه مع ذلك ليس لغير المسلمين الحق في إبداء الرأي في الأحكام الشرعية؛ لأن الشرع الإسلامي ينبثق عن العقيدة الإسلامية، فهو أحكام شرعية عملية مستنبطة من أدلتها التفصيلية، ولأنه يعالج مشاكل الإنسان حسب وجهة نظر معينة تعينها العقيدة الإسلامية، وغير المسلم يعتنق عقيدة تناقض العقيدة الإسلامية، ووجهة نظره في الحياة تتناقض مع وجهة نظر الإسلام، فلا يؤخذ رأيه في الأحكام الشرعية.

 وكذلك ليس لغير المسلم الحق في انتخاب الخليفة، ولا في حصر المرشحين للخلافة لينتخب منهم الخليفة؛ لأنه ليس له الحق في الحكم. أما باقي الأشياء التي من صلاحيات مجلس الأُمة، فهو كالمسلم فيها وفي إبداء الرأي بشأنها.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 191: Devletin, İslam esasına dayanmayan örgütlerle ilişkisi.

Madde 191: Devletin, İslam esasından başkasına dayanan veya İslam hükümlerinden başka hükümleri tatbik etmeye dayanan örgütlere iştirak etmesi caiz değildir. Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi uluslararası örgütlerle Arap Birliği gibi bölgesel örgütlere katılması caiz değildir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 102: Beyt-ul Mâl (Hâzine)

Madde 102: Beyt-ul Mâl, ilgili şer-i hükümlere göre biriktirme, koruma ve infak etme (harcama) yönlerinden gelirler ve giderler ile ilgilenen dairedir. Beyt-ul Mâl Dairesinin başkanına “Beyt-ul Mâl Hâzini” denir. Vilayetlerde bu daireye tabi idareler vardır. Her idarenin başkanına ise “Beyt-ul Mâl Sahibi” (Beyt-ul Mâl Amiri) denir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 188: Dış ilişkiler, İslam davetini yüklenme esasına göre kurulur.

Madde 188: İslam davetinin yüklenilmesi, üzerinde dış siyasetin dolaştığı bir eksendir ve devletin tüm diğer devletlerle ilişkileri İslam davetini yüklenme esasına göre kurulur. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 157: Devlet, tedavülde eşit davranir.

Madde 157: Devlet, malın tüm tebaa arasında tedavül etmesi için çalışır ve yalnızca belirli bir zümre arasında tedavül etmesine engel olur. Devamını oku
anayasa

Madde 16: Yönetim nizamı, vahdet nizamıdır

Madde 16: Yönetim nizamı, vahdet nizamıdır, federal nizam değildir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 169: Devlet Bankası ve muameleleri.

Madde 169: Bankaların açılması kesinlikle yasaklanır ve devletin bankasından başka bir banka olamaz. Bu banka da faizle muamelede bulunamaz ve Beyt-il Mâl’ın dairelerinden bir daire olur. Şeri hükümlere göre kredi verip mali ve finanssal işlemleri kolaylaştırır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 42: Halife ve tefvîz muâvinleri.

Madde 42: Halife kendisine, yönetim sorumluğunu taşıyacak bir veya birden fazla tefvîz muâvini tayin eder. İşleri kendi görüşüne göre yürütmesi ve kendi içtihadına göre yaptırması için bu muavine tefvîz eder. Halife vefat ettiğinde tefvîz muâvinlerinin görevleri sona erer. Yalnızca geçici emirlik süresince görevlerine devam ederler. Devamını oku