nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Genel Hükümler

Madde 14: Efalde asıl olan, şeri hükme bağlanmaktır.

Madde-14: Efalde (fiillerde) asıl olan, şeri hükme bağlanmaktır. Dolayısıyla hükmü bilinmedikçe hiçbir fiil yapılmaz. Eşyada (nesnelerde) asıl olan ise, -haramlığına dair delil bulunmadıkça- mübahlıktır.

 

Madde-14: Efalde (fiillerde) asıl olan, şeri hükme bağlanmaktır. Dolayısıyla hükmü bilinmedikçe hiçbir fiil yapılmaz. Eşyada (nesnelerde) asıl olan ise, -haramlığına dair delil bulunmadıkça- mübahlıktır.

Bir Müslüman, amellerini şeri hükümlere göre yürütmekle memurdur. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

((فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ))

“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda sana [İslam’a] muhakeme olmadıkça iman etmiş olmazlar.” [en- Nisâ 65] Ve şöyle buyurmuştur:

((وَمَا آَتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا))

 “ … Resul size neyi getirdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının.” [el-Haşr 7] Dolayısıyla bir Müslüman için aslolan şeri hükümlerle mukayyet olmasıdır. Ayrıca şeri kaide şöyledir;

 ]لا  شرع  قبل  ورود  الشرع[

“Şeriat varit olmadan şeriat yoktur.” Yani herhangi bir mesele hakkında Allah’ın hükmü varit olmadan bu mesele için hüküm yoktur demektir. Dolayısıyla bir mesele hakkında Allah’ın hükmü varit olmadan hiçbir hüküm, yani mübah hükmü verilmez. Mübah ise şeri bir hüküm olup Şâri’nin hitabı ile sabit olması kaçınılmazdır. Aksi takdirde şeri hüküm olmaz. Çünkü şeri hüküm; kulların fiillerine ilişkin Şâri’nin hitabıdır. Dolayısıyla hakkında Şâri tarafından bir hitabın varit olmadığı hiçbir şey şeri bir hüküm olmaz. Bundan dolayı mübah, haram kılan bir şeyin varit olmaması demek değildir. Bilakis mübah, mübaha dair şeri bir delilin, yani Şâri tarafından fiilde muhayyerliğin varit olup olmamasıdır. Bundan dolayı aslolan Şâr’nin hitabı ile mukayyet olmaktır mübahlık değildir. Çünkü hükmünün ispatında mübahın kendisi de Şâr’nin hitabına muhtaçtır. Bu ise genel olup hem fiilleri hem de eşyayı kapsar. Dolayısıyla bir Müslüman, bir fiili, yani herhangi bir fiili yapmak istediğinde bu fiilde Allah’ın hükmü ile mukayyet olması vacip olduğu gibi bu hükmü öğrenip onunla mukayyet oluncaya kadar onu araştırması da vaciptir. Aynı şekilde bir Müslüman, bir şeyi almak veya vermek istediğinde hangi şey olursa olsun bu şeyde Allah’ın hükmü ile mukayyet olması ona vacip olduğu gibi bu hükmü öğrenip onunla mukayyet oluncaya kadar onu araştırması da vaciptir. Nitekim ayetlerin ve hadislerin mantuku ve mefhumuyla üzerine delalet ettiği şey işte budur. Dolayısıyla bir Müslümanın şeri hüküm olmadan herhangi bir fiili yapması veya herhangi bir şey yönünde tasarrufta bulunması helal değildir. Bilakis herhangi bir fiil veya herhangi bir şeyde şeri hüküm ile mukayyet olması vaciptir. Zira Allahuteala şöyle buyurmuştur:

((الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا))

“İşte bugün, size dininizi kemale erdirdim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum.” [el-Mâide 3] Ve şöyle buyurmuştur:

((وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ))

