nusr-halifet-70-575-png8

Hilafet Devleti Anayasası Android apps olarak

Genel Hükümler

Madde 10: İslam’ın mesuliyeti Müslümanlardadır

 Madde-10: İslam’ın mesuliyetini tüm Müslümanlar taşır. Dolayısıyla İslam’da “din adamları” yoktur. Devlet, Müslümanların böyle bir hissiyata kapılmasına yönelten her şeyi yasaklamalıdır.

 

Madde-10: İslam’ın mesuliyetini tüm Müslümanlar taşır. Dolayısıyla İslam’da “din adamları” yoktur. Devlet, Müslümanların böyle bir hissiyata kapılmasına yönelten her şeyi yasaklamalıdır.

Her ne kadar müçtehitler alim olsa da alimler illa da müçtehit olacak diye bir şey yoktur. Zira alim, müçtehit de olabilir mukallit de olabilir. Bir Müslüman, şer’i hükmü onunla amel etmek üzere aldığında buna bakılır. Eğer şer’i hükmü bir müçtehitten almışsa onu taklit etmiş olur. Eğer şer’i hükmü müçtehit olmayan birisinden almışsa bu hükmü kendisinden aldığı kimseden öğrenmiş olup onu taklit etmiş olmaz. Ancak bir Müslüman hükmü, öğrenmek üzere almışsa ister müçtehitten isterse müçtehit olmayan bir kimseden almış olsun hükmü öğrenmiş olur. Dolayısıyla bu alimler, müçtehit olsunlar yada olmasınlar, din adamı değildirler. Onlardan hiç biri bir şeyi helal veya haram kılma hakkına sahip değildir. Onlar, herhangi bir şer’i hüküm karşısında diğer Müslümanlar gibidirler. İlim, içtihat ve ihtiram bakımından her ne konumda olurlarsa olsunlar onlardan birini hiç bir şekilde şer’i hükümler karşısında diğer Müslümanlardan ayırt etmek caiz değildir. Başkasına haram olan bir şey ona mubah, başkasına vacip olan bir şey ona mendup olamaz. Bilakis o, herhangi Müslüman bir fert gibidir. Bundan dolayı İslam’da Nasranilerde var olan din adamı fikri diye bir şey yoktur. Nasranilerdeki din adamı mefhumu özeldir; çünkü onlarda din adamı bir şeyi helal veya haram kılabilir. Bu lafzın Müslüman alime nakledilmesi, Nasrani bir mefhumun Müslüman alimlere nakledilmesi izlenimini uyandırır. Oysa Müslüman alimler, bir şeyi helal veya haram kılamazlar. Bundan dolayı Müslüman alimin din adamı lafzı ile isimlendirilmesi yasaklanır. Nitekim Yahudiler ve Nasranileri taklit etmekten nehyeden sarih hadisler varit olmuştur. Ebî Said el- Hudri’den Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

 »لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ دَخَلُوا فِي جُحْرِ ضَبٍّ لاَتَّبَعْتُمُوهُمْ، قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، آلْيَهُودَ وَالنَّصَارَى؟قَالَ: فَمَنْ«

“Şüphesiz siz, sizden öncekilerin sünnetlerini (yollarını) karışı karışına, arşı arşına takip edeceksiniz. Hatta onlar kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz.” Dedik ki: “Yahudiler ve Nasraniler mi?” Dedi ki: “Başka kim olabilir ki!” [Muttefekun aleyh lafız Muslim’e ait] Bu hadis, nehiy mesabesinde varit olmuştur. Madem ki nehyedilmesi bakımından Yahudileri ve Nasranileri taklit etmek böyledir o halde bu taklit, Müslümanlarda bir küfür mefhumunun oluşmasına yol açarsa nasıl olur? Müslüman alime din adamı olarak itibar edilmesi, kendi din alimlerini din adamı olarak isimlendirmeleri hususunda Nasranileri taklit etmek olduğu gibi din adamına ilişkin Nasrani bir mefhumu Müslüman alime nakletmektir. Bunun içindir ki bu, hem taklit açısından nehiy kapsamına hem de mefhumun nakledilmesi açısından şiddetle nehiy kapsamına girer. Bundan dolayı Müslüman alime din adamı denilmesi doğru olmadığı gibi alimlerin de kendilerini Nasranilerdeki din adamı mefhumunda olduğu gibi din adamları olarak görmeleri helal değildir. Bu mefhumda böyle bir şeyin olduğunu iddia eden bir kimsenin çıkması halinde ona engel olunur ve cezalandırılır. Çünkü o, haram olan bir şeyi işlemiş olur. Ayrıca Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]’in, kıyafet veya muayyen bir görüntü ile ashabına karşı bir ayrıcalığı olmamıştır. Nitekim el-Buhari, Sahih’inde Enes İbn-u Malik’ten şöyle dediğini rivayet etmiştir:

»بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ مَعَ النَّبِيِّ   فِي الْمَسْجِدِ، دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ، ثُمَّ قَالَ لَهُمْ: أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ؟- وَالنَّبِيُّ   مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ - فَقُلْنَا: هَذَا الرَّجُلُ الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ. فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ: يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ   قَدْ أَجَبْـتُك« ...

“Biz Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ile birlikte mescitte otururken devenin üzerinde bir adam çıkageldi ve hayvanını mescidin avlusuna çöktürdükten sonra onu bağladı. Sonra onlara dedi ki: “-Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] onların arasında yaslanmış olduğu halde-“ Muhammed hanginiz?” Dedik ki: “Şu yaslanan beyaz adam.” Adam ona dedi ki: “Ey Abdulmuttalib’in oğlu!” Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ona dedi ki: “Seni dinliyorum…” Bunun içindir ki bu madde konulmuştur.

 

المادة 10:   جميع المسـلمـين يحـمـلون مسـؤولية الإسـلام، فلا رجال دين في الإسـلام، وعلى الدولة أن تمـنـع كل مـا يشـعـر بوجودهم من المسلمين.

المادة 10:   جميع المسـلمـين يحـمـلون مسـؤولية الإسـلام، فلا رجال دين في الإسـلام، وعلى الدولة أن تمـنـع كل مـا يشـعـر بوجودهم من المسلمين.

 والمجتهدون وإن كانوا علماء، ولكن لا ضرورة لأن يكون العالم مجتهداً، إذ قد يكون العالم مجتهداً وقد يكون مقلداً، والمسلم إذا أخذ الحكم الشرعي ليعمل به فإنه ينظر فيه، فإن أخذه عن مجتهد يكون قد قلد ذلك المجتهد، وإن أخذه عن غير مجتهد يكون قد تعلم ذلك الحكم ممن أخذه عنه، ولا يكون قد قلده. وأما إذا أخذ المسلم الحكم ليتعلمه فإنه يكون قد تعلم الحكم، سواء أخذه عن مجتهد أم عن غير مجتهد.

فهؤلاء العلماء، مجتهدين كانوا أم غير مجتهدين، ليسوا رجال دين، فلا يملك أحد منهم أن يحل شيئاً أو يحرم شيئاً، وهم كباقي المسلمين في كل حكم من أحكام الشرع، ولا يجوز أن يتميز أحدهم عن المسلمين بشيء من أحكام الشرع، مهما بلغت منزلته في العلم والاجتهاد والاحترام، فلا يكون الحرام على غيره مباحاً له، ولا الواجب على غيره مندوباً له، بل هو كأي فرد من أفراد المسلمين؛ ولهذا فإن فكرة رجال الدين الموجودة عند النصارى لا وجود لها في الإسلام.

ومفهوم رجال الدين عند النصارى خاص؛ لأن رجل الدين عندهم يحل ويحرم، ونقل اللفظ إلى العالم المسلم يوحي بنقل المفهوم النصراني إلى علماء المسلمين، مع أن علماء المسلمين لا يحلون ولا يحرمون؛ ولهذا امتنع إطلاق لفظ رجل الدين على العالم المسلم. وقد وردت الأحاديث الصريحة في النهي عن تقليد اليهود والنصارى. عن أبي سعيد الخدري عن النبي صلى الله عليه وآله وسلم قال: «لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ دَخَلُوا فِي جُحْرِ ضَبٍّ لاَتَّبَعْتُمُوهُمْ، قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، آلْيَهُودَ وَالنَّصَارَى؟ قَالَ: فَمَنْ» متفق عليه واللفظ لمسلم. وقد ورد في مقام النهي. فتقليد النصارى واليهود من حيث هو منهي عنه، فكيف إذا كان هذا التقليد يجر إلى إيجاد مفهوم كفر لدى المسلمين؟. واعتبار العالم المسلم رجل دين هو تقليد للنصارى في إطلاقهم على علماء الدين عندهم بأنهم رجال دين، وهو أيضاً ينقل المفهوم النصراني لرجل الدين إلى العالم المسلم؛ لذلك كان داخلاً تحت النهي من ناحية التقليد، وداخلاً تحت النهي الأشد من ناحية نقل المفهوم، ولهذا لا يصح أن يقال عن العالم المسلم إنه رجل دين، ولا يحل للعلماء أن يعتبروا أنفسهم رجال دين بمفهوم رجل الدين عند النصارى، وإذا وجد أحد يدعي هذا بهذا المفهوم فإنه يمنع، ويعاقب؛ لأنه يكون قد ارتكب محرماً، على أن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم لم يكن يتميز عن أصحابه بلباس أو هيئة معينة. روى البخاري في صحيحه عن أنس بن مالك يقول: «بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وآله وسلم فِي الْمَسْجِدِ، دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ، ثُمَّ قَالَ لَهُمْ: أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ؟ - وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ - فَقُلْنَا: هَذَا الرَّجُلُ الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ. فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ: يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وآله وسلم قَدْ أَجَبْـتُكَ ...». ولذلك وضعت هذه المادة.