“Bu kitabı da sana, her şey için bir açıklama olarak inzal ettik.” [en-Nahl 89] Artık Allahuteala’nın bu kavillerinden sonra Allah’ın hükmünün delilini açıklamadığı ne bir fiil ne de bir şey kalmıştır. Dolayısıyla bu iki ayeti anlamasının ardından herhangi bir kimsenin bazı fiillerin veya bazı şeylerin veya bazı vakıaların şeri hükümden yoksun olduğu görüşünde olması helal değildir. Bu ise bir delil belirtmediği veya bu hususta mükellefin dikkatini çeken bir emare, yani mükellefin hükmünün vacip mi veya haram mı veya mendup mu veya mekruh mu veya mübah mı olduğunu gösteren bir illet koymadığı için şeriatın bunları mutlak olarak ihmal ettiği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu ve benzeri sözler, İslami şeriat hakkında kuşku duymaktır. Binaenaleyh bir kimsenin, bu fiil mübahtır çünkü buna ilişkin şeri bir delil varit olmamıştır ve şeri bir delil varit olmadığında aslolan mübahlıktır demesi helal olmadığı gibi bu şey mübahtır çünkü buna ilişkin şeri bir delil varit olmamıştır ve şeri bir delil varit olmadığında aslolan mübahlıktır demesi de helal değildir. Çünkü şeriatta hakkında delilin olmadığı hiçbir fiil veya şey yoktur. Dolayısıyla bir Müslümana düşen, bir fiil veya şey hakkında Allah’ın hükmünü araştırıp onu almasıdır hakkında bir delil yok diye onu mübah kılması değildir. Ancak şeri hüküm, kulların fiillerine ilişkin Şâr’nin hitabı olduğuna göre hitap, şey için değil kulun fiilini tedavi etmek için gelmiş olur. Şey için gelmesi ise onun kulun fiili ile alakalı olması itibarıyladır. Dolayısıyla hitapta aslolan kulun fiilidir. Şey ise; ister hitap,

((كُلُوا وَاشْرَبُوا))

“Yiyiniz ve içiniz” [el- Bakara 60] gibi şeyi zikretmeden mutlak olarak fiil için gelsin isterse

(( حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ))

“Ölü, kan ve domuz eti size haram kılındı” [el-Maide 3] gibi fiili zikretmeden mutlak olarak şey için gelsin kulun fiiline bağlı olarak gelmiştir. Dolayısıyla da bu üç şey için haram hükmü ancak yemek, alış-veriş, icara ve benzerleri gibi kulun bunlara ilişkin fiiliyle alakalı olması bakımındandır. Bundan dolayı ister fiile ait bir hüküm isterse şeye ait bir hüküm olsun şeri hüküm kulun fiiline aittir. İşte fiillerde asıl olan mukayyetlik buradan gelmektedir. Çünkü hitap, sadece kulun fiiliyle alakalıdır. Ancak şeri hükümlerin tafsili delillerinin istikrası sonucunda hitabın yönü bakımından hükümlerin delili olarak gelen nasslarda fiilin delili olan nassın durumunun, şeyin delili olan nassın durumundan farklı olduğu görülür. Zira fiile ilişkin nassta hitap, fiil ile birlikte şey zikredilmiş olsun yada olmasın sadece fiile yöneltilmiştir. Mesela Allahuteala’nın şu kavilleri:

(( وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا))

“Allah, alış verişi helal, ribayı haram kıldı.” (el-Bakara 275)

(( قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ))

 “Kafirlerden yakınınızda bulunanlara karşı savaşın.” (et-Tevbe 123)

(( لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ))

 “Varlıklı olan varlığına göre infak etsin.” (et-Talak 7)

((فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ))

 “Emanet bırakılan kimse emaneti sahibine iade etsin.” (el-Bakara 283)

((كُلُوا وَاشْرَبُوا))

 “Yiyiniz ve içiniz[el-Bakara 60] Ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şu kavilleri:

«الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا»