Anayasanın bazı maddeleri

Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 189: Islam devletinin, diğer devletlerle olan ilişkileri.

Madde 189: Devletin, dünyada kurulu diğer devletlerle olan ilişkileri şu dört husus üzerine kuruludur: Birincisi: İslami alemde kurulu devletlere, sanki tek bir beldede kuruluymuşçasına itibar edilir. Dış ilişkiler kapsamına girmezler ve onlarla olan ilişkiler dış siyasetten sayılmaz. Hepsini tek bir devlet halinde birleştirmek için çalışmak gerekir. İkincisi: Kendileriyle aramızda iktisadî… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 92: Mezâlim yargılaması

in Yargı
Madde 92: Mezâlim yargılamasında, Kadâ Meclisi şart olmadığı gibi davalının çağırılması ve bir davacının olması da şart değildir. Hiç kimse davacı olmasa bile Mezâlim Mahkemesi zulüm davalarına bakma hakkına sahiptir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 32: Hilafet makamının seçim müddeti

in Halife
Madde 32: Hilafet mansıbı (makamı); halifenin ölmesi, istifa etmesi veya azledilmesi sebepleri ile boşalırsa, hilafet mansıbının boşalma tarihinden itibaren geceleri ile birlikte üç gün içerisinde yerine bir halife nasbetmek farzdır. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 167: Devletin para biri ancak altın ve gümüştür.

Madde 167: Devletin parası, gerek sikkeli gerek sikkesiz olarak altın ve gümüştür. Devletin bu ikisinden başka nakit çıkartması caiz değildir. Devletin, hazinesinde denk miktarda altın ve gümüş karşılığı olması koşuluyla, altın ve gümüş yerine başka bir şey çıkarması caizdir. Dolayısıyla altın ve gümüşten tamamen denk mukabilleri varsa, devletin bakır, bronz, kağıt veya benzerini çıkartıp bunları… Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 140: Ümmetin kamu mülkiyetinde hakkı vardır.

Madde 140: Ümmetin fertlerinden her ferdin, kamu mülkiyetine giren her şeyden faydalanma hakkı vardır. Devletin tebaadan kayırdığı bir kimseye kamu mülklerini mülkiyet edinme veya kullanma izni vermesi caiz değildir. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 53: Vali ve âmillerin şartları.

in Valiler
Madde 53: Valiler Halife tarafından, âmiller ise halife tarafından ve kendilerine salahiyet verildiği takdirde valiler tarafından tayin edilirler. Muavinlerdeki şartların vali ve âmillerde de bulunması şarttır. Erkek, hür, Müslüman, bâliğ, âkil, âdil ve tayin edildikleri idarede kifayet ehlinden olmalı, takva ehli ve kuvvetli kimselerden seçilmelidirler. Devamını oku
Hilafet Devleti, Anayasa,

Madde 153: Devlet, tabiyetini taşıyan herkesin işini garanti eder

Madde 153: Devlet, tabiyetini taşıyan herkes için iş bulmayı garanti eder. Devamını oku
HABER

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Tuzak...

Hilafetin İlan Edilmesi IŞİD'in İçine Düştüğü Bir Tuzaktır, Bu Onun Örgüt Olmasını Asla Değiştirmez H. 01 Ramazan 1435, M. 29 Haziran 2014 tarihinde IŞİD örgütünün resmi sözcüsü Ebu Muhammed Adnani,…

IŞİD Tarafından Hilafetin İlan Edilmesi

IŞİD tarafından ilan edilen Hilafet hakkında açıklama isteyen tüm kardeşlere... es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh"Ey değerli kardeşlerim!