“Alıcı ile satıcı birbirinden ayrılmadıkça muhayyerdirler (serbesttirler).” [İbn-u Ömer ve başkalarının kanalıyla muttefekun aleyh],

«أَعْطُوا الأَجِيرَ أَجْرَهُ»

"Ücretli kimseye ücretini verin.” [İbn-u Mâce, İbn-u Ömer ve el-Beyhaki Ebî Hurayra kanalıyla el-Bagavi’nin hasen dediği isnad ile rivayet ettiler] İşte bu nassların hepsinde hitap, fiile yönetilmiş ve şey zikredilmemiştir. Mesela Allahuteala’nın şu kavilleri:

((وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا))

“Hepsinden de taze et yersiniz.” (Fatır 12)

((لِتَأْكُلُوا۟ مِنْهُ لَحْمًۭا))

 “Ondan taze et yemeniz için…” (en-Nahl 14)

(( وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ))

 “Ondan hububat çıkardık. İşte onlar, bundan yerler.” (Yasin 33)

((إنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا))

 “Yetimlerin mallarını zulüm olarak (haksızlıkla) yiyenler…” [en-Nisâ 10)

((لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ))

 “Onun meyvelerinden yemeleri için…” [Yasin 35] Bunların hepsinde, şey zikredilmiş olsa da hitap fiile yöneltilmiştir. Bu tür bir hitap doğrudan kulun fiiliyle alakalıdır. Bu durum şey ile alakalı olan nasstan farklıdır. Zira onda hitap, şey ile birlikte fiil zikredilmiş olsun yada olmasın sadece şeye yöneltilmiştir. Mesela Allahuteala’nın şu kavilleri:

((حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ))

“Ölü (hayvan eti) size haram kılındı.” (el-Mâide 3)

((إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِير))

“Size ancak ölü (hayvanı), (akan) kanı, domuz etini haram kıldı.” (en-Nahl 115)

((وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً))

“Gökten su indirdik.” (Müminun 18)

((وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ))

 “Her canlı olan şeyi sudan yarattık.” [el-Enbiya 30] Ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in deniz suyu hakkındaki şu kavli:

«هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ»

“Onun suyu temiz ve ölüsü helaldir.” [Malik, Ebî Hurayra kanalıyla tahric etmiştir ve sahihtir] Bunların hepsinde hitap şeye yöneltilmiş ve şey ile birlikte fiil zikredilmemiştir. Mesela Allahuteala’nın şu kavilleri:

((إنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ))

“İçki, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun.” (el-Mâide 90)

 ))أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ ((

 “İçtiğiniz suyu gördünüz mü?” (el-Vakıa 68)

((أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ ))

 “Yaktığınız ateşi gördünüz mü?” (el-Vakıa 71)

((وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا))

“Hurma ve üzüm gibi meyvelerden içki edinirsiniz.” (en-Nahl 67)

(( نسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ ))

“Size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen tam halis süt içiriyoruz.” [en-Nahl 66] Bunların hepsinde fiil zikredilmiş olsa da hitap şeye yöneltilmiştir. Bu tür bir hitap şey ile alakalıdır. Dolayısıyla şeyin hükmü için bir beyandır. Ancak hitabın şey ile alakalı olması kulun fiilinden kopuk olarak şey açısından değil sadece kulun fiili açısından şeyin hükmünün beyan edilmesi bakımındandır. Zira kulun fiili ile ilgili olmadıkça şey için bir hükmün olması imkansızdır. Tüm bunlarla hitabın yönü bakımından nassın durumundaki farklılık ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar şeri hüküm, kulların fiillerine ilişkin Şâri’nin hitabı olarak gelmiş olsa da bu farklılık, hükmü kulun fiilinden kopuk olarak değil de kulun fiiliyle ilgili olmasına rağmen şeyin hükmünü mutlak olarak beyan eden şeye hâs hükümlerin geldiğine delalet etmektedir. İstikra sonucunda bu delalet bize göstermektedir ki şeylerin hükümleri, fiillerin hükmünü beyan etmek üzere gelen genel delil ile gelmiş olup şeylere hâs olarak gelen hükümler ise ancak fillerin delili ile gelen genel hükümden istisna mesabesindedir. Çünkü istikra sonucunda ortaya çıkmaktadır ki hitabın doğrudan fiile yönlendirildiği şeri nass, genel olarak gelmiştir. Dolayısıyla onunla alakalı olan tüm şeyler mübahtır. Çünkü fiilin veya muhayyerliğin talebi genel olup her şeyi kapsar. Dolayısıyla bu talebe göre her şey mübah olmakta ve herhangi bir şeyin haram kılınması bir nassa ihtiyaç duymaktadır. Mesela Allahuteala şöyle buyurmaktadır:

((وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ))

“O, göklerde ve yerde ne varsa kendi katından size boyun eğdirmiştir.” [el-Casiye 13] Bu demektir ki göklerde ve yerde olan şeyleri bizim için yaratmıştır. Dolayısıyla bunlar mübahtır. Ve şöyle buyurmuştur:

((وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ))

 “Allah, alış verişi helal kıldı.” [el-Bakara 275] Bu demektir ki Allah, bütün şeylerin satışını ve alımını helal kılmıştır. Dolayısıyla bunlardan herhangi bir şeyin satışının helal olması için bir delil gerekmemektedir. Çünkü genel delil, her şeyi kapsamaktadır. Dolayısıyla içki gibi bunlardan herhangi bir şeyin satılmasının haram kılınması için bir delil gerekmektedir. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

(( كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا))

 “Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin.” [el-Bakara 168] Bu demektir ki her şeyin yenmesi helaldir. Dolayısıyla herhangi bir şeyin yenmesi onu mübah kılan bir delile gerek duymamaktadır. Çünkü genel delil onu mübah kılmıştır. Ancak mesela ölü hayvan eti gibi bir şeyin yenilmesinin haram kılınması bir delile gerek duymaktadır. Allahuteala şöyle buyurmuştur:

((كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا))

  “Yiyin için israf etmeyin.” [el-A’râf 31] Bu demektir ki her şeyi içmek mübahtır. Dolayısıyla herhangi bir şeyi içmek için onu mübah kılan bir delile gerek yoktur. Çünkü genel delil onu mübah kılmıştır. Ancak mesela sarhoşluk verici gibi bir şeyin haram kılınması bir delile ihtiyaç duymaktadır. Hakeza konuşmak, yürümek, oynamak, koklamak, bakmak ve benzerleri gibi insanın fiilleri ile ilgili olan her şeyi mübah kılan genel delil varit olmuştur. Dolayısıyla herhangi bir şeyin mübah olması bir delile ihtiyaç duymamaktadır. Ancak bu fiillerle ilgili olan herhangi bir şeyin haram olması onu haram kılacak bir delile ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla içerisinde fiile yönlendirilmiş nassların geldiği deliller, şeylerin hükmünü genel ve mutlak olarak beyan etmiş olmaktadır. Dolayısıyla da bunların hükümlerini beyan eden nasslara ihtiyaç yoktur. Şeylerin genel hükmünün beyan edilmesinden sonra şeylere hâs nassların gelmesi ise şeylere hâs bu hükümlerin bunların hükmünü bu genel hükümden istisna etmek üzere geldiğine dair bir delildir. Böylece şeriatın nasslarının şeyler hakkındaki şeri hükmün onların mübah olduğunu açıklamak üzere gelmiş olmasına rağmen bunlardan bazı hükümleri istisna etmek üzere de nasslar gelmiştir. Dolayısıyla şeyler, onları haram kılan bir nass gelmedikçe mübah olmaktadır. Buradan da şu şeri kaide ortaya çıkmıştır:

 ]الأصل  في  الأشياء  الإباحة[

  “Şeylerde aslolan mübahlıktır.” İşte bunlar bu maddenin delilleridir.   

  

 

 

المادة 14: الأصـل في الأفـعـال التقيد بالحكم الشرعي، فلا يقام بفعل إلا بعد معـرفـة حكمه، والأصـل في الأشـياء الإباحة ما لم يرد دليل التحريم. 

المادة 14:   الأصـل في الأفـعـال التقيد بالحكم الشرعي، فلا يقام بفعل إلا بعد معـرفـة حكمه، والأصـل في الأشـياء الإباحة ما لم يرد دليل التحريم.

إن المسـلم مأمـور بتسيير أعماله حسب أحكام الشرع، قال تعالى: {فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ }[انساء 65]، وقال: {وَمَا آَتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا}[الحشر 7]. فالأصل في المسلم أن يتقيد بأحكام الشرع.

حكم الإباحة

وفوق ذلك فإن القاعدة الشرعية هي أنه (لا شرع قبل ورود الشرع)، أي لا حكم لأي مسألة قبل ورود حكم الله فيها. فقبل أن يرد حكم الله فيها لا تعطى أي حكم، أي لا تعطى حكم الإباحة. والإباحة حكم شرعي لا بد أن يثبت بخطاب الشارع، وإلا لا تكون حكماً شرعياً؛ لأن الحكم الشرعي هو خطاب الشارع المتعلق بأفعال العباد، فكل ما لم يرد فيه خطاب من الشارع لا يكون حكماً شرعياً، ومن هنا ليست الإباحة هي عدم ورود شيء يحرم، بل الإباحة هي ورود دليل شرعي على المباح، أي ورود التخيير بالفعل وعدمه من الشارع؛ ولهذا يكون الأصل هو التقيد بخطاب الشارع، وليس الأصل هو الإباحة، لأن الإباحة نفسها يحتاج إثبات حكمها إلى خطاب الشارع.

وجوب التقيد بالحكم الشرعي في الأفعال والأشياء

وهذا عام يشمل الأفعال والأشياء. فالمسلم إذا أراد أن يقوم بفعل، أي فعل كان، وجب عليه أن يتقيد بحكم الله في ذلك الفعل، فوجب أن يبحث عنه حتى يعرفه ويتقيد به. وكذلك إذا أراد المسلم أخذ شيء أو إعطاء شيء، أي شيء كان، وجب عليه أن يتقيد بحكم الله في ذلك الشيء، فوجب أن يبحث عنه حتى يعرفه ويتقيد به. هذا هو ما دلت عليه الآيات والأحاديث في منطوقها ومفهومها. فلا يحل لمسلم أن يقوم بأي فعل أو يتصرف تجاه أي شيء على غير الحكم الشرعي، بل يجب أن يتقيد بالحكم الشرعي في أي فعل وفي أي شيء. وبعد أن قال الله تعالى: {الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا} [المائدة 3] وقال: {هَؤُلَاءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ}[النحل 89] لم يبق فعل ولا شيء إلا بيّن الله دليل حكمه، ولا يحل لأحد بعد التفقه في هاتين الآيتين أن يذهب إلى أن يكون بعض الأفعال أو بعض الأشياء أو بعض الوقائع خالياً من الحكم الشرعي، على معنى أن الشريعة أهملته إهمالاً مطلقاً بحيث لم تنصب دليلاً أو تضع أمارة تنبه بها المكلف عليه، أي علة تدل المكلف على حكمه هل هو الإيجاب أو الحظر أو الندب أو الكراهة أو الإباحة. فإن هذا القول ومثله طعن في الشريعة الإسلامية. وعليه لا يحل لأحد أن يقول إن هذا الفعل مباح لأنه لم يرد دليل شرعي يتعلق به فالأصل الإباحة إذا لم يرد دليل شرعي، كما لا يحل لأحد أن يقول إن هذا الشيء مباح لأنه لم يرد دليل شرعي يتعلق به فالأصل الإباحة إذا لم يرد دليل شرعي؛ لأنه لا يوجد فعل أو شيء إلا وفي الشرع دليل عليه، فيجب البحث عن حكم الله في الفعل أو الشيء وأخذه لا جعله مباحاً لأنه لا دليل عليه.

الحكم الشرعي على الأفعال

 إلا أنه لما كان الحكم الشرعي هو خطاب الشارع المتعلق بأفعال العباد، فإنه يكون قد جاء الخطاب لمعالجة فعل العبد وليس للشيء، وجاء للشيء باعتباره متعلقاً بفعل العبد، فيكون الأصل في الخطاب هو فعل العبد، والشيء جاء تابعاً لفعل العبد سواء أجاء الخطاب للفعل ولم يذكر الشيء مطلقاً مثل: {كُلُوا وَاشْرَبُوا}[البقرة 60] أم جاء الخطاب للشيء ولم يذكر الفعل مطلقاً مثل:{حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ} [المائدة 3]، فإن حكم التحريم في هذه الأشياء الثلاثة إنما هو بالنسبة لتعلقها بفعل العبد المتعلق بها من أكل وبيع وشراء وإجارة وغير ذلك. ومن هنا كان الحكم الشرعي لفعل العبد سواء أكان حكماً للفعل أم حكماً للشيء، ومن هنا جاء أن الأصل في الأفعال التقيد؛ لأن الخطاب إنما هو متعلق بفعل العبد.

الحكم الشرعي  على الأشياء

 غير أنه تبين باستقراء الأدلة التفصيلية للأحكام الشرعية أن النصوص التي جـاءت أدلة على الأحكام يخـتلف فيها وضع النص الذي هو دليل الفعل عن وضع النص الذي هو دليل الشيء من حيث توجيه الخطاب. فالنص المتعلق بالفعل موجه فيه الخطاب إلى الفعل وحده سواء ذكر معه الشيء أم لم يذكر. فمثلاً :

قوله تعالى:{وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا}[البقرة 275]،{قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ} [التوبة 123]،{لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ} [الطلاق 7]، {فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ} [البقرة 283]، {كُلُوا وَاشْرَبُوا} وقول الرسول صلى الله عليه وآله وسلم: «الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا» متفق عليه من طريق ابن عمر وغيره، «أَعْطُوا الأَجِيرَ أَجْرَهُ» رواه ابن ماجه من طريق ابن عمر والبيهقي من طريق أبي هريرة بإسناد حسنه البغوي، كل هذه النصوص قد وجه فيها الخطاب للفعل ولم يذكر فيها الشيء. ومثلاً قوله تعالى: {وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا} [فاطر 12]، {وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ} [يس 33]، {ِإنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا}[النساء 10]، {لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ}[يس 35] كلها قد وجه فيها الخطاب للفعل وإن كان قد ذكر فيه الشيء.

ومثل هذا الخطاب المتعلق بفعل العبد مباشرة. وهذا الوضع يختلف عن النص المتعلق بالشيء، فإن الخطاب فيه موجه إلى الشيء وحده، سواء ذكر معه الفعل أم لم يذكر، مثلاً:

قوله تعالى: {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ} [المائدة 3]، {إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِير}ِ [النحل 115]، {وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً}[المؤمنون 18]، {وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ}[الأنبياء 30] وقوله صلى الله عليه وآله وسلم في ماء البحر: «هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ» صحيح أخرجه مالك من طريق أبي هريرة، كلها قد وجه الخطاب فيها إلى الشيء ولم يذكـر معه الفعل. ومثلاً قوله تعالى: {ِإنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ} [المائدة 90]، ) {أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ(68)} [الواقعة]، {أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ(71) }[الواقعة]، {وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا}[النحل 67]،{يُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ(66)} [النحل] كلها قد وجه فيها الخطاب للشيء وإن كان قد ذكر فيه الفعل.

ومثل هذا الخطاب متعلق بالشيء فهو بيان لحكم الشيء، ولكن تعلقه بالشيء إنما هو من حيث بيان حكمه بالنسبة لفعل العبد لا بالنسبة للشيء منفصلاً عن فعل العبد، إذ لا يتأتى أن يكون له حكم إلا بالنسبة لفعل العبد.

وبهذا كله يظهر الاختلاف في وضع النص من حيث توجيه الخطاب. وهذا الاختلاف يدل على أنه وإن كان الحكم الشرعي هو خطاب الشارع المتعلق بأفعال العباد، ولكنه جاءت أحكام خاصة بالأشياء مبيّنة لحكمها مطلقاً، وإن كان حكمها بالنسبة لفعل العبد لا بالنسبة لها منفصلة عن فعل العبد، وهذه الدلالة تبين لنا بالاستقراء أن أحكام الأشياء جاءت بالدليل العام الذي جاء مبيّناً حكم الأفعال، وأن ما جاء خاصاً بالأشياء إنما هو بمثابة استثناء من الحكم العام الذي جاء لها بدليل الأفعال؛ لأن الاستقراء قد تبين منه أن النص الشرعي الموجه فيه الخطاب إلى الفعل مباشرة قد جاء عاماً، فتكون جميع الأشياء المتعلقة به مباحة؛ لأن طلب الفعل أو التخيير كان عاماً يشمل كل شيء، فيكون كل شيء مباحاً بالنسبة إلى هذا الطلب، وتحريم شيء من الأشياء يحتاج إلى نص.

فمثلاً يقول الله تعالى: {وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ} [الجاثية 13] وهذا يعني أن الأشياء التي في السموات والتي في الأرض خلقها لنا فهي مباحة، ويقول: {وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ}[البقرة 168] وهذا يعني أن جميع الأشياء قد أحل الله بيعها وأحل شراءها، فلا يحتاج حل بيع شيء منها إلى دليل؛ لأن الدليل العام يشمل كل شيء، فتحريم بيع شيء منها كالخمر مثلاً يحتاج إلى دليل. وقال تعالى: {كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا}[البقرة 168] وهذا يعني أن أكل كل شيء حلال، فلا يحتاج أكل شيء من الأشياء إلى دليل يجعله مباحاً؛ لأن الدليل العام أباحه، وإنما تحريم أكل شيء كالميتة مثلاً يحتاج إلى دليل. وقال تعالى: {كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا} [الأعراف 31] وهذا يعني أن شرب كل شيء مباح، فلا يحتاج شرب شيء من الأشياء إلى دليل يجعله مباحاً؛ لأن الدليل العام أباحه، وإنما تحريم شرب شيء كالمسكر مثلاً يحتاج إلى دليل، وهكذا التكلم والمشي واللعب والشم والاستنشاق والنظر وغير ذلك من أفعال الإنسان قد ورد الدليل العام مبيحاً كل شيء تتعلق به هذه الأفعال، فإباحة أي شيء لا يحتاج إلى دليل، وإنما تحريم أي شيء يتعلق بها هو الذي يحتاج إلى دليل يحرمه، فتكون الأدلة التي جاءت النصوص فيها موجهة إلى الفعل قد بيّنت حكم الأشياء بياناً عاماً ومطلقاً فلا تحتاج إلى نصوص تبيّن أحكامها، فمجيء نصوص خاصة بالأشياء بعد بيان حكمها العام دليل على أن هذه الأحكام الخاصة بها جاءت تستثني حكمها من ذلك الحكم العام. وبهذا تكون نصوص الشرع جاءت مبيّنة الحكم الشرعي في الأشياء بأنها مباحة فهي مباحة، إلا أنه جاءت نصوص تستثنى منها بعض الأحكام فتكون الأشياء مباحة إلا إذا جاء نص يحرمها، ومن هنا كانت القاعدة الشرعية (الأصل في الأشياء الإباحة) وهذه هي أدلة هذه المادة.

 

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 53: Vali ve âmillerin şartları.

in Valiler
Madde 53: Valiler Halife tarafından, âmiller ise halife tarafından ve kendilerine salahiyet verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Muavinlerdeki şartların vali ve âmillerde de bulunması şarttır. Erkek, hür, Müslüman, bâliğ, âkil, âdil ve tayin edildikleri idarede kifayet ehlinden olmalı, takva ehli ve kuvvetli kimselerden seçilmelidirler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 167: Devletin para biri ancak altın ve gümüştür.

Madde 167: Devletin parası, gerek sikkeli gerek sikkesiz olarak altın ve gümüştür. Devletin bu ikisinden başka nakit çıkartması caiz değildir. Devletin, hazinesinde denk miktarda altın ve gümüş karşılığı olması koşuluyla, altın ve gümüş yerine başka bir şey çıkarması caizdir. Dolayısıyla altın ve gümüşten tamamen denk mukabilleri varsa, devletin bakır, bronz, kağıt veya benzerini çıkartıp bunları… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 172: Öğretimin gayesi.

Madde 172: Öğretimin gayesi; İslami şahsiyeti oluşturmak ve insanları, hayatın işlerine ilişkin ilimler ve bilgiler ile donatmaktır. Öğretim yöntemleri de bu gayeyi gerçekleştirecek şekilde olur. Bu gayeye götürmeyen ve bu gayenin dışına çıkan her yöntem yasaklanır. Madde 171: Öğretim siyaseti; İslami akliyet ve İslami nefsiyet oluşturmaktır. Bu siyasete göre verilecek bütün ders müfredatı… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 49: Tenfîz muavininin işi.

Madde 49: Halife tenfîz için bir muavin tayin eder. Tenfîz muavininin işi; yönetimden değil idarî işlerdendir. Dairesi de dahilî ve haricî cihetler için halifeden sadır olan hususları infaz eden ve bu cihetlerden gelenleri halifeye ulaştıran bir cihazdır. Aşağıdaki işlerde halifeden aldığını diğerlerine, diğerlerinden aldığını da halifeye ulaştıran, halife ile diğerleri arasında bir vasıtadır: a.… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 141: Devletin Mülkü Koruması

Madde 141: Devletin, tebaanın maslahatı olarak gördüğü herhangi bir maslahat için, mevat araziyi ve genel mülkiyet kapsamına girenleri koruma altına alması caizdir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 64: Ordunun livâ (sancak) ve râyeleri (bayrakları)

Madde 64: Ordu için livâlar (sancaklar) ve râyeler (bayraklar) yapılır. Halife, ordu komutanlığına tayin ettiği kişiye livâyı teslim eder. Fakat rayeleri, livâların başkanları teslim ederler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 91: Mezâlim Mahkemesin yetkisi

in Yargı
Madde 91: Mezâlim Mahkemesi, ister devlet teşkilatındaki şahıslarla ilgili olsun, ister halifenin şer’i hükümlere muhalefeti ile ilgili olsun, ister devlet başkanının benimsediği anayasa, kanun ve sair şer’i hükümlerin nasslarının anlaşılması ile ilgili olsun, ister herhangi bir vergi istemi ile ilgili olsun isterse bunlardan başka bir şey olsun her çeşit zulüm davasına bakar. Devamını oku
HABER

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Tuzak...

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Bir Tuzaktır, Bu Onun Örgüt Olmasını Asla Değiştirmez H. 01 Ramazan 1435, M. 29 Haziran 2014 tarihinde IŞİD örgütünün resmi sözcüsü Ebu Muhammed Adnani,…

IŞİD Tarafından Hilafetin İlan Edilmesi

IŞİD tarafından ilan edilen Hilafet hakkında açıklama isteyen tüm kardeşlere... es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh"Ey değerli kardeşlerim